Süleyman Güneş

Sev, Sevdir, Sevindir.

Süleyman Güneş

Kamu Yönetimi Uzmanı ve Kamu Muhasebe Yetkilisi Süleyman Güneş Sev, Sevdir, Sevindir’in ipuçlarıyla ilgili bir yazı kaleme aldı. Güneş yazısında, “Sev, Sevdir, Sevindir konulu yazısı içindeki anahtarı ve Hayatın Üç Kelimelik Ahlakından.” geçer dedi.
    Süleyman Güneş’e Sev, Sevdir, Sevindir, Hayatın Üç Kelimelik Ahlakı, Bazı sözler vardır; uzun uzun anlatmaya gerek bırakmaz. Birkaç kelimeyle insanın gönlüne dokunur, düşüncesine yön verir, hayatına ölçü olur.
“Sev, Sevdir, Sevindir.”
Üç kelime…
Ama bu üç kelimenin içinde bir ömürlük hayat felsefesi, bir insanlık anlayışı, bir ahlak ölçüsü ve toplum düzenine dair çok önemli mesajlar vardır.
Çünkü insanı insan yapan yalnızca sahip olduğu makam, para, bilgi, unvan veya güç değildir. İnsanı insan yapan; gönlünde taşıdığı sevgi, çevresine verdiği değer ve başkalarının hayatına kattığı iyiliktir.
Bugün dünyamızın en büyük ihtiyaçlarından biri belki de budur: 
Daha çok sevmek, sevgiyi çoğaltmak ve insanları sevindirmek.
Çünkü sevgisiz bilgi kibir üretebilir.
Sevgisiz makam baskıya dönüşebilir. Sevgisiz güç korku yaratabilir.
Sevgisiz siyaset ayrıştırabilir.
Sevgisiz yönetim insanı yalnızca bir “dosya”, “numara” veya “istatistik” olarak görebilir.
Oysa sevgi; insanı yeniden insanın merkezine koyar.
Sev: Önce Gönlünü İyilikten Yana Koy
Sevmek yalnızca duygusal bir yakınlık değildir.
Sevmek; değer vermektir.
Sevmek; anlamaya çalışmaktır.
Sevmek; karşısındakini küçümsememektir.
Sevmek; farklı düşünene düşman gözüyle bakmamaktır.
Sevmek; insanın kusurunu gördüğünde onu ezmek yerine düzeltmeye çalışmaktır.
Gerçek sevgi, yalnızca bize benzeyeni sevmek değildir.
Asıl mesele, farklılıkların içerisinde insanı görebilmektir.
Düşüncesi farklı olabilir.
Hayata bakışı farklı olabilir.
Siyasi tercihi farklı olabilir.
Mesleği, memleketi, yaşam biçimi farklı olabilir.
Ama bütün bunların ötesinde ortak bir gerçek vardır:
O da insandır.
İnsan olmanın değerini koruyabildiğimiz ölçüde toplum olmanın anlamını da koruruz.
Bu nedenle sevgi, toplum hayatının en güçlü bağlarından biridir.
Sevgi Sözle Değil, Davranışla Ölçülür, “Ben insanları seviyorum” demek kolaydır.
Asıl mesele bunu davranışa dönüştürebilmektir.
Bir yaşlı insanın halini sormak…
Bir çocuğun başını okşamak…
Bir çalışanın emeğini takdir etmek…
Bir vatandaşın derdini dinlemek…
Bir arkadaşının zor gününde yanında olmak…
Bir hata yapan insanı hemen mahkûm etmemek…
Bir ihtiyaç sahibini incitmeden yardım etmek…
Bunların her biri sevginin hayattaki karşılığıdır.
Çünkü sevgi, sadece kalpte bulunan bir duygu değildir.
Sevgi davranışa dönüşmediğinde eksik kalır.
İnsanın gerçek karakteri, güçlü olduğu zaman değil; kendisine ihtiyacı olan insan karşısında nasıl davrandığında ortaya çıkar.
