Nevzat Algan

Yabancı Çoban Erken Cumhuriyet Dönemi

Nevzat Algan

Türk tarım ve hayvancılığını matematiksel hesapların ötesinde, Türkiye için beka meselesi olarak ele aldığım “Yabancı Çoban” başlıklı yazı dizimde geçen hafta Osmanlı(Devlet-i Aliyye) dönemini ele almıştım. O dönemde birçok alanda olduğu gibi tarım ve hayvancılık alanında da yabancılara verilen imtiyazlar nedeniyle yerli halkın rekabet gücünün kırıldığından, birebir aynı koşullarda olmasa da günümüzde Afgan ve Suriyelilerin hatta Afrikalıların işçi/ortakçı olarak çalıştırıldığı gibi o devirde Rum ve Ermenilerin sektörde çalıştırıldığından bahsetmiştim. Osmanlı döneminde fiziksel olarak üretimden uzaklaşan, bununla birlikte ekonomik olarak kısa pazara çekilen köylünün, dönemin savaş koşullarının da etkisiyle toprağını İngiliz, Fransız ve daha pek çok millete sattığını/satmak zorunda kaldığını örnekleriyle anlatmıştım. Toprak satışına zemin hazırlayan şartlar, köylünün üretimden çekilmesi ve neticesinde yarı sömürge olmuş, tüketici toplum haline dönüşmenin yıkılışımızdaki payının ilk sırada yer alabilme ihtimalini yorumlarınıza bırakmıştım.

Şimdi Erken Cumhuriyet Dönemi ile devam edelim, 

Tarihçiler ve sosyal bilimciler tarafından kullanılan bir tabir olan Erken Cumhuriyet Dönemi’nde yani 1923-1950 yılları arasında tam manasıyla Milli bir kalkınma politikası izlenmiş, tarım ve hayvancılık alanında da destansı bir kurtuluş savaşı verilmiştir. Şöyle ki;

Devlet-i Aliyye’nin yabancılara sağladığı kapitülasyonlar hukuken ve fiilen kaldırıldı. Cumhuriyet ilan edildikten hemen sonra 18 Mart 1924 yılında yürürlüğe giren ve maalesef  2003 yılında mülga(kaldırılmış) olan 442 sayılı Köy Kanunun 87. Maddesi uyarınca  “Türkiye Cumhuriyeti tabiiyetinde bulunmayan gerçek kişiler, gerek kişilik hükmünde olan cemiyet ve şirketlerin” nüfusu iki binden aşağı yurt olarak tanımlanan köylerde “arazi ve emlak almaları” yasaklanmıştır. Lozan Antlaşması gereği yalnızca Türk Vatandaşlarına taşınmaz satan ülkelerin vatandaşlarına, mütekabiliyet yani karşılıklılık ön koşulu ile kent merkezlerinde bakanlar kurulu izniyle konut alımına sınırlı olarak izin verilmiştir. (Bu izinle de fiilen hiçbir konut satışı gerçekleşmedi denebilir.)

Tarım ve hayvancılık başta olmak üzere tüm branşlarda en alt birimden en üst birime yerli halkımız istihdam edilmiştir. Birçok kaynağa göre; 1914 yılında bugün Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde kalan coğrafyada, Ülke nüfusunun beşte biri olan yaklaşık 3,3 milyon Ermeni, Rum ve daha az sayıda Yahudi yaşıyordu. Rum ve Ermeniler kent merkezlerinde yaşayan Yahudilerin aksine daha çok kırsalda yaşıyor, tarımla, hayvancılıkla, inşaatla genel olarak üretimle uğraşıyorlardı. 1915’ten başlayıp Lozan Barış Antlaşması ile resmi olarak kesinleşen süreçle ve sonrasında ülkemizde yabancı nüfus yok denecek kadar azaldı. Şehit kanlarıyla sulanan Vatan Topraklarının mülkiyeti artık yeniden ait olduğu yerde Türk Milleti’ndeydi.

1923-1929 yılları arasında şartların elverdiği nispette, 1929 Dünya Ekonomik Bunalımı sonrası ise tamamen İktisadi olarak Milliyetçi, kendi yağıyla kavrulan, korumacı, içe dönük üretim ve sanayileşme modeli benimsenmiştir. Bu modele göre Türkiye tamamen öz kaynaklarıyla kendi-kendine yeten bir ülke haline gelmiştir. Bu politika 1950-53 yılları arasında kesintiye uğrasada 24 Ocak 1980 e kadar devam ettirilmiştir. 

