Ümit Demir

Sağlıklı Düşün, Doğru Yaşa

Ümit Demir

(NEDEN ELEŞTİREL DÜŞÜNME VE ELEŞTİREL MEDYA OKURYAZARLIĞI)

Yaklaşık 20 yıldır, eleştirel düşünme ve eleştirel medya okuryazarlığı üzerinde okumalar yaparak edindiğim bilgileri de gerek Gençlik Merkezindeki eğitimlerle gerek de Kanal3 ekranları vasıtasıyla paylaşmaya çalıştım. Sadece bir eğitim konusu olarak değil, bir yaşam tarzı olarak da önem verdiğim için böyle bir çabaya girişmiştim ki bu geçen zamanda sosyoloji, felsefe, psikoloji gibi farklı disiplinlerde yaptığım okumalarda da eleştirel düşünmenin önemini bir kez daha anlamış oldum.

Sokrates’in “Sokratik Düşünme”sinden Bauman’ın “Sosyolojik Düşünme”sine, psikolojinin temel problemlerinden kaygıdan endişeye kadar çoğu başlığı ve çözümünü içinde barındırır eleştirel düşünme (critical thinking). Bireysel ya da toplumsal açıdan doğru yaşamanın, doğru ilişkiler kurmanın, doğru fiziksel ve ruhsal bünyeye sahip olma yolunun sağlıklı düşünmeden geçtiğinin nedenleri bu başlıklarda saklı.

Verdiğim eğitimlerde katılımcılara ilk sorum “Yüzde kaç sensin?” olur. Çoğumuz farkına varmayız ama düşünme şeklimiz, olaylara yaklaşım ve çözüm bulma yöntemimiz hep daha önceden gördüklerimizdir. Anne babamızdan, okulumuzdan, arkadaşlarımızdan, komşularımızdan vb. etkileniriz doğal olarak. Yani belki yüzde 20 anne baba, yüzde 20 okul-çevre, yüzde 20 örnek aldığımız ünlüler.

Oranlar değişse de kendimiz olamayışımız, kendimizi bulamayışımız değişmez. Elbette ki her etkileşim de kötü değildir. Ama bu, iyi yöndeki etkileşim bile bir tercih sonucu olmalıdır. Yani kendimiz olduktan, ezberden kurtulup iyiyi kötüyü ayırdıktan sonra bu kararı vermeliyiz.

İşte, eleştirel düşünme insana, dolayısıyla topluma bu şahsiyet oluşumunu verir. Büyük ya da küçük olaylara, uzak ya da yakın insanlara vereceği tepkileri annesi gibi, babası gibi, arkadaşı gibi, filanca ünlü gibi değil de ölçerek, biçerek, düşünerek, en iyi sonuca odaklanarak yani maksimum kendisi olarak verir.

Düşüncenin değişmesi, olgunlaşması; ezberden muhakemeye, öfkeden sakinliğe, bencillikten empatiye geçilmesi sadece çevreyle olan ilişkileri etkilemeyecek, aynı zamanda insanın kendi hayat kalitesini de artıracaktır. Çünkü eleştirel düşünmenin, dolayısıyla doğru düşünmenin hayatta yer edinmediği alan yok:

Eğitim

World Economic Forum 2017 yılında, Harvard Eğitim Enstitüsü Değişim Liderliği Grubu'nun kurucusu Dr. Tony Wagner’e dayandırdığı, iş hayatına atılacak çocukların eğitimlerinde kazanmaları gereken becerileri sıralarken  eleştirel düşünmeyi en başa koyacaktı:

1.    Eleştirel düşünme, sorun çözme

2.    İşbirliği ve koordinasyon

3.    Kıvraklık ve uyum

4.    İnisiyatif kullanma ve yenilikçi girişimcilik

5.    Sözlü ve yazılı iletişim

6.    Bilgiye erişim ve analiz yeteneği

7.    Merak ve hayal kurma

Ülkemizde yapılan bir araştırmaya  göre de az kitap okuyanlarda eleştirel düşünme becerisi düşük çıkarken Fen Lisesi mezunlarında eleştirel düşünme becerisi yüksek çıkmıştır. Buradan da çocukların mesleklerine hazırlanma aşamasındaki aldıkları eğitimin, onların sağlıklı ve doğru düşünebilmelerine önemli ölçüde katkı sağladığı görülür.

Eğitimin istenilen düzeyde olmaması, eleştirel düşünmeyi canlandıramaması ise 2015’te OECD raporlarına  da geçen şu üzücü duruma neden olmaktadır: “Türkiye’nin yaklaşık %40’ı (okuma/yazma, okuduğunu anlama, basit matematik/sayı bilgisi, basit problem çözme gibi) temel yeteneklere sahip değil.”

Medya

Eleştirel düşünme ve eleştirel medya okuryazarlığın eksikliğinin en çok hissedildiği alanlardan biri de medya ve sosyal medyadır. Her iki mecrada da yalan ve manipülatif bilgi ve haberleri süzgeçten geçirip doğru ve çarpıtılmamış olana ulaşmak için eleştirel medya okuryazarlığı becerisinin gelişmesi gerekmektedir.