Sevdir: İyiliği Kendinde Bırakma
Üç kelimenin ikincisi belki de en önemli köprü:
Sevdir.
Çünkü insanın yalnızca sevmesi yetmez.
Sevgiyi karşı tarafa hissettirmesi gerekir.
Bir anne çocuğunu sever ama çocuk bu sevgiyi hissedemiyorsa arada bir eksiklik vardır.
Bir yönetici çalışanını değerli görür ama bunu yalnızca zihninde taşıyorsa, çalışan açısından bunun anlamı yoktur.
Bir kamu görevlisi vatandaşın sorununu çözmek istiyor olabilir. Ancak vatandaşı azarlıyor, dinlemiyor, küçümsüyor veya gereksiz yere bekletiyorsa, iyi niyetin vatandaş açısından hiçbir karşılığı kalmaz. Demek ki iyi niyet kadar iyi davranış da önemlidir. İşte “sevdir” burada devreye girer.
Sevgiyi görünür hâle getir.
Saygıyı davranışa dönüştür.
Merhameti yardıma dönüştür.
Adaleti uygulamaya dönüştür.
İyiliği paylaş.
Güzelliği çoğalt.
İnsan, Kendisine Nasıl Davranıldığını Unutmaz
İnsanlar çoğu zaman söylediklerimizin tamamını hatırlamaz.
Ama kendilerine nasıl hissettirdiğimizi hatırlarlar.
Bir makam odasına giren vatandaş, kendisini dinleyen yöneticiyi hatırlar.
Bir kurumda çalışan personel, kendisine değer veren amirini hatırlar.
Bir öğrencinin hayatında, ona güvenen öğretmen iz bırakır.
Bir hastanın yanında duran sağlık çalışanı unutulmaz.
Bir zor gününde elinden tutan arkadaş kolay kolay unutulmaz.
Çünkü insanın hafızasında bazen olaylardan çok duygular kalır.
Bu nedenle yöneticilikte, kamu hizmetinde, ticarette, eğitimde, aile hayatında ve sosyal ilişkilerde en büyük sermayelerden biri insana iyi hissettirebilmektir.
Sevindir: Belki de En Güzel İyilik
Üçüncü kelime:
Sevindir.
Bence bu üç kelimenin en güzel tarafı budur.
Çünkü sevindirmek, insanın kendi mutluluğunu başkasının mutluluğuyla çoğaltmasıdır.
Bir insanı sevindirmek için her zaman büyük imkânlara ihtiyaç yoktur.
Bazen bir telefon yeter. “Nasıl olduğunu merak ettim.” demek yeter.
Bazen bir teşekkür…
Bazen bir tebessüm…
Bazen samimi bir “Allah razı olsun.”
Bazen hakkı teslim edilen bir emek…
Bazen bir çocuğa alınan küçük bir hediye…
Bazen yaşlı bir insanın poşetini taşımak…
Bazen işini kaybetmiş bir insana yeni bir kapı göstermek…
Bazen umudunu kaybetmiş bir insana: “Merak etme, yalnız değilsin.” diyebilmek yeter.

İşte hayatın gerçek zenginliği biraz da burada saklıdır. İnsanları Sevindirmek İçin Zengin Olmaya Gerek Yok, Toplumda bazen iyilik yapmanın büyük imkânlar gerektirdiğini düşünüyoruz.
Oysa iyiliğin en değerli tarafı, çoğu zaman maliyetinin çok düşük olmasıdır.
Bir selamın maliyeti yoktur.
Bir tebessümün maliyeti yoktur.
Bir teşekkürün maliyeti yoktur.
Bir gönül almanın maliyeti yoktur.
Bir insanı dinlemenin maliyeti yoktur.
Bir insanın emeğini takdir etmenin maliyeti yoktur.
Fakat bunların insan hayatındaki karşılığı çok büyüktür.
Bazen bir insanın bütün gününü değiştiren şey, sabah karşılaştığı bir kişinin söylediği güzel bir cümledir.
Bazen bir insanın yeniden umutlanmasını sağlayan şey, bir başkasının ona duyduğu güvendir.