 

 

Cumhuriyetin ilk yıllarında tarım ve hayvancılığa verilen önemi genel hatlarıyla, Cumhuriyetin kurucusundan doğrudan öğrenip, anlamanın mümkün ve daha doğru olacağını düşünüyorum. Gelin birlikte Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “1 Kasım 1937 tarihinde 5. Dönem 3. Toplanma Yılı’na”  internet erişimine açık TBMM arşivinde yer alan konuşmasına gidelim…

“Sayın Millet Vekilleri, 

Millî ekonominin temeli ziraattir.(Tarım ve hayvancılık)  Bunun içindir ki, Tarım ve hayvancılıkta kalkınmaya büyük önem vermekteyiz. Köylere kadar yayılacak programlı ve pratik çalışmalar, bu maksada erişmeyi kolaylaştıracaktır.

Fakat bu hayati işi, isabetle amacına ulaştırabilmek için, ilk önce ciddi etütlere dayalı bir ziraat siyaseti tesbit etmek ve onun içinde, her köylünün ve bütün vatandaşların kolayca kavrayabileceği ve severek tatbik edebileceği bir ziraat rejimi kurmak lazımdır. Bu siyaset ve rejimde, önemli yer alabilecek başlıca noktalar şunlar olabilir:

Bir defa, memlekette topraksız çiftçi bırakılmamalıdır. (Bravo sesleri, alkışlar.)Bundan daha önemli olanı ise, bir çiftçi ailesini geçindirebilen toprağın hiçbir sebep ve suretle bölünemez bir mahiyet almasıdır. (Alkışlar.) Büyük çiftçi ve çiftlik sahiplerinin işletebilecekleri arazi genişliği, arazinin bulunduğu memleket bölgelerinin nüfus kesafetine(yoğunluğuna) ve toprak verim derecesine göre sınırlandırılmak(aşırı büyümeyi engellemek) lazımdır.

Küçük, büyük bütün çiftçilerin iş vasıtalarını(tarım araçlarını) arttırmak, yenileştirmek ve korumak tedbirleri vakit geçirilmeden alınmalıdır. Herhalde en küçük bir çiftçi ailesi, bir çift hayvan sahibi kılınmalıdır; bunda ideal olan öküz değil, beygir olmalıdır. Öküz, ancak bazı şartların henüz temini güç bölgelerde hoş görülebilir. Köylüler için umumiyetle pulluğu pratik ve faydalı bulurum. Traktörler büyük çiftçilere tavsiye olunabilir. Köyde ve yakın köylerde müşterek harman makineleri kullandırmak, köylülerin ayrılmayacağı bir adet hâline getirilmelidir.

Memleketi; iklim, su ve toprak verimi bakımından, tarım ve hayvancılık bölgelerine ayırmak icap eder. Bu bölgelerin her birinde, köylülerin gözleriyle görebilecekleri, çalışmaları için örnek tutacakları verimli, modern, pratik tarım ve hayvancılık merkezleri kurulmak gerektir. Bugün, Devlet idaresinde bulunan çiftliklerin ve bunların içindeki çeşitli tarım ve hayvancılık –sanayi kurumlarının bir kısmı; tarım ve hayvancılık hayat ve faaliyetinin bütün sahalarında, her türlü teknik ve modern tecrübelerini ikmal etmiş olarak bulundukları bölgelerde en faydalı tarım ve hayvancılık usul ve sanatlarını yaymaya hazır bulunmaktadırlar. Bu, Vekâlet(bakanlık) için büyük kolaylıklar temin edecektir. Ancak, gerek mevcut olan ve gerek bütün memleket tarım ve hayvancılık bölgeleri için yeniden kurulacak tarım ve hayvancılık merkezlerinin, sekteye uğramadan tam verimli faaliyetlerini; şimdiye kadar olduğu gibi Devlet bütçesine ağırlık vermeksizin kendi gelirleriyle kendi varlıklarının idaresi ve inkişafını temin edebilmeleri için, bütün bu kurumlar birleştirilerek geniş bir işletme kurumu teşkil olunmalıdır.

