Kamu Yönetimi Uzmanı ve Kamu Muhasebe Yetkilisi Süleyman Güneş yeni bir yazı kaleme aldı. Güneş kaleme aldığı yazısında " Bir Kandilden Daha Fazlası; Peygamberimizi Anlamak, Sünnetini Yaşamak, konulu yazısında önemli bir konuyu aktardı.
Güneş’in yazısına şöyle devam etti Mevlit Kandili vesilesiyle…
Kandiller, hayatımızın içinde kısa bir süreliğine yanan ışıklar değildir. Asıl mesele, o ışığın gönlümüze düşmesi ve hayatımızı aydınlatmasıdır.
Mevlit Kandili de yalnızca Hz. Muhammed Mustafa’nın (s.a.v.) dünyaya gelişini hatırladığımız bir gece olarak görülmemelidir. Bu mübarek gece, O’nu anlamak, O’nun ahlakını tanımak ve O’nun insanlığa bıraktığı rahmet, adalet ve güzel ahlak mirasını hayatımıza taşımak için bir fırsattır.
Çünkü Peygamber Efendimiz’i sevmek, sadece dil ile “Ya Resulallah” demek değildir.
O’nun sevgisi; yetimin başını okşamaktır.
O’nun sevgisi; kul hakkından sakınmaktır.
O’nun sevgisi; emanete ihanet etmemektir.
O’nun sevgisi; adaleti, kendimiz için olduğu kadar sevmediğimiz insanlar için de savunabilmektir.
O’nun sevgisi; güç elimizdeyken affedebilmektir.
O’nun sevgisi; fakirin, garibin, mazlumun ve kimsesizin yanında durabilmektir.
Ve belki de en önemlisi, Peygamberimizin güzel ahlakını kendi hayatımızda görünür hâle getirebilmektir.
Kur’an’ın anlattığı Peygamber: Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de Peygamber Efendimiz’i yalnızca bir tebliğci olarak değil, insanlığa güzel bir örnek olarak tanıtır: “Andolsun, Allah’ın Resûlü’nde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.” (Ahzâb, 33/21) İşte sünnetin özü burada saklıdır.
Sünnet, yalnızca bazı davranışların dış görünüşünü taklit etmek değildir. Sünnet; Peygamberimizin Allah’a bağlılığını, adaletini, merhametini, sabrını, dürüstlüğünü, tevazusunu ve insanlara karşı güzel muamelesini hayatımıza taşımaktır.
Kur’an-ı Kerim, Peygamber Efendimiz’in ahlakını da şöyle övgüyle anlatır: “Şüphesiz sen yüce bir ahlak üzeresin.” (Kalem, 68/4)
Hz. Âişe’ye, Resûlullah’ın ahlakı sorulduğunda verdiği cevap ise son derece anlamlıdır: “Onun ahlakı Kur’an’dı.” (Müslim, Müsâfirîn, 139)
Demek ki Peygamberimizi anlamanın en doğru yollarından biri, Kur’an’ın ortaya koyduğu ahlakı O’nun hayatında görmek ve O’nun hayatını Kur’an’ın ahlakıyla birlikte okumaktır.
O, rahmet Peygamberiydi, Yüce Allah, Peygamber Efendimiz’i şöyle tanımlar: “Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.”
(Enbiyâ, 21/107)
Rahmet… Bu kelime, Peygamber Efendimizin hayatının merkezinde duran en önemli kavramlardan biridir. O, çocuklara sevgiyle yaklaşırdı.
Nitekim Resûlullah’ın torunu Hz. Hasan’ı öptüğünü gören Akra‘ b. Hâbis, “Benim on çocuğum var, hiçbirini öpmedim.” deyince Peygamber Efendimiz: “Merhamet etmeyene merhamet edilmez.” buyurmuştur. (Buhârî, Edeb, 18; Müslim, Fedâil, 65)
Bugün çocuklarımızı seviyoruz ama onları dinliyor muyuz?
Gençlerimize nasihat ediyoruz ama onların dünyasını anlamaya çalışıyor muyuz?
Yaşlılarımıza saygı gösteriyor muyuz?
Kimsesizin elinden tutuyor muyuz?
İşte Mevlit Kandili, biraz da bu soruları kendimize sorma gecesidir.
O, adaletin Peygamberiydi
Peygamber Efendimizin hayatında adalet, kişilere göre değişen bir kavram değildi.
Yakınlık, akrabalık, makam veya servet adaletin önüne geçemezdi.
