Hiç Böyle Bakılmamıştı… Afyon, Dünya Çapında Bir Merkez Olur…
Afyonkarahisar'da Mevlevi geleneği hakkında araştırmalar yapan ve bu yolda eserler üreten Lokman Derya Solmaz, bu incelik dolu kültürün yemek adabını Gazeteniz Kocatepe'ye anlattı
Afyonkarahisar’da Sultan Divânî Mevlevihane Müzesi’nin kuruluşunda yer alan, buradaki vazifesinin ardından Afyonkarahisar İl Kültür ve Turizm Müdür Vekili olarak görev yapan, Afyonkarahisar ve Mevlevilik geleneği arasındaki sarsılmaz bağı eserleri ile ortaya koyan Lokman Derya Solmaz, Gazeteniz Kocatepe’ye yaptığı değerlendirmede önemli bir öneriyi gündeme getirdi.
Murat Arısoy: Mevlevilik geleneğinin kendine has yemek kültürü var. Bu kültürde neler öne çıkıyor?
Lokman Derya Solmaz: Öncelikle İslam geleneğinin temel prensiplerinden olan “helâl lokma”yı burada hatırlatmak gerekir. Sofrada olan lokmanın haram lokma olmaması lazım. Dervişlerin zikrinden, ibadetlerinden feyz almasını etkileyecek kadar önemlidir helâl lokma. Duaların müstecap olmasını bile etkiler. Tabii ki burada haksız yoldan elde edilmiş yiyecekleri kastetmiyoruz. Mevlevihane için bunu düşünmek bile abestir. Bu noktadaki hassasiyeti şöyle ifade edebilirim. Mevlevihanenin alış verişiyle ilgilenen “pazarcı” isimli görevli dervişi vardır. Pazara alış verişe çıktığında heybe kullanır. Malumunuz heybe dokumadan mamül bir torbadır, içini göstermez. Alınan erzakın başkaları tarafından da görülmemesi lazım. Ola ki görenlerden birinin canı çeker. Bu durumda o erzakta başkasının gözü kalır. Bu da edebe uygun değildir. “Efendim o tarihlerde poşet mi vardı?” diye de sorulabilir. Bu soru kısmen haklı. Heybeye koymadan kucağında göstere göstere taşımak da var. Bu da olumsuz tarafı.

Murat Arısoy: Edep demişken. Edebin sofraya yansıyan yönleri var mı?
Lokman Derya Solmaz: Elbette var. Zaten Mevlevilik -gerçi diğer tarikatler de öyle- edep üzerine müesseseleşmiş kurumlardır. Bu arada Mevlevi geleneğinde “sofra”ya “somat” denir. İfadelerimde somatı kullanmayı tercih edeceğim. Somat hazırlandığında, en kıdemli dervişin kaşığı çorbaya daldırmasıyla yemeğe başlanır. Ondan önce başlanılmaz. Mevlevilikte yol büyüğü olmak, yaşça büyük olmaktan evlâdır. Ortadaki kâseden hep birlikte ortak yenir. Yani aynı aşa kaşık çalınır. Herkes ayrı ayrı tabaktan yemez. Somatta dahi tevhid sağlanır. Bir diğer davranış biçimi de şudur: Biri su içerken, diğerleri kaşıklarını bırakır, su içeni bekler.

Murat Arısoy: Bunun önemli bir sebebi olmalı.
Lokman Derya Solmaz: Bunun temelinde yine edep var. “O su içerken biz yemeye devam edersek, ondan daha fazla yemiş olmayalım” düşüncesi hakimdir. Bu da kul hakkına girer. Anlayış bu şekilde.
Murat Arısoy: Biri su içerken diğerleri kaç lokma fazla yiyebilir ki?
Lokman Derya Solmaz: Doğru. Bir su içimi geçen vakitte ancak bir lokma fazla yenir. Somatta bu kadar hassas olanlar, sosyal hayatta harama helale, kul hakkına riayet etmede daha hassas olurlar değil mi?
Murat Arısoy: Mütevazılık ile harmanlanan bu kültürün yemeğe bakış açısı nasıl?
Lokman Derya Solmaz: Ayet i kerimede buyrulduğu üzere, yediklerimiz helal ve temiz olmalı. Helâl olması yetmiyor yâni. İnsan sağlığı da önemli. Mevlevihanede aşure kararken malzemeler yedişer defa yıkanır. Ayrıca “matbah” dediğimiz mutfak, Mevlevî kültüründe ham olanların piştiği yerdir. O yüzden matbahta işin başında olan Kazancı Dede, bu gelenekte önemli bir rütbenin sahibidir. Kazancı Dede’nin rehberliğinde kazanda yemek pişerken, etrafındaki dervişler de pişmeye başlar.
Matbaha giren derviş, aslında manevi bir kazanın içindedir. Buradaki görevi esnasında adap erkan öğrenir. Zengine, fakire, yaşlıya çocuğa hizmet etmeyi görev bilir. Uzun bir dönem matbahta yatar kalkar. Bunun yazı var kışı var. Ateş, altını kumdan nasıl ayırt ediyorsa, matbahın manevi hararetinde derviş altın gibi parlamaya başlar.