Bir de, başta buğday olmak üzere, bütün gıda ihtiyaçlarımızla endüstrimizin dayandığı türlü iptidaî maddeleri temin ve haricî ticaretimizin esasını teşkil eden çeşitli mahsullerimizin ayrı ayrı her birinde, miktarını artırmak, kalitesini yükseltmek, istihsal(üretim) masraflarını azaltmak, hastalık ve düşmanlarıyla uğraşmak için gereken teknik ve kanunî her tedbir vakit geçirilmeden alınmalıdır.

Orman servetimizin korunması lüzumuna ayrıca işaret etmek isterim. Ancak bunda mühim olan, koruma esaslarını; memleketin türlü ağaç ihtiyaçlarını devamlı olarak karşılaması icab eden ormanlarımızı muvazeneli(dengeli) ve teknik bir surette işleterek istifade etmek esası ile makul bir surette telif etmek mecburiyeti vardır. Buna, Büyük Kamutay’ın(parlamento) layık olduğu ehemmiyeti vereceğine şüphe yoktur.

Dış ticarette takip ettiğimiz ana prensip, ticaret muvazenemizin(denge) aktif karakterini muhafaza etmektir. Çünkü Türkiye tediye(ödeme) muvazenesinin en mühim esası bunu teşkil eder. Son yılların rakamları ve geçirdiğimiz senenin bugüne kadar gösterdiği seyir ve istikamet, takip ettiğimiz prensibin elde edilmiş müsbet neticelerini göstermektedir.

Kontenjan usulü, muayyen anlaşma şartlarımızı kabul etmiş memleketler için büsbütün kaldırılmıştır. Bu memleketlerden piyasanın kayıtsız, şartsız ithalat yapabilmesi temin edilmiştir. 

Dış ticaret politikamızın hususiyeti şudur:

İç ve dış vaziyet icaplarını daima karşılamak suretiyle seyirlerine intibak etmek. İç ticarete gelince, bunda en önde gördüğümüz esas, teşkilatlandırma ve muayyen tipler üzerinde işleme ve rasyonel çalışmadır. Kesin zaruret olmadıkça piyasalara karışılmaz; bununla beraber, büyük bir piyasa da başıboş değildir.

Sırası gelmişken Cumhuriyetin tüccar telakkisini de kısaca ifade edeyim: 

Tüccar, milletin emeği ve üretimini kıymetlendirmek için, eline ve zekâsına emniyet edilen ve bu emniyete liyakat göstermesi gereken adamdır. (Bravo sesleri, alkışlar.)Bu bakımdan, ihracatçılar hakkındaki kanun, murakabe(denetim) hakkındaki kanun, teşkilatlandırma hakkındaki hükümler müsbet neticelerini vermektedir. İhracat mallarımızın, Hükûmetin yakın kontrolü altında satışlarının teşkilatlandırılması mühimdir.Bunu göz önünde tutan Ekonomi Vekâleti, geçen yıl içinde İzmir’de, Ege ve Trakya bölgelerinde çeşitli mevzulara ait satış kooperatifleri teşkil etmiş ve onları faaliyete geçirmiştir. Önümüzdeki yıl içinde, başta fındık olmak üzere diğer belli başlı mahsullerimizi de alakalandıran birlikleri vücuda getirmelidir.

Sayın arkadaşlar, 

Endüstrileşmek, en büyük millî davalarımız arasında yer almaktadır. Çalışması ve yaşaması için ekonomik elemanları memleketimizde mevcut olan büyük, küçük her çeşit sanayiyi kuracağız ve işleteceğiz. (Alkışlar.) En başta vatan müdafaası olmak üzere, mahsullerimizi kıymetlendirmek ve en kısa yoldan, en ileri ve refahlı Türkiye idealine ulaşabilmek için, bu bir zarurettir.

 

88 yıl önceki konuşmayı maddeler halinde günümüz Türkçesiyle sadeleştirmek gerekirse,

Tarım ve hayvancılık alanında Atatürk ilkelerini şöyle özetleyebiliriz:

- Memlekette topraksız çiftçi bırakılmamalıdır. 

- Bir çiftçi ailesini geçindirebilen toprak hiçbir sebeple bölünemez bir mahiyet almalıdır. 

-Büyük çiftçi ve çiftlik sahiplerinin işletebilecekleri arazi genişliği; bölgenin nüfus yoğunluğuna ve toprağın verim derecesine göre sınırlandırılmalıdır.

