Süleyman Güneş

Bir Milletin Varlık Senedi Devlet, Bayrak ve Yüksek Şuurdur.

Süleyman Güneş

Kamu Yönetim Uzmanı ve Kamu Muhasebe Yetkilisi Süleyman Güneş yeni bir yazı kaleme aldı. Güneş kaleme aldığı yazısında " Bir Milletin Varlık Senedi; Devlet, Bayrak ve Yüksek Şuurdur, konulu yazısında önemli bir konuyu aktardı.
Güneş’in yazısına şöyle devam etti. Türk Milleti,

Bir milletin kendi vatanında hür yaşamasının, devletinin çatısı altında toplanmasının, bayrağıyla onur duymasının ve ortak bir tarih bilincine (şuura) sahip olmasının toplamıdır. Bunlar olmadan bir topluluk millet olamaz ve tarih sahnesinde kalıcı izler bırakamaz. 
"Bir milletin varlık senedi", bir toplumun tarih sahnesinde bağımsız, onurlu ve kendi kimliğiyle yaşamasının resmi belgesi ve teminatı anlamına gelir. Bu kavram; devletin gücünü, bayrağın manasını ve milli şuuru (bilinci) birbirine bağlar
Varlık Senedi: Bir tapu veya kimlik belgesi gibidir. Nasıl ki bir evin kime ait olduğunu tapu senedi gösteriyorsa, bir milletin de hür ve bağımsız bir halk olduğunu gösteren en büyük kanıt devleti ve bağımsızlık sembolleridir. 
Devlet: Milletin düzen içinde yaşamasını sağlayan, haklarını koruyan ve geleceğini inşa eden kurumsal yapıdır. Güçlü bir devlet, milleti dış tehlikelerden koruyan en sağlam kalkandır. 
    Bayrak: Bir milletin özgürlük ve bağımsızlık inancının en kutsal sembolüdür. Kumaştan öte, o milletin geçmişteki kahramanlıklarını, şehitlerin hatıralarını ve gelecek umutlarını taşır. Bayrağın dalgalanması, milletin yaşadığının ve boyunduruk kabul etmediğinin ispatıdır. 
Şuur: Milli bilinç ve farkındalıktır. Milletin nereden geldiğini bilmesi (tarih), aynı değerleri paylaşması (kültür) ve tek yürek olabilme yeteneğidir.

“Devleti ebed müddet yaşatma ülküsü, ancak millet olma şuurunu kaybetmeyen toplumların başarabileceği en büyük medeniyet yürüyüşüdür.”

Tarih, yalnızca savaşların, fetihlerin ve büyük zaferlerin kronolojisi değildir. Tarih aynı zamanda, millet olmayı başarabilenlerle bunu başaramayanların sessiz muhasebesidir. Nice kavimler vardır ki güçlü ordular kurmuş, büyük şehirler inşa etmiş, zengin hazinelere sahip olmuş; fakat ortak bir ülkü, ortak bir kimlik ve ortak bir şuur oluşturamadıkları için zamanın acımasız sayfalarında silinip gitmişlerdir.

Buna karşılık bazı milletler vardır ki en zor dönemlerde bile yeniden ayağa kalkmasını bilmiştir. Çünkü onları ayakta tutan yalnızca silahları değil; devlet aklı, milli hafızası, kültürü ve ortak idealleridir. Türk milleti de işte bu büyük milletlerden biridir.
Asya bozkırlarından Anadolu’nun bereketli topraklarına uzanan binlerce yıllık yolculuğumuz boyunca bazen devletler yıkıldı, bazen başkentler değişti, bazen sınırlar daraldı ya da genişledi. Ancak hiçbir zaman kaybolmayan bir gerçek vardı: Türk milletinin devlet kurma iradesi…

İşte bu nedenle Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün; “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir.”  Ve “Ne mutlu Türk’üm diyene!” sözleri yalnızca bir dönemin değil, millet olmanın ortak bilincinin ifadesidir. Bugün önümüze düşen bir görsel ya da kulağımıza çalınan bir slogan, aslında bize binlerce yıllık devlet geleneğimizin temel sütunlarını yeniden hatırlatmaktadır:
Devlet… Bayrak… Millet… Ülke… Dil… Ordu… Bu altı kavram birbirinden bağımsız değildir. Birisi zayıfladığında diğerleri de yara alır.

Devlet: Medeniyetin Omurgası Türk tarihinde devlet hiçbir zaman yalnızca siyasi bir organizasyon olmamıştır. Hunlardan Göktürklere…, Selçuklulardan Osmanlı’ya… , Cumhuriyet’e kadar uzanan çizgide devlet; adaletin, düzenin ve milletin ortak vicdanının adı olmuştur.
Osman Gazi’nin Şeyh Edebali’den aldığı; “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.”  öğüdü, yalnızca bir nasihat değil, Türk devlet felsefesinin özüdür.

Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethettikten sonra farklı din ve milletlere tanıdığı haklar, Kanuni Sultan Süleyman’ın hukuk anlayışı ve Cumhuriyet’in hukuk devleti ilkesi aynı kökün farklı dallarıdır.
Devlet; yalnızca yönetmek değildir. Devlet, milletin geleceğini koruyacak aklı inşa etmektir.
Bayrak: Bağımsızlığın Gökteki Yeminidir, Bir bayrağı anlamlı yapan kumaşı değildir. Onun uğruna dökülen kandır. Türk bayrağına baktığımızda yalnızca kırmızı bir zemin üzerinde hilal ve yıldız görmeyiz.