Demek ki insanları sevindirmek için her zaman büyük şeyler yapmak gerekmiyor.
Bazen küçük bir iyilik, büyük bir yaranın üzerine merhem olabilir.
Makamlar Geçicidir, Gönüller Kalıcıdır
Hayatın önemli gerçeklerinden biri de şudur:
Makamlar geçicidir.
Görevler değişir.
Unvanlar değişir.
Koltuğa oturan değişir.
Yetkiler değişir.
Bugün alkışlayanların bir kısmı yarın başka tarafa gidebilir.
Bugün güçlü olan yarın sıradan bir vatandaş olabilir.
Ama insanın geride bıraktığı iz kolay kolay silinmez.
İnsanlar sizin hangi koltukta oturduğunuzdan çok, o koltukta otururken kendilerine nasıl davrandığınızı hatırlar.
Bu nedenle makamın gerçek değeri, insanlara hükmetmek değil; insanlara hizmet etmektir.
Yönetici olmak, insanlardan uzaklaşmak değildir.
Tam tersine, insanı daha iyi anlamak için daha fazla sorumluluk taşımaktır.
Kamu Yönetiminde “Sev, Sevdir, Sevindir”
Bu üç kelimeyi yalnızca bireysel hayatımız açısından düşünmemek gerekir.
Kamu yönetiminin de bir insan yüzü vardır.
Vatandaş, devleti çoğu zaman bir kamu görevlisinin davranışı üzerinden tanır.
Bir belediyeye giden vatandaş…
Bir devlet dairesine başvuran vatandaş…
Bir ruhsat almak isteyen esnaf…
Bir sosyal destek talebinde bulunan aile…
Bir evrakının sonucunu öğrenmek isteyen vatandaş…
Karşısında devletin bütün kurumlarını değil, çoğu zaman tek bir görevliyi görür.
Görevlinin davranışı, vatandaşın zihninde kuruma ilişkin bir iz bırakır.
Bu nedenle kamu hizmetinde nezaket bir lüks değil, hizmet kalitesinin önemli unsurlarından biridir.
Vatandaşı dinlemek…
Doğru bilgi vermek…
Mevzuatın izin verdiği ölçüde çözüm üretmek…
Yapılamayacak bir işi açıkça anlatmak…
Vatandaşı gereksiz yere kapı kapı dolaştırmamak…
Bütün bunlar iyi kamu yönetiminin temel davranış biçimleridir.
Kamu hizmetinin amacı vatandaşa üstünlük kurmak değil, kamu yararı doğrultusunda hizmet sunmaktır.
Sevgi Adaletin Yerine Geçmez; Adalet Sevgiyi Tamamlar
Burada önemli bir ayrım yapmak gerekir.
Sevgi demek, herkese farklı muamele yapmak değildir.
Gerçek sevgi, adaletsizliği meşrulaştırmaz.
Bir yöneticinin sevdiği kişiye ayrıcalık tanıması sevgi değil, kayırmacılıktır.
Bir yakınına mevzuata aykırı işlem yapılmasını sağlamak sevgi değil, kamu düzenini zedeleyen bir davranıştır.
Bir arkadaşını liyakatsiz olduğu hâlde önemli bir göreve getirmek dostluk değil, adalet duygusuna zarar veren bir tercihtir.
Bu nedenle:
Sevgi vardır, adaletle birlikte güzeldir.
Adalet yoksa sevgi, kişisel çıkarın aracı hâline gelebilir.
Liyakat yoksa iyi niyet, kamu hizmetinde yeterli olmaz.
Kamu yönetiminde insanı sevmek kadar hukuka bağlı olmak da gerekir.
Sevindirirken Hak Yememek
Bir başka önemli ölçü de budur.
Bir kişiyi sevindirmek için başka bir kişinin hakkını çiğnememeliyiz.
Bir vatandaşa kolaylık sağlarken diğer vatandaşın hakkını yok saymamalıyız.
Bir çalışana ödül verirken diğer çalışanların emeğini görmezden gelmemeliyiz.
