Kamu Yönetimi Uzmanı ve Kamu Muhasebe Yetkilisi Süleyman Güneş yeni bir yazı kaleme aldı. Güneş kaleme aldığı yazısında " Ahın Bulamayacağı Adres Yoktur, konulu yazısında önemli bir konuyu aktardı.
Güneş’in yazısına şöyle devam etti. Adresin Değişmediği Hakikat. Bu derin ve etkileyici söz, mazlumun ahının, ilahi adalet mekanizmasında en gizli, en uzak veya en korunaklı görünen yere bile er ya da geç ulaşacağını ifade eden güçlü bir Türk atasözü/deyişidir.
Hz. Ömer’in (r.a.) hilafeti döneminde Fırat kenarında bir koyun kaybolsa bunun bile hesabını vermekten korkması, devlet yönetiminde ve insan ilişkilerinde "kul hakkının" ve "ah almanın" ne kadar ağır bir yük olduğunu gösteren en somut mirastır.
Hayatın akışı içerisinde bazen haksızlığa uğrayanlar seslerini duyaramaz, haklarını arayamaz ya da adalet mekanizmalarının yavaşlığından yakınırlardı. Ancak inanç ve toplumsal hafıza, vicdanın sesini ve ilahi adaletin mutlaklığını bu deyişle özetlemiştir: Zulmeden ne kadar güçlü olursa olsun, ne kadar saklanırsa saklansın, ahın sancağı doğru adresi mutlaka bulur.
Anlamı ve Derinliği: Ahın Bulamayacağı Adres Yoktur, Adresin Değişmediği Hakikat.
İlahi Adalet: Adaletin yalnızca mahkeme salonlarından ibaret olmadığını, evrensel ve kusursuz bir nizamın işlediğini hatırlatır.
Zulmün Sonu: Haksızlıkla elde edilen hiçbir kazancın veya yaşatılan hiçbir acının karşılıksız kalmayacağını vurgular.
Vicdan Güvencesi: Çaresizlik hisseden insanlara sabır ve umut aşılayan, zaman zaman da haksızlık yapmaya yeltenenleri uyaran caydırıcı bir vicdani sınırdır. Hayatın koşturmacası içinde bazen her şeyin mubah görüldüğü, güçlü olanın haklı sayıldığı, vicdanın ve liyakatin unutturulmaya çalışıldığı bir iklimde soluk alıyoruz. Kimi zaman kürsülerden, kimi zaman makam odalarından, kimi zaman da sıradan insan ilişkilerinden yükselen bir kibir rüzgârı esiyor. Gücü elinde bulunduranlar, arkasına rüzgârı alanlar veya geçici imtiyazlarla donatılanlar, yaptıklarının yanlarına kâr kalacağını sanıyor.
Oysa tarihin, inancın ve kadim insanlık tecrübesinin bize fısıldadığı sarsılmaz bir gerçek var: "Ahın bulamayacağı adres yoktur." Bu cümle, sıradan bir teselli cümlesinden çok öte; asırlardır medeniyetimizin köklerinden süzülüp gelen, evrensel bir adalet terazisinin ve şaşmaz bir vicdan pusulasının özetidir.
Asr-ı Saadet’ten Günümüze Şaşmaz Adalet:Hak ve adalet terazisinin en hassas şekilde kurulduğu Asr-ı Saadet döneminde, Peygamber Efendimiz (S.A.V.) zulmün ve mazlumun ahının ne kadar büyük bir vebal olduğunu ümmetine en net şekilde ihtarla bildirmiştir. Hz. Muhammed (s.a.v.), mazlumun bedduasından sakınmayı emrederken şu tarihi ve sarsıcı ikazda bulunmuştur: Mazlumun bedduasından sakınınız. Çünkü onunla Allah arasında perde yoktur." (Buhârî, Zekât 63)
O kutlu dönemde ve sonrasında Ashâb-ı Kirâm, bu ilahi adaletin bilinciyle adım atmıştır. Hz. Ömer’in (r.a.) hilafeti döneminde Fırat kenarında bir koyun kaybolsa bunun bile hesabını vermekten korkması, devlet yönetiminde ve insan ilişkilerinde "kul hakkının" ve "ah almanın" ne kadar ağır bir yük olduğunu gösteren en somut mirastır. Ashap, en küçük bir haksızlığın bile mahşere kalmadan bu dünyada sarsıntılar yaratabileceğini biliyordu. Çünkü biliyorlardı ki hak sahibinin ahı, araya ne kadar mesafe ve unvan girerse girsin, doğru adresi bulmakta asla gecikmez.