Malazgirt’i görürüz.
Çanakkale’yi görürüz.
Sakarya’yı görürüz.
15 Temmuz gecesi tankların önüne çıkan insanları görürüz.
Her dalgalanışında bize şu gerçeği hatırlatır: Bağımsızlık bedelsiz değildir.
Mehmet Âkif Ersoy’un; “Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl.” mısraları bugün hâlâ aynı heyecanı yaşatmaktadır.
Millet: Aynı Kaderi Paylaşan Büyük Aile, Millet olmak yalnızca aynı coğrafyada yaşamak değildir.
Aynı acıya üzülmek…
Aynı sevince gülmek…
Aynı bayrağın gölgesinde umut kurabilmektir.
Malazgirt’te omuz omuza savaşanlar…
Çanakkale’de yan yana şehit düşenler…
İstiklal Harbi’nde cepheye mermi taşıyan analar…
Hepsi aynı millet olmanın destanını yazmıştır.
Yahya Kemal’in dediği gibi: “Kökü mazide olan âti…” İşte millet budur. Geçmişten aldığı gücü geleceğe taşıyabilen büyük yürüyüştür.
Vatan: Üzerinde Yaşanılan Toprak Değil, Uğruna Ölünebilen Değerdir, Coğrafyalar haritalarda çizilir. Vatan ise gönüllerde, Anadolu sıradan bir toprak parçası değildir, Her karışında bir şehidin emaneti vardır. Bu nedenle vatan sevgisi romantik bir duygu değil; tarihî bir sorumluluktur. 
Namık Kemal’in “Vatan Yahut Silistre” ile ortaya koyduğu fikir, sadece edebiyat değil, milli dirilişin de sembolü olmuştur.
Türkçe: Milletin Hafızası
Bir millet önce dilini kaybeder.
Sonra hafızasını.
Ardından kimliğini.
Kaşgarlı Mahmud’un Divânu Lügati’t-Türk eserini yazmasının sebebi yalnızca kelimeleri toplamak değildi.
Türkçeyi geleceğe taşımaktı.
Yunus Emre’nin şiirleri…
Mevlânâ’nın öğütleri…
Mehmet Âkif’in dizeleri…
Hepsi aynı büyük kültür nehrinin kollarıdır.
Bugün Türkçeyi doğru kullanmak sadece dil bilgisi meselesi değildir.
Milli hafızaya sahip çıkmaktır.
Ordu: Milletin Demir Yumruğu, Mete Han ile başlayan teşkilatlanma anlayışı, yüzyıllar boyunca dünyanın birçok ordusuna örnek olmuştur. 
Türk ordusu sadece savaş kazanmadı. 
Medeniyet taşıdı.
Mazlumu korudu.
Adaleti temsil etti.
Çanakkale’de dünyanın en güçlü donanmalarına karşı gösterilen direniş, yalnızca askeri başarı değil; millet iradesinin zaferidir.
Şuur Kaybolursa Güç de Kaybolur
Bugün çağ değişiyor.
Savaşların şekli değişiyor.
Artık cepheler yalnızca sınır boylarında kurulmuyor.
Kültür üzerinden…
Dijital medya üzerinden…
Dil üzerinden…
Ekonomi üzerinden…
Kimlik üzerinden yürütülen görünmez mücadeleler yaşanıyor.
İşte tam da bu nedenle milli şuur her zamankinden daha büyük önem taşıyor.
Çocuklarımıza yalnızca matematik öğretmek yetmez.
Kim olduklarını da öğretmeliyiz.
Teknolojiyi öğretmek kadar tarihi de anlatmalıyız.
Yabancı dil öğretirken ana dil sevgisini unutmamalıyız.
Çünkü kökü sağlam olmayan hiçbir ağacın dalları göğe uzanamaz.

Son Söz olarak; Bugün bize düşen görev, geçmişi sadece övmek değildir. 
Geçmişten güç alarak geleceği inşa etmektir. 
Devletimize güvenmek…
Hukuka sahip çıkmak…
Bayrağımızı onurla taşımak…
Türkçemizi korumak…
Ordumuza güvenmek…
Millet olmanın sorumluluğunu unutmamaktır.
Unutmayalım ki bir milleti ayakta tutan yalnızca ekonomik güç değildir.
Onu ayakta tutan; ortak hafızası, ortak vicdanı ve ortak idealidir.
Devletini yaşatan milletler tarih yazar.
Şuurunu kaybeden toplumlar ise tarihin dipnotlarında kaybolur.
Ve biz biliyoruz ki, binlerce yıllık tarih boyunca nice fırtınalara göğüs geren bu millet; devletine, bayrağına, diline, ordusuna ve milli şuuruna sahip çıktığı müddetçe ilelebet payidar kalacaktır.
Çünkü bir milletin gerçek varlık senedi; sahip olduğu serveti değil, koruyabildiği değerleridir.
Bu duygularla bugünlere ulaşmamızı sağlayan başta Ulu Önder Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere, Milletimize şanlı tarihimizdeki nice zaferleri bizlere armağan eden, bu uğurda hayatlarını feda etmekten çekinmeyen siz aziz şehitlerimizi rahmet, minnet ve şükranla anıyorum, manevi huzurunuzda saygıyla eğiliyorum." Mekanları Cennet Olsun.
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE

Yazarın Diğer Yazıları