Bir yakınımızı mutlu etmek uğruna adaletten uzaklaşmamalıyız.
Çünkü gerçek iyilik, bir kişiyi sevindirirken başka bir kişiyi üzmemektir.
En güzel sevindirme, kimsenin hakkını yemeden yapılan sevindirmedir.
Ailede Sev, Sevdir, Sevindir
Bu anlayışın ilk okulu ailedir.
Çocuklarımız bizden söylediklerimizi değil, yaptıklarımızı öğrenir.
Onlara sevgi anlatıp evde öfkeyle konuşuyorsak, çocuk sevgiyi değil öfkeyi öğrenir.
Saygıyı anlatıp başkalarını küçümsüyorsak, çocuk saygıyı değil küçümsemeyi öğrenir.
Adaletten söz edip evde ayrımcılık yapıyorsak, çocuk adaleti değil ayrıcalığı öğrenir.
Bu nedenle çocuk yetiştirmenin en güçlü yöntemi, güzel davranışı göstermektir.
Bir çocuğa:
“İyi insan ol.” demekten daha etkili olan şey, onun karşısında iyi insan olmaktır.
İş Hayatında Sev, Sevdir, Sevindir
Çalışma hayatında da aynı anlayış geçerlidir.
İnsanlar yalnızca maaş için çalışmaz.
İnsanlar aynı zamanda değer görmek ister.
Emeğinin fark edilmesini ister.
Adil davranılmasını ister.
Dinlenilmek ister.
Başarısının görülmesini ister.
Hatası olduğunda aşağılanmak değil, doğruyu öğrenmek ister.
İyi bir yönetici, çalışanını yalnızca görev yapan bir kişi olarak görmez.
Onun da hayalleri, kaygıları, ailesi, beklentileri ve onuru olduğunu bilir.
Bu nedenle iyi yöneticilik bazen büyük stratejilerden önce küçük davranışlarla başlar.
Bir çalışana:
“Eline sağlık.” demek bile yöneticilik kültürünün bir parçasıdır.
Dijital Dünyada Bile Gönül Gerçeği Değişmiyor
Teknoloji gelişiyor.
Yapay zekâ gelişiyor.
Sosyal medya büyüyor.
İletişim hızlanıyor.
Fakat insanın temel ihtiyacı değişmiyor:
Anlaşılmak.
Bugün binlerce kişiye aynı anda mesaj gönderebiliyoruz.
Ama bir insanın gönlüne dokunmak hâlâ birebir insan ilişkisi gerektiriyor.
Teknoloji bilgiyi çoğaltabilir.
Ama merhameti otomatik olarak çoğaltamaz.
Yapay zekâ birçok işi kolaylaştırabilir.
Ama insanın insana göstereceği vefanın yerini tamamen dolduramaz.
Çünkü insan, insanın sıcaklığına hâlâ ihtiyaç duyuyor.
Sevginin En Büyük Düşmanı: Kibir
İnsanları sevmemizin önündeki en büyük engellerden biri kibirdir.
Kibir insana: “Ben daha önemliyim.” dedir.
“Ben daha bilgiliyim.” dedir.
“Benim söylediğim doğrudur.” dedir.
“Benim makamım daha büyüktür.” dedir.
Oysa hayat bize defalarca gösteriyor:
Bugünün güçlü insanı yarının yardıma muhtaç insanı olabilir.
Bugünün yöneticisi yarının vatandaşı olabilir.
Bugünün gençliği yarının yaşlılığıdır.
Bugünün sağlığı yarının sınavıdır.
Bugünün makamı yarının hatırasıdır.
Bu nedenle insan, sahip olduğu imkânların geçici olduğunu unutmamalıdır.
Gönül Kırmak Kolay, Gönül Yapmak Zordur
Bir insanı kırmak bazen bir saniye sürer.
Bir cümle yeter.
Bir bakış yeter.
Bir küçümseme yeter.
Bir haksızlık yeter.
Ama kırılan gönlü yeniden kazanmak yıllar sürebilir.