Ayrıca dervişler yemeği, ibadet ve taatte bedenlerine güç veren lokma olarak görürler. Bedeni, ibadet, zikir ve hizmette kullanmak üzere beslerler.
Murat Arısoy: Bu ifadeleriniz “Bizim soframızda aş da pişer, insan da…” sözünü hatırlattı. Bu sözü merkeze alarak yorumlarınızı dinlemek isterim.

Lokman Derya Solmaz: Tasavvuf geleneğinde “İstemek yoktur. Verilen de reddedilmez” anlayışı hakimdir. O gün somatta hangi ikramlar varsa ona razı olunur. İkramdan memnun kalmak esastır. Kuru fasulyenin yanında turşu varsa âmennâ. Somata koymadılarsa bunu talep etmek uygun değildir. İşte burada nefsine hakim olup pişmeye doğru giden yolda mesafe almaya başlanır. Kasıtlı olarak “menü” demiyorum. “İkram” kelimesini kullanıyorum. İlki ticari içeriği olan bir kavramdır.
Murat Arısoy: Kavramları kullanmadaki titizliğiniz dikkat çekiyor.

Lokman Derya Solmaz: “Kamus, namustur” demiş atalarımız. Yine “ikram” üzerinden devam edecek olursak… Peygamber Efendimiz (S.A.V.), hicret esnasında Medine-i Münevvere’ye kadem bastıklarında, mübarek dudaklarından çıkan ilk cümle “aranızda selamı yayınız, birbirinize ikram ediniz” olmuştur. Konudan uzaklaştık gibi oldu ama, bunlar da önemli. Özellikle Mevlevî geleneğinin kendine has literatürünün olması, çok seçkin bir meşrep olduğunu gösterir aynı zamanda.
Murat Arısoy: Mevlevilikteki matbah kültüründe ismi çokça anılan Ateşbâz-ı Velî Hazretleri var. Onu bu kadar önemli kılan nedir?
Lokman Derya Solmaz: Matbah kültürünü bir ağaca benzetecek olursak, bu ağacın ana köklerini oluşturan iki şahıstan biridir Ateşbâz-ı Velî Hazretleri. Diğeri tabii ki Hz. Mevlâna. Ateşbaz; ateşle oynayan demektir.
Murat Arısoy: Asıl adı başka olmalı o zaman.
Lokman Derya Solmaz: Evet. Tespitiniz gayet yerinde oldu. Hazretin asıl adı Şemseddin Yusuf’tur. Hz. Mevlâna döneminde, Konya’daki dergâhta matbahtan sorumlu olan kişidir. Niçin “ateşle oynayan şeklinde anılmaktadır” sorusu sorulacak olursa; şöyle izah edebilirim.