Nitekim hırsızlık yapan itibarlı bir kadının affedilmesi için aracılık edilmek istendiğinde Resûlullah’ın verdiği cevap, İslam’ın adalet anlayışını bütün açıklığıyla ortaya koymuştur:
“Sizden öncekileri helâk eden şey, içlerinden soylu biri hırsızlık yaptığında onu bırakmaları, zayıf biri hırsızlık yaptığında ise ona ceza uygulamalarıydı.”
Ardından şöyle buyurmuştur: “Muhammed’in kızı Fâtıma hırsızlık yapsaydı, onun da elini keserdim.” (Buhârî, Hudûd, 12; Müslim, Hudûd, 8-9)
Burada verilmek istenen mesaj açıktır: Adalet, dostuna başka, düşmanına başka uygulanmaz.
Bugün toplum olarak en çok ihtiyaç duyduğumuz değerlerden biri de budur.
Adalet sadece mahkeme salonlarında aranmaz.
Adalet; işyerinde vardır.
Adalet; ailede vardır.
Adalet; kamu yönetiminde vardır.
Adalet; ticarette vardır.
Adalet; görev dağılımında, işe alımda, emanet tesliminde, insanlara davranışımızda vardır.
Emanet ve liyakat: Peygamber Efendimizin hayatının önemli ilkelerinden biri de emanete sadakattir.
Kur’an-ı Kerim şöyle buyurur: “Şüphesiz Allah, size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.” (Nisâ, 4/58) Bu ayet sadece bireysel emanetleri değil, toplumun ve devletin yönetimi bakımından da üzerinde düşünülmesi gereken büyük bir ilkeyi ortaya koymaktadır.
Emanet ehline verilmelidir. Bir görev makam ise, o makam emanettir. Bir kamu görevi ise, o görev emanettir. Bir insanın hakkı bize teslim edilmişse, o hak emanettir. Bir belediyenin bütçesi yöneticilere teslim edilmişse, o kaynak emanettir. Kamu malı emanettir. Yetki emanettir. İmza emanettir.
İşte Peygamberimizin sünnetini anlamak, bu emanet anlayışını hayatın her alanında yaşatmayı gerektirir.
O, kul hakkına karşı son derece hassastı Resûlullah Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Kimin üzerinde kardeşine karşı haksızlıktan doğan bir hak varsa, dinar ve dirhemin bulunmayacağı gün gelmeden önce bugün onunla helalleşsin.” (Buhârî, Mezâlim, 10)
Bu hadis, insanı derinden düşündürmelidir.
Çünkü bazı borçlar para ile ödenebilir.
Ama bazı borçların bedeli helalliktir.
Bir insanın gönlünü kırmak…
Bir çalışanın hakkını geciktirmek…
Bir yetimin hakkına el uzatmak…
Bir insanı haksız yere küçümsemek…
Birinin emeğini sahiplenmek…
Bir insan hakkında bilmeden konuşmak…
Bunların her biri kul hakkı bakımından insanın karşısına çıkabilecek ağır sorumluluklardır.
Peygamberimizin sünnetini yaşamak istiyorsak, önce dilimize, elimizdeki imkâna ve bize verilen yetkiye sahip çıkmalıyız.
İşçinin hakkı: Peygamber Efendimiz emek ve alın terine de büyük değer vermiştir.
Kudsi hadiste Allah Teâlâ’nın kıyamet günü karşısına çıkacağını bildirdiği kişiler arasında, işçiyi çalıştırıp ücretini vermeyen kimse de zikredilir: “Ben kıyamet gününde şu üç kişinin hasmıyım…”
Bunlardan biri de: “Bir işçi çalıştırıp da onun ücretini vermeyen kimse.” (Buhârî, İcâre, 10)
Bu anlayış, çalışma hayatında çok güçlü bir ahlaki sorumluluk ortaya koymaktadır. İşçinin alın teri kurumadan hakkını vermek, sadece ekonomik bir mesele değildir; aynı zamanda ahlaki ve dini bir sorumluluktur.
O, affetmeyi bilirdi: Peygamberimizin hayatına baktığımızda, intikam almak yerine affetmenin birçok örneğini görürüz.
Mekke’nin fethi bunun en çarpıcı örneklerinden biridir.
Yıllarca kendisine ve Müslümanlara eziyet eden insanların karşısına güçlü bir şekilde çıkmıştı.
Fakat güç eline geçtiğinde intikamı değil, bağışlamayı tercih etti.
Bu bize çok önemli bir gerçeği öğretir:
Asıl büyüklük, güçsüzken sabretmek kadar, güçlüyken affedebilmektir.