Bu nedenle konuşmadan önce düşünmek gerekir.
Söylediğimiz sözün karşı tarafta nasıl bir iz bırakacağını hesaba katmak gerekir.
Haklı olmak, her zaman haklı olduğumuzu sert biçimde söylememizi gerektirmez.
Bazen doğruyu söylemenin de bir üslubu vardır.
Hakikat kadar üslup da önemlidir.
İnsanları ezmeden doğruyu anlatabilmek büyük bir erdemdir.
“Sev, Sevdir, Sevindir” Bir Hayat Ölçüsü Olabilir mi? Olabilir.
Hatta bence olmalıdır.
Sabah evden çıkarken:
Bugün kimi sevindirebilirim? diye sorabiliriz.
İşimize başladığımızda: Bugün kimin işini kolaylaştırabilirim? diyebiliriz.
Bir insanla karşılaştığımızda: Bu insana nasıl güzel bir iz bırakabilirim? diye düşünebiliriz.
Akşam eve dönerken: Bugün birinin hayatına iyilik katabildim mi? diye kendimizi sorgulayabiliriz.
İşte hayatın anlamı bazen büyük cevaplarda değil, küçük sorularda gizlidir.
Son Söz: Dünyayı Değiştirmek İstiyorsak Gönülden Başlayalım
Dünyanın bütün problemlerini tek başımıza çözemeyiz.
Bütün kötülükleri ortadan kaldıramayız.
Herkesi değiştiremeyiz.
Ama kendi davranışımızı değiştirebiliriz.
Bir insanı daha fazla dinleyebiliriz.
Bir gönlü daha az kırabiliriz.
Bir ihtiyaç sahibinin elinden tutabiliriz.
Bir çalışanın emeğini takdir edebiliriz.
Bir çocuğa umut verebiliriz.
Bir yaşlıya saygı gösterebiliriz.
Bir vatandaşa işini kolaylaştıracak doğru yolu gösterebiliriz.
Bir dostumuzun zor gününde yanında olabiliriz.
Bütün bunlar küçük görünebilir.
Ama büyük değişimler çoğu zaman küçük davranışların birikiminden doğar.
Hayatın sonunda insanın cebindeki paranın, sahip olduğu makamın veya taşıdığı unvanın ötesinde geriye başka bir şey kalır:
İnsanların gönlünde bıraktığı iz.
Kimi insanlar gelir ve hayatımızdan geçer.
Kimi insanlar gelir, hayatımızı değiştirir.
Kimi insanlar ise aramızdan ayrıldıktan sonra bile iyilikleriyle yaşamaya devam eder.
Aradaki fark çoğu zaman sahip oldukları şeylerde değil, insanlara verdikleri değerdedir.
Bu yüzden hayatı üç kelimeyle özetlemek gerekirse, belki de en güzel cümlelerden biri şudur:
Sev.
Çünkü sevgi gönlü güzelleştirir.
Sevdir.
Çünkü güzelliği paylaşmak onu çoğaltır.
Sevindir.
Çünkü başkasının yüzündeki tebessüm, insanın kendi gönlündeki huzurun en güzel yansımalarından biridir.
Ve unutmayalım: İnsan dünyaya ne kadar sahip olduğunu göstermek için değil, dünyaya ne kadar güzellik bırakabildiğini göstermek için gelmiş gibidir.
Bir gün makamlar susacak.
Bir gün alkışlar bitecek.
Bir gün kalabalıklar dağılacak.
Bir gün isimler unutulacak.
Ama güzel bir davranışın hatırası, bir insanın gönlünde yıllarca yaşayabilir.
Öyleyse gelin;
Sevelim.
Sevgiyi sevdirerek çoğaltalım.
Ve elimizden geldiğince insanları sevindirelim.
Çünkü belki de güzel bir hayatın en kısa özeti gerçekten üç kelimedir:
SEV, SEVDİR, SEVİNDİR.
Hep Sevgi ve Saygı içinde olmak dileğiyle
 

Yazarın Diğer Yazıları