Süleyman Güneş

Menfaatin Gölgesinde Değil, İlkenin Işığında İnsan Olmak.

Süleyman Güneş

Kamu Yönetim Uzmanı ve Kamu Muhasebe Yetkilisi Süleyman Güneş yeni bir yazı kaleme aldı. Güneş kaleme aldığı yazısında " Menfaatin Gölgesinde Değil, İlkenin Işığında İnsan Olmak, konulu yazısında önemli bir konuyu aktardı. 

Güneş’in yazısına şöyle devam etti. İnsan Olmak,

Bazı insanları o kadar ararız ki bulmakta güçlük çekeriz. Tabiri caizse samanlıkta eski değimle kandille iğne aramak gibi, çünkü insanları bir o kadar tanımakta zor olsa gerek şu zamanda gerçek dost ve düzgün insanlarla yolumuz, yönümüz kesişmesi dileğiyle; “Bir insanın gerçek karakteri, çıkarı ile ilkesi çatıştığı zaman ortaya çıkar.”

Hayat, insanı yalnızca güzel günlerle değil; zor tercihlerle de sınar. Gerçek imtihan, her şey yolundayken dürüst kalabilmek değildir. Asıl imtihan, çıkarın bir tarafta, vicdanın ve ilkenin diğer tarafta durduğu o kritik anda hangi yolu seçtiğimizdir. Çünkü karakter, sözle değil; tercih ile ölçülür.
İnsan, çoğu zaman doğruluğu savunur. Adaletten, dürüstlükten, haktan ve hukuktan bahseder. Fakat bu değerler kendi menfaatine dokunmaya başladığında aynı kararlılığı gösterebiliyor mu? İşte karakter tam da burada ortaya çıkar. İlkeler, yalnızca işimize geldiğinde savunduğumuz düşünceler değil; bedeli olsa da vazgeçmediğimiz değerlerdir.

Her çağın kendine özgü sınavları vardır. Kimi zaman savaşlarla, kimi zaman yokluklarla, kimi zaman da ahlaki tercihlerle imtihan oluruz. Günümüzün en büyük sınavlarından biri ise, ilke ile menfaat arasında sıkışıp kalan insanın hangi yolu seçeceğidir. Makamların, servetin ve kişisel çıkarların çoğu zaman doğruların önüne geçtiği bir dünyada, karakter sahibi kalabilmek her zamankinden daha büyük bir erdem hâline gelmiştir. Çünkü insanı gerçekten değerli kılan; sahip olduğu güç, makam ya da zenginlik değil, bunlara rağmen doğruluktan ayrılmamasıdır.

Tarih, ilkesini koruyanlarla menfaatini seçenlerin hikâyeleriyle doludur. Osmanlı Devleti’nin yükseliş döneminde hükümdarlar, adaletin devletin temel direği olduğunu bilirlerdi. Fatih Sultan Mehmet’in, farklı inançlardan insanlara tanıdığı haklar yalnızca askerî bir zaferin değil, güçlü bir devlet anlayışının da göstergesiydi. Güç elindeyken adaleti koruyabilmek, karakterin en büyük sınavıdır.
Mustafa Kemal Atatürk, Millî Mücadele yıllarında en zor şartlarda bile bağımsızlık ilkesinden taviz vermedi. İşgal altındaki bir ülkede kolay olan teslim olmaktı. Zor olan ise milletine güvenmek ve bedeli ne olursa olsun doğru bildiği yolda yürümekti. İlke sahibi liderler, tarih yazan insanlardır.
Başbuğ Alparslan Türkeş’in sıkça vurguladığı disiplin, ahlak ve dava şuuru da kişisel menfaatten önce ülküye bağlılığı esas alıyordu. Çünkü büyük davalar, küçük hesaplarla yürütülemez.
Mehmet Âkif Ersoy ise İstiklâl Marşı için verilen para ödülünü kabul etmedi. O marşı milletinin bağımsızlığı için yazmıştı; kazanç elde etmek için değil. Bugün milyonlarca insan onu yalnızca büyük bir şair olarak değil, karakter timsali bir insan olarak da hatırlıyorsa bunun sebebi budur.
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, “Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol.” sözüyle insanın içiyle dışının bir olması gerektiğini anlatır. Karakter, başkalarının bizi gördüğü yüz değil; kimsenin görmediği anda sergilediğimiz tavırdır.