Bugün hepimiz zaman zaman kırılıyoruz.
Bir sözden inciniyoruz.
Bir davranıştan rahatsız oluyoruz.
Bir haksızlıkla karşılaşıyoruz.
Fakat Peygamberimizin hayatı bize şunu öğretiyor:
Her hataya öfkeyle karşılık vermek zorunda değiliz.
Her kırgınlığı düşmanlığa dönüştürmek zorunda değiliz.
Her farklılığı kavga sebebi yapmak zorunda değiliz.
O, istişare ederdi: Peygamber Efendimiz vahyin rehberliği altında olmasına rağmen ashabıyla istişare ederdi.
Kur’an-ı Kerim şöyle buyurur: “…Onların işlerini kendi aralarında istişare ile yürütürler.”
(Şûrâ, 42/38)
Bir başka ayette ise: “İş konusunda onlarla istişare et.” (Âl-i İmrân, 3/159) Bu, yöneticiler ve toplum hayatı açısından son derece önemli bir ilkedir.
Ben bilirim anlayışı yerine birlikte düşünmek…
Ben yaptım oldu yerine istişare etmek…
Farklı fikirleri düşmanlık değil zenginlik olarak görmek…
Bunlar da Peygamberimizin örnekliğinden çıkarabileceğimiz önemli derslerdir.
O, kibirden uzak yaşadı
Resûlullah Efendimiz son derece mütevazıydı.
İnsanlarla oturur, onların arasına karışır, kendisine gösterilen aşırı saygıyı hoş karşılamazdı.
Bir hadisinde şöyle buyurmuştur: “Allah bana, birbirinize karşı mütevazı olmanızı vahyetti.”
(Müslim, Cennet, 64) Bugün makamlar insanları birbirinden uzaklaştırabiliyor. Bir koltuk, insanın karakterini değiştirebiliyor. Bir unvan, kişinin kendisini başkalarından üstün görmesine neden olabiliyor. Oysa Peygamberimizin hayatında makamın değil, ahlakın büyüklüğü vardı. İnsan, bulunduğu makamla değil; o makamdayken insanlara nasıl davrandığıyla değer kazanır. O, komşusunu gözetirdi. Peygamber Efendimiz komşuluk hukukuna büyük önem vermiştir.
Şöyle buyurmuştur: “Cebrâil bana komşuyu o kadar tavsiye etti ki, onu mirasçı kılacağını zannettim.” (Buhârî, Edeb, 28; Müslim, Birr, 140-141)
Bugün aynı apartmanda yaşayan insanların birbirini tanımadığı bir dünyada yaşıyoruz.
Yan dairemizde kim oturuyor bilmiyoruz.
Yanı başımızdaki insanın derdi var mı bilmiyoruz.
Komşumuzun sofrasında eksik olan bir şey var mı bilmiyoruz.
Oysa sünnet, sadece camide değil; komşunun kapısında da yaşanır.
O, hayvanlara bile merhamet ederdi
Peygamber Efendimizin rahmeti insanlarla sınırlı değildi.
Hayvanlara eziyet edilmesini yasaklamış, onlara iyi davranılmasını öğütlemiştir.
Bir kediyi hapsederek ölümüne sebep olan kadının azaba uğradığını bildiren hadis, hayvanlara karşı sorumluluğumuzu da hatırlatır. (Buhârî, Enbiyâ, 54; Müslim, Selâm, 151)
Demek ki merhamet, seçici bir duygu değildir.
İnsana merhamet eden, canlıya merhamet eder.
Çevreye merhamet eder.
Doğaya merhamet eder.
Hayvana merhamet eder.
Çocuğa merhamet eder.
Yaşlıya merhamet eder.
Muhtaca merhamet eder.
Peygamber sevgisi nasıl yaşanır?
Mevlit Kandilinde hepimiz “Peygamberimizi seviyoruz” diyeceğiz.
Ne güzel…
Ama kendimize şu soruyu da sormalıyız:
Benim hayatımda Peygamber sevgisinin hangi izleri var?
Öfkelendiğimde sabır var mı?
Güç sahibi olduğumda adalet var mı?
Bana ihtiyaç duyana merhamet var mı?
Emanet aldığımda sadakat var mı?
Çalışanın hakkını verirken hassasiyet var mı?
Komşuma karşı sorumluluk var mı?
Ailemle ilgileniyor muyum?
Çocuklarımı seviyor muyum?
Farklı düşünene tahammül edebiliyor muyum?
Haksızlığa uğrayanın yanında durabiliyor muyum?