Aksi halde ortaya şu sonuç  çıkar ve maalesef bu kalıcı olur: “Açık Toplum Enstitüsü (Open Society Institute) tarafından yayınlanan raporda Türkiye, sahte haberlere Makedonya'dan sonra 'en az dirençli' ülke konumundan yer aldı.”

Aile

Sosyal medya platformlarının kontrolsüz kullanımının sorunları da beraberinde getirmesi, her geçen gün artarak devam ediyor. 2015’te “İtalya Evlilik Avukatları Birliği tarafından yapılan açıklamaya göre, ülkede tarafların aldatma suçlamasında bulunduğu boşanma davalarının yüzde 40’ında WhatsApp sohbetleri delil olarak kullanılmıştı.”

Önceleri Facebook, sonra WhatsApp şimdi ise TikTok (gelecekte de Metaverse) ile devam eden bu kontrolsüz kullanımın olumsuz sonuçları sadece aileleri etkilemiyor, gençler de bu sosyal medya platformları üzerinden pek çok olumsuzlukla karşı karşıya kalabiliyor.

Toplum

İktidarlar ve toplumlar artık medya ve sosyal medya üzerinden manipüle ediliyor. Özellikle son 20 yıla bakıldığı zaman bu daha net görülür. Tunus’tan İzlanda’ya, Mısır’dan bizdeki Gezi’ye kadar her kitlesel hareketin altında medya ve sosyal medyayı net bir şekilde görüyoruz.

Ağ Toplumu kavramının mucidi olan Manuel Castells’in de “İsyan ve Umut Ağları” kitabında belirttiği gibi “algıyı inşa etmek için zihinlerin iletişimle kontrolü gerekmektedir.”

Toplumu manipüle etmenin bir diğer yolu da sosyal medyadaki rol model, influencer, fenomenler ve ücretli dijital platformlar (dizi, filmler, belgesel vb.) üzerinden gerçekleşiyor. Kültür emperyalizminin araçlarından biri haline gelen bu aktörler ile kendi kültür ve gelenek göreneklerine uzak bireylerin yetişiyor olması bugün en çok konuşulan konular arasındadır.

Her iki durumda da yani gerek ülkelerin politikalarına yön vererek iktidarları değiştirmeye karşı gerekse bir toplumun kendine yabancılaşmasına karşı eleştirel düşünme ve eleştirel medya okuryazarlığı becerisi yine büyük bir önem arz ediyor haliyle.

Eğitimden aileye, medyadan topluma kadar ortaya çıkan, çıkması muhtemel sorunların çözümünde –hatta çıkmamasında- eleştirel düşünme bu kadar önemliyse işe o zaman düşüncelerimizden başlamalı değil miyiz? Ya da baştaki sorumu bir daha sorayım: Yüzde kaç sensin?

 

1-  weforum.org/agenda/2017/09/skills-children-need-work-future
2-  https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1670282
3-  oecd.org/skills/piaac/Skills-Matter-Turkey-Turkish-version.pdf
4-  https://tr.euronews.com/2018/04/02/turkiye-yalan-haberlere-en-az-direncli-ulkelerden-oldu
5-  teknoblog.com/italya-aldatma-bosanma-whatsapp

 

Yorumlar 1
Lütfi Akgün 28 Kasım 2024 13:09

Doğumdan sonra öğrenme içgüdüsel bir süreç. Bilinç düzeyi arttıkça yaşla beraber bilinçli süreç daha baskın hale gelir ki artık doğru ve yanlış davranışları taklit ederek, yani içgüdüsel değil kendi yarar ve zarar ilkesine göre bilinç düzeyi ile şekillenirken oluşan ahlaki değerler bunun içsel yani öngörü yeteneğini geliştirir. Bazen zararına olacak olsa bile doğru kararı verebilecek yeteneği kazanır insan. Işte günümüzün en önemli sorunu öngörü yeteneğini geliştirecek ahlaki [ben güzel ahlak üzerine gönderildim diyen bir peygamberin ümmeti olarak] değerlerden yoksun kaldığınızda içgüdüsel davranış ve yüksek bilinç bencil kararlar vermenize neden olur. Tüm kararlarınızı kendi nefsinizin kazanç ve zararı ilkesi şekillendirir. Günümüzün en büyük sorunu da budur. Oysa toplumsal bir varlığın kararları bu birlikteliğin devamı için [bazen bir aile, bazen iş ortamı, bazende ticarette] kendi zararına olması yani başka insanların yararına olması gereklidir. Bu şekilde sizden başka insanlarında bu kararları alarak toplumu ayakta tutması ve güven duygusunu tahsis etmesi açısından önemli. Bu başka insanlar sizin birlikte yaşadığınız insanlardır. Günümüzde iyi okul eğitimi almış varlıklı ailede yetişmiş ama başarısız, mutsuz, boşanmış, kanaat etmeyen ve sosyal medyada maske ile gezen kendi olamamış insanların çokluğun nedeni olabilir mi? Aslında soru "nekadar ben olabiliyoruz degil nekadar sen olabiliyoruz" veya "nekadar sen olabilmek için ben olabiliyoruz" olmalı vesselam.

Yazarın Diğer Yazıları