Yunus Emre’nin “Mal sahibi, mülk sahibi; hani bunun ilk sahibi?” dizeleri de menfaatin geçiciliğini, insanlığın ise kalıcı olduğunu hatırlatır. Dünya malı bir gün biter; fakat güzel ahlak ve dürüstlük nesiller boyu konuşulur.

Günlük hayatta da bunun sayısız örneğini görüyoruz. Makamını korumak için doğruları söylemeyenler, kısa süreli kazanç elde edebilir. İhalede, ticarette, siyasette veya bürokraside kişisel çıkarını öne koyanlar bir süre başarılı görünse de güvenlerini kaybettiklerinde sahip oldukları makamın da servetin de anlamı kalmaz.

Buna karşılık, zor zamanda doğruyu söyleyen insanlar ilk anda yalnız kalabilir. Hatta bedel de ödeyebilirler. Ancak zaman geçtikçe insanlar onların sözüne güvenmeye başlar. Çünkü güven, parayla satın alınmaz; yıllarca süren ilke sahibi davranışlarla kazanılır.
Toplumların çürümesi de bireylerin küçük tavizleriyle başlar. “Bir kereden bir şey olmaz.” anlayışı, zamanla büyük haksızlıkların kapısını aralar. Oysa büyük medeniyetler, küçük doğruların üzerine inşa edilir. Bir memurun görevini hakkıyla yapması, bir öğretmenin vicdanıyla ders anlatması, bir esnafın müşterisini aldatmaması, bir yöneticinin kamu malını emanet bilmesi… Bunların her biri güçlü bir toplumun temel taşlarıdır.

Bugün çocuklarımıza bırakabileceğimiz en büyük miras; evler, arsalar, makamlar ya da banka hesapları değildir. En değerli miras, doğrulukla yaşanmış bir hayat ve temiz bir isimdir. Çünkü servet miras kalabilir; karakter miras bırakılamaz. Karakter, yaşayarak örnek olmakla inşa edilir.
Unutmayalım ki insanlar, zenginlikleriyle değil; zor zamanlarda verdikleri kararlarla hatırlanırlar. Tarih, menfaat peşinde koşanları dipnotlarda bırakmış; ilkelerinden vazgeçmeyenleri ise altın harflerle yazmıştır.

Son söz olarak şunu söylemek isterim: 

Bir insanın gerçek karakteri, alkışlandığı günlerde değil; çıkarı ile ilkesi çatıştığında verdiği gizli kararda gizlidir. Menfaat geçicidir, ilke kalıcıdır. Makam sona erer, servet tükenir, güç el değiştirir. Fakat onur, dürüstlük ve karakter; insanın hem bu dünyada hem de ötelerde taşıyacağı yegâne pasaportudur mirasıdır. Çünkü sonunda insanlık ne kadar kazandığımızı değil ne uğruna neleri feda ettiğimizi ve ne pahasına olursa olsun nelerden vazgeçmediğimizi hatırlar, insan hayatının gerçek değeri, elde ettiği makamlarla ya da biriktirdiği servetle değil, geride bıraktığı güven ve güzel hatıralarla ölçülür. İlkelerinden taviz vermeyen insanlar belki her zaman en kolay yolu seçmezler; fakat en saygın izi bırakırlar. 

Unutulmamalıdır ki menfaatler ve menfaatine göre hareket edenler her zaman geçicidir, ilke ise insanın ömrünü aşan en büyük mirasıdır. Bugün vereceğimiz küçük kararlar, yarının karakterini ve toplumun vicdanını şekillendirecektir. Bu nedenle her şartta doğruluğu, adaleti ve vicdanı pusulamız yapmalı; çocuklarımıza bırakacağımız en kıymetli mirasın temiz bir isim ve onurlu bir hayat olduğunu unutmamalıyız.

Çünkü sonunda insanlar ne kadar kazandığımızı değil ne uğruna nelerden vazgeçmediğimizi hatırlar.

Sevgiyle Kalın…..

Yazarın Diğer Yazıları