Haksızlık yapan yakınım olduğunda bile adaletten ayrılabiliyor muyum?
İşte asıl mesele budur.
Çünkü Peygamber sevgisi, hayatımıza yansıdığı ölçüde anlam kazanır.
Bir kandil gecesi, binlerce güzel davranış
Belki de Mevlit Kandilini yeniden anlamlandırmanın zamanı gelmiştir.
Bir kandil gecesinde sadece mesaj göndermek yerine bir gönül alalım.
Bir kırgınla barışalım.
Bir yetimin başını okşayalım.
Bir fakirin sofrasına katkı sağlayalım.
Bir çalışanın hakkını zamanında verelim.
Bir yaşlının kapısını çalalım.
Bir komşumuzu hatırlayalım.
Bir mazlum için dua edelim.
Bir haksızlığa sessiz kalmayalım.
Bir insanı sırf bizden farklı düşünüyor diye dışlamayalım.
Ve en önemlisi, kendi nefsimize dönüp “Ben bugün Peygamberimizin hangi güzel ahlakını hayatıma taşıdım?” diye soralım.
Çünkü kandiller takvim yapraklarında değil, insanın davranışlarında anlam kazanır.
Son söz: Kandili yaşamak
Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) insanlığa sadece sözler bırakmadı.
Bir hayat bıraktı.
Bir ahlak bıraktı.
Bir adalet anlayışı bıraktı.
Bir merhamet anlayışı bıraktı.
Bir kardeşlik anlayışı bıraktı.
Bir emanet bilinci bıraktı.
Bir kul hakkı hassasiyeti bıraktı.
Bir insanlık örneği bıraktı.
Kur’an-ı Kerim bize O’nu “üsve-i hasene”, yani en güzel örnek olarak gösteriyor. Öyleyse Mevlit Kandilinde sadece O’nun doğumunu konuşmayalım.
O’nun ahlakını konuşalım.
Sadece salavat getirmekle yetinmeyelim.
O’nun güzel ahlakını yaşamaya çalışalım.
Sadece sünneti anlatmayalım.
Sünnetin ruhunu hayatımızda görünür kılalım.
Çünkü Peygamberimizi gerçekten anlamak; O’nun insanlara baktığı gibi bakabilmek, O’nun adaletini adaletimiz, merhametini merhametimiz, doğruluğunu doğruluğumuz, emanete sadakatini hayatımızın ilkesi yapabilmektir.
Ve belki de bu Mevlit Kandilinde kendimize verebileceğimiz en güzel söz şudur: “Ya Resûlallah! Seni sadece anmak değil, seni anlamak; sadece sevmek değil, sevgini ahlakımıza yansıtmak istiyoruz.” Rabbim bizleri Kur’an’ın ahlakıyla ahlaklanan, Peygamber Efendimizin sünnetini doğru anlayan, onun rahmet ve adalet yolunda yürümeye çalışan kullarından eylesin.
Peygamber Efendimizin şefaatine nail olanlardan eylesin.
Gönüllerimizi kin, kibir, haset ve düşmanlıktan arındırsın.
Bize adaleti sevdirsin.
Merhameti sevdirsin.
Doğruluğu sevdirsin.
Kul hakkından sakınmayı nasip etsin.
Ailelerimize, milletimize ve bütün İslam âlemine huzur ve esenlik versin.
Mevlit Kandilimiz mübarek olsun.
Selam ve dua ile…
Kaynakça
1. Kur’an-ı Kerim, Ahzâb Suresi, 21. ayet.
2. Kur’an-ı Kerim, Kalem Suresi, 4. ayet.
3. Kur’an-ı Kerim, Enbiyâ Suresi, 107. ayet.
4. Kur’an-ı Kerim, Nisâ Suresi, 58. ayet.
5. Kur’an-ı Kerim, Şûrâ Suresi, 38. ayet.
6. Kur’an-ı Kerim, Âl-i İmrân Suresi, 159. ayet.
7. Buhârî, el-Câmiu’s-Sahîh, Edeb, 18; Hudûd, 12; Mezâlim, 10; İcâre, 10; Edeb, 28.
8. Müslim, el-Câmiu’s-Sahîh, Fedâil, 65; Müsâfirîn, 139; Birr, 140-141; Hudûd, 8-9; Selâm, 151; Cennet, 64.
9. İbn Sa‘d, et-Tabakâtü’l-Kübrâ.
10. İbn Hişâm, es-Sîretü’n-Nebeviyye.
11. Diyanet İşleri Başkanlığı, Hadislerle İslam.