Bir gün Hz. Mevlâna’nın sağlığında çok uzaklardan epeyce kalabalık bir grup, çat kapı dergâha gelir. Uzaktan gelene “aç mısın?” diye sorulmaz. Hz. Mevlâna matbaha “derhal sofra kurulsun” diye haber gönderir. Bu kadar kalabalık için kazanlar boşken hemen sofra kurmak kolay mı?
Matbahtaki dervişler haliyle telaşlanır. Kazanın altında yeteri kadar da odun yoktur o sırada ve bir müddet sonra Cenab-ı Allah tarafından Şemseddin Yusuf Efendi’ye keramet bahşedilir. Bu keramet kısmını okurlarımız araştırsın diye istirham edeceğim. Mevzuyu dağıtmamak adına.
Bizim mutfak kültürümüzün temelinde olan ana düşüncelerden birini daha görüyoruz burada. İlki samimiyet. Yani dost bildiklerine çat kapı gidebileceksin. Sofrada bulduğuna razı olacaksın. Bir de ev sahibi kısmı var. Ev sahibi de hiç telaşlanmadan, “aç mısın?” diye sormaya da gerek duymadan mutfakta hangi erzak varsa, onları kullanarak ikram etme cesaretine sahip olabilmeli. İki tarafın samimiyeti denk düşünce, acı soğan baldan tatlı olur:
Murat Arısoy: İkram ile samimiyeti bağdaştırmanız da manidar oldu. Buradan Afyonkarahisar özeline gelecek olursak… Afyonkarahisar aynı zamanda tescilli gastronomi şehri. Mevlevilik geleneğinin de Konya’dan sonraki ikinci merkezi. Bu bağlamda şehrimizden beklenenler neler olabilir?
Lokman Derya Solmaz: Gaziantep 2015 yılında, Hatay 2017 yılında, Afyonkarahisar da 2019 yılında gastronomi şehri olarak tescillendi. Afyonkarahisar Mevlevilikte önderlik ettiği gibi, gastronomi alanında da önder konumunda. Bu tesadüf olmamalı. Diğer iki ilimiz de baştacımız. Fakat Afyonkarahisar’ı onlardan ayrıcalıklı kılan husus, önemli bir Mevlevi Kültürü hazinesi barındırması. Afyonkarahisar’da kurulan sofralarda bedenler doyarken, aynı zamanda barındırdığı manevi miras sayesinde de gönüller mutmain olabilir. Bu da merkezinde Mevlevihâne olmak üzere, sofra adap ve erkanını da gündeme getirilebilir. Tarihi konaklar, destinasyonun önemli mekanları olarak tasarlanırsa, Mevlevi kültürüne uygun teşhir ve tanzimi yapılıp, misafirler burada ağırlanabilir. Kasıtlı olarak “misafir” diyorum, “müşteri” kelimesini telaffuz etmiyorum. Misafirlerin memnuniyetidir önemli olan.
Uygun bir alanda, kültür merkezi konseptinde bir Mevlevihane inşa edilirse, burada Mevlevi sofrası, gastronomi ile entegre olup, daha evrensel sunumlar yapılabilir. Semazenler de sema mukabelesi icra edebilirler.
Malumunuz , termal turizm yıllık konaklama sekizyüzbinli rakamlara yaklaştı. Misafirlerin planladıkları rezervasyonu tamamen kullanmaları da önemli. Bir haftalık rezervasyon yaptırıp, üçüncü gün otelde sıkılan müşteriler Afyonkarahisar’dan ayrılmayı düşünebilir ki böyle durumlar bir realitedir. Termal turizm, inanç turizm ve gastronomi sacayağı sağlam zemine oturursa, yıllık konaklama sayısı da doğal olarak artacaktır. Konaklayanlar da sıkılmadan şehrimizde dolu dolu bir programa dahil olabilirler.
Hâsıl-ı kelâm; Afyonkarahisar’ın toprak altındaki manevi zenginlikleri ile toprağın üstündeki değerleri buluşturulabilirse, dünya çapında önemli bir merkez olacaktır. Cumhuriyet’in temellerinin atıldığı bu topraklar, her zaman en güzeline layıktır diye düşünüyorum.
LOKMAN DERYA SOLMAZ KİMDİR?
Lisans eğitimini Selçuk Üniversitesinde tamamladı ve 1996 yılında Afyonkarahisar’da öğretmen olarak göreve başladı. Bazı kurumlarda tiyatro eğitimi verdi. Yazdığı “Yapma Baba” isimli oyun sekiz defa sahne gördü. Milli Eğitim Müdürlüğünün verdiği seminere katılarak “Kocatepe’den Dumlupınar’a” temalı alan kılavuzu oldu. Afyonkarahisar Musıkî Eğitim Merkezi bünyesindeki koronun konserlerinde Neyzen olarak görev aldı. Afyonkarahisar Mevlevihane Müzesinin oluşumunda, teşhir ve tanzimi sürecinde danışmanlık yaptı. Valilik oluruyla müzenin kurucu müdürlüğünü üstlendi. Afyonkarahisar Mevlevihanesi üzerine yüksek lisansını tamamladı ve tezi Afyonkarahisar Belediyesi tarafından yayınlandı. Yine Valilik oluruyla, on dört ay Afyonkarahisar Kültür ve Turizm Müdür Vekilliği görevinde bulundu. Afyonkarahisar’ın önemli şahıslarından merhume Leman Okyar’ın hayatını konu edinen “Küçük Aşık Leman Sultan romanını yazdı, 2023 yılında yayınlandı. Hâlen Konya’da öğretmen olarak görev yapmakta olup, Afyonkarahisar kültür ve turizmi ile ilgili projelerde görev almaktadır.
Lokman Derya Solmaz hocamı tanırım. Görüşlerinde haklı. İzninizle bir-iki hususta ben ilave yapmak istiyorum. 1- Lokman hocam, uygun bir yere Mevlevihane yapılmalı diyor. Baba göre en uygun yer Mevlevi (Türbe) Camii'nin doğu ve güney doğu kısmı. Kamulaştırılarak (Konya'daki Mevlana Kültür Merkezi gibi) "Sultan Divani Kültür Merkezi" yapılmalıdır. Bu merkezde alt katta otopark, yol üzerinde geleneksel ürünlerin satıldığı dükkanlar, Mevlevilik, Mevlana, ve Sultan Divani ile ihtisas kütüphanesi, kitap satış yerleri vs olmalı. 2- (Konya'daki Mevlana Haftası gibi) Sultan Divani haftası tespit edilmeli, bu hafta ilk önceleri ulusal, daha sonra uluslararası haline getirilerek kutlanmalı. 3- İnanç turizmi yönünden Afyon zengin bir mirasa sahip ancak bundan yeterince faydalanmıyor düşüncesindeyim. Örneğin Unesco tescilli Ulu Cami, Gedik Ahmet Paşa Camii, Selman-ı Farisi, Seyyit Battal Gazi, Karaacahmet Sultan, Hayran Veli Sultan, Seyyit Hasan Basri Sultan, Abdülvahap Gazi, Akşemseddin'in talebesi Abdurrahim Sultan. Bunları yerli ve yabancılara tanıtmamız gerekir. Teşekkürler.
Bakmadan Geçme