- Küçük ve büyük bütün çiftçilerin tarım araçlarını artırmak, yenileştirmek ve korumak için gerekli tedbirler vakit geçirilmeden alınmalıdır.

- En küçük bir çiftçi ailesi bir çift hayvan sahibi kılınmalıdır; 

- Köylüler için umumiyetle pulluk pratik ve faydalıdır. Traktörler büyük çiftçilere tavsiye olunabilir. Köylerde ve yakın köylerde ortak harman makineleri kullanmak, köylülerin ayrılmayacağı bir adet hâline getirilmelidir.(Gereksiz tarım makinaları ile ekonomik yük arttırılmamalıdır)

- Memleket; iklim, su ve toprak verimi bakımından tarım ve hayvancılık bölgelerine ayrılmalıdır. Bu bölgelerde köylülerin gözleriyle görebilecekleri, çalışmalarında örnek alacakları verimli, modern, pratik Devlet’e ait tarım ve hayvancılık merkezleri kurulmalıdır.

- Mevcut ve yeniden kurulacak tarım ve hayvancılık merkezlerinin, mali yük oluşturmadan kendi gelirleriyle faaliyetlerini sürdürebilmeleri için bütün bu kurumlar birleştirilerek geniş bir işletme kurumu teşkil olunmalıdır.

- Başta buğday olmak üzere tüm gıda ihtiyaçlarımızı ve sanayinin dayandığı hammaddeleri sağlamak; ihracat ürünlerinde miktarı artırmak, kaliteyi yükseltmek, üretim masraflarını azaltmak, hastalık ve zararlılarla mücadele için gerekli teknik ve kanunî tedbirler vakit geçirilmeden alınmalıdır.

- Orman servetinin korunması gereklidir. Ancak esas olan, ülkenin çeşitli ağaç ihtiyaçlarını karşılayacak ormanların dengeli ve teknik şekilde işletilmesi ile koruma esaslarını uyumlu hâle getirmektir. 

- İç ve dış şartların gerektirdiği durumları daima karşılamak ve bu şartlara göre uyum sağlamak gerekir.

- Kesin zaruret olmadıkça serbest piyasaya müdahale edilmez; bununla beraber, büyük bir piyasa da başıboş bırakılamaz.(Devlet üreticiyi serbest piyasaya ezdirmez)

- Tüccar, milletin emeği ve üretimini kıymetlendirmek için eline ve zekâsına güvenilen ve bu güvene layık olması beklenen adamdır.(Tüccar üreticiyi sömürmez)

- Endüstrileşmek, en büyük millî davalarımız arasında yer almaktadır. Çalışması ve yaşaması için hammaddeleri memleketimizde mevcut olan büyük, küçük her çeşit sanayiyi kuracağız ve işleteceğiz. En başta vatan müdafaası olmak üzere, tarım ve hayvancılık ürünlerini kıymetlendirmek ve en kısa yoldan, en ileri ve refahlı Türkiye idealine ulaşabilmek için bu bir zarurettir.

Erken Cumhuriyet Dönemi’nde bu ilkelere bağlı kalınarak gerçekten çok büyük atılımlar yapıldı. Köylünün sırtındaki ağır vergilerin kaldırılması, yabancılara arazi satışının yasaklanması, ekonomik desteklemeler, üretilen ürünlerin ederinde alınıp değerlendirilmesi, topraksız köylüye toprak verilmesi, kurulan örnek çiftlikler, üretimhaneler, laboratuvarlar, kombinalar, sanayi tesisleri ve eğitim seferberliği ve daha memlekete faydalı nice hizmetler…

Erken Cumhuriyet Dönemi’nde köylü-çiftçi-üretici her bakımdan korundu ve desteklendi. Devlet köylüyü himaye etti korudu. Serbest piyasanın acımasız çarklarının arasında ezilmekten korudu. Köylünün Milletin efendisi olduğu gerçeğine göre hakaret edildi. Kaldığımız yerden devam etmek üzere…

Açıklama: image

 

1 Şubat 1938 Koyunculuktan elde edilen yünlerin işlendiği Sümerbank Bursa Merinos Dokuma Fabrikası

Açıklama: https://www.merinosakkm.com/yuklenen/icerikler/1562448750/b-akkm-tarihce-15777746136270.jpg

Yazarın Diğer Yazıları