Mevlânâ’nın Penceresinden: Gönül Kırıntısı ve İlahi Nizam:Medeniyetimizin irade pınarlarından Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, insan kalbinin ve ahın kâinattaki sarsıcı etkisini şu eşsiz sözüyle özetler: Kırma insan kalbini; onaracak usta yok. Kalp kırığı öyle bir şeydir ki, Cennet’te bile gülleri koklatmaz insana." Mevlânâ’ya göre insan kalbi, Cenâb-ı Hakk'ın nazar ettiği mukaddes bir makamdır. O kalbi haksızlıkla, kibirle ya da zulümle yaralayan, oradan kopan feryadı hafife alan kimse, aslında kendi yıkımının tohumunu ekmektedir. Kâinatta hiçbir ses kaybolmaz; mazlumun ahı da sessizce yükselir, evrenin dalgalarında yankılanır ve en korunaklı saraylarda oturanların dahi kapısını çalacak gücü mutlaka bulur.
Tarih boyunca Yunus Emreler, Hacı Bektaş-ı Velîler ve nice Hak dostları, insanın izzetini ve hakkını savunmayı en büyük ibadet saymış; "Hasetten, kibirden ve kul hakkından sakının" diyerek asırlar ötesinden bugüne ışık tutmuşlardır.
Kibrin Aynasında Kaybolanlar ve Evrensel Terazi: Bugün çevremize baktığımızda, hak yemenin, emeği hor görmenin, liyakati bir kenara itip sadakati veya başka hesapları merkeze koymanın kılıfına uydurulduğunu görebiliyoruz. Hak arayanların sesini bastırmak, kuralları kendi çıkarlarına göre eğip bükmek ya da insanları hor görmek bazıları için sıradan bir maharet haline gelmiş durumda.
Zannediyorlar ki sesleri çok çıktığı, koltukları güçlü olduğu veya arkalarındaki kalabalıklar gürültü kopardığı sürece bu çark böyle dönecek. Zannediyorlar ki mazlumun ahı havada kalacak, unutulacak, zamana yenik düşecek.
Ne büyük bir yanılgı!: Kanunlar gecikebilir, usuller tıkanabilir, insan hafızası unutkanlığın kurbanı olabilir. Ama evrenin kendi kurduğu, ilahi nizamın işlettiği kusursuz bir mekanizma vardır. Birinin ahı alındığında, bir insanın ekmeğiyle, umuduyla, emeğiyle veya onuruyla haksız yere oynandığında, o ah bir enerjiye, bir arayışa dönüşür. Ve o arayışın önünde hiçbir sekreterya, hiçbir koruma kalkanı, hiçbir makam kapısı duramaz. Gönül telinden kopan o sessiz feryat, en ücra köşedeki, en korunaklı zannedilen kuleye dahi gitmenin yolunu mutlaka bulur.
Vicdanın Sesi ve Umut: Bugün bu satırları kaleme alırken maksadım ne kimseye parmak sallamak ne de hamasi bir lakırdı üretmek değil sadece maksat; fırtınalı denizlerde pusulasını şaşıranlara bir vicdan freni, hakarete uğrayan, hakkı yenen, sesi kısılmaya çalışılan sessiz çoğunluğa ise Asr-ı Saadet’ten Mevlânâ’ya uzanan o kadim adalet inancıyla bir umut ışığı tutmaktır.
Unutulmasın ki; zulüm coğrafya tanımaz, unvan dinlemez. Ama ah da adres sormaz. Bugün başkalarının gözyaşına sebep olanlar, o gözyaşının damladığı toprağın bir gün kendilerini yutacağını hesap etmek zorundadırlar.
Hayat, ektiğini biçtiğin bir tarladır. Kibir tohumu ekenler fırtına biçer, adalet ve vicdan ekenler huzur bulur. Ve günün sonunda, her haksızlığın hesabı kesilir, her mazlumun hakkı sahibini bulur.
Çünkü bu âlemde, kâinatın kurulduğu günden bu yana değişmeyen tek bir hakikat vardır: Ahın bulamayacağı tek bir adres bile yoktur.
Yazımı Güzel Bir Şiirle Sonlandırmak isterim:
Adresin en sapa olanını bile şaşmaz,
Gönülden kopan ah, engeller tanımaz, aşar da aşar.
Yollar ne kadar uzun, geceler ne kadar karanlık olsa da,
O hakikat pusulası, sahibini mutlaka bulur.
Kimi zaman sessiz bir duadır dökülen dudaktan,
Kimi zaman mazlumun sinesinden kopan bir figan.
Ne kilit tutar kapıyı, ne yüksek duvarlar korur,
Mazlumun ahı, divanda hakikati er ya da geç bulur.
Selam ve sevgiyle iyi pazarlar dilerim.