24 Ağustos 1922 günü akşam doğru, Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa ve Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa ile karargâh subayları bir dizi otomobil ve kamyonlarla Akşehir’den ayrıldılar… Çok değil on beş yirmi gün sonra Türk tarihinin şerefli sayfalarına altın harflerle yazılacak bu efsâne komutanlar, 26 Ağustos 1922 sabahı “Saat beş otuz başladı Büyük Taarruz” dizelerini taşıyacak “Kurtuluş Savaşı Destanı’nı” yazacaklardı… Hafif bir sis vardı yalçın kayalıklı Kocatepe’de… Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulacağı topraklar üzerinde göklere yükselen bu azametli tepe Türk tarihinin en şerefli taarruzuna sahne olacaktı...
O gece cephe gerisindeki Şuhut’ta konaklayan komuta heyeti, 25 Ağustos’ta Kocatepe’nin arka yüzündeki çadırlı ordugâha geçtiler.
“Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları Şuhut’a girerken, Afyonkarhisar’daki ordu evinde balo başlamıştı. Görevleri baloya katılmalarına elveren subaylar ve eşleri, sevgilileri salonu doldurmuşlardı. Neş’e içinde yiyip içiyorlardı… Bazı subaylar İzmir’deki eşlerini bu balo için Afyon’a çağırmışlardı.
Hanımların hepsi tuvaletliydi.
(General Trikopis ile kolordusuna bağlı tümen komutanları Gen. Frangos, Gen. Dimaras Alb. Rokka Alb. Kalidopulos aynı masada idiler, pek mutluydular hepsi de)
Sakarya yenilgisinin acı etkisi hayli azalmıştı.
İzmir’den getirtilen orkestra dans müziğine geçince, pisti şık subaylar ve güzel kadınlar kapladı. Rugan çizmeler ve yüksek topuklu iskarpinler, yeni cilalanmış pist üzerinde daireler, helezonlar, zikzaklar çizmeye başladılar…
Bu saatlerde Birinci ve Dördüncü kolorduya bağlı tümenler ve ağır top taburları da derin bir heyecân ve sessizlk içinde son konaklarına yürüyorlardı.
Cepheye yaklaşıldıkça sessizliğin ve gizliliğin korunması için atların ve katırların, kadanaların ayaklarına, top ve araba tekerlerine çuval ve keçeler sarılmış, huysuz hayvanların ağızları bağlanmıştı.
Tümenler, bataryalar, ağır top taburları ve süvari bölükleri, gün doğmadan son konaklarına ulaşıp yerleştiler.Akşama kadar ağaç altlarında kaya diplerinde sessizlik içinde saklanacaklardı… Kimi birliklerin elinde yapraklı ağaç dalları vardı ki kamuflaj olsun…
Tarih 25 Ağustos 1922 Cuma… Fevzi Paşa cepheyi bir daha dolaştı. Her şey tamamdı...
İsmet Paşa, saat 12.00’da ordulara ve Kocaeli Gurubuna genel taarruz emrini yolladı.
GÜN BATIYORDU
Sesi güzel askerler, topların cephane sanduklarının ya da taşların üzerine çıkarak ezan okudular. Cephe boyunca tabur tabur akşam namazı kılındı ve zafer için dua edildi.
Çakırözü’ündeki ordugâhtan ayrılan birlikler yürümeye başladılar Kocatepe’ye doğru… Kutsal bir heyecan vardı herkesin kalbinde…
Üç günlük bir hilal vardı gökyüzünde. İnce kollarıyla bir yıldızı kucaklamıştı. Yaşlı askerler bunu zafere yordular…
Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Fevzi Paşa, İsmet Paşa ve savaş kademeleri saat 3.30’da atlara bindiler... Ağır ağır çıktılar Kocatepe’ye…
Herkesin Ankara’da sandığı Başkomutan. Kocatepe’de ordusunun başındaydı; başıyla İsmet Paşa’ya işaret verdi…
“98.956 tüfek,
Ve şoför Ahmet’in üç numrolu kamyonetinden
Yedi buçukluk şnayderlere,
On beşlik obüslere kadar,
Bütün âletleriyle,
Birinci ve ikinci ordular,
Baskına hazırdılar.
Nurettin Eşfak baktı saatine,
BEŞ OTUZ… Ve başladı BÜYÜK TAARRUZ…”(Nazım Hikmet)
Saat 4.30 önce bir tek top sesi duyuldu, koca Tınaztepe sarsıldı bu düşen top mermisiyle, sonra bütün toplar tanzim ateşiyle gürlediler...
Saat 5.30’da tahrip ateşiyle yanmaya başladı dağlar taşlar. Yer göğe karıştı…
Kalecik Sivrisi, Tınaztepe, saat 7.00 sularında temizlendiler düşmandan. Belentepe’ye taarruz eden 23. Tümen birliklerinden bir kısmı, topçumuzun ateşiyle yanmaya başlayan çalılıklar arasından canları pahasına geçerken yanarak şehit düştüler.
Saat 9.00 sularında Belentepe’nin zapt edilmesinden sonra Başkomutan Kocatepe’den Ankara’da Büyük Millet Meclisi’ne şu telgrafı çekti:
“Bugün 26 Ağustos 1338 (1922) saat ondan itibaren tekmil cephede taarruz başlamıştır. Muvaffakiyet Allah’tandır” Meclis’te bulunanlar alkışladılar gözyaşları içinde bu müjdeyi…
Durak Bey bağırdı: “Biri dua etsin”
Cephedeki bazı kıpırtılar, tecrübeli Trikopis’i iyice huylandırmıştı. Her ihtimale karşı tümenleri alarma geçirdi. Hastanalerdeki ağır hastaların İzmir’e yollanmasını emretti. İkinci (yedek) kolordudan takviye olarak 7. Tümeni istedi: Kolordu kurmayları Türklerin Afyon önünde en fazla 6 tümen toplayabileceğini hesap etmişlerdi. Bu kadar bir kuvvet Afyon müstahkem mevkii için tehlike değildi…
Trikopis, Türklerin Afyon güneyinde (Şuhut-Kocatepe hattında) bunun iki katı kuvvet topladıklarını bilmediği için akşam ordu evinde iştahla yemek yedi, şarap içti keyifle.
Erkenden yatacak, cehenneme uyanacaktı…
BÜYÜK TAARRUZ’UN SÜVARİLERİ
Evet, Allah Allah sesleri, gürleyen toplar, ıslık çalan mermiler, yanan dağlar tepeler, inletiyordu Kocatepe göklerini…
Birliklerinin önünde düşman tel örgülerine doğru koşan kalpaklı Yüzbaşı Nurettin, elindeki tabancasını Afyonkarahisar’a doğru çevirdi; yanındaki Afyonkarahisarlı Seyfullah Çavuş’a “Seyfullah Çavuş, buralar senin doğduğun memleket, bu kayalar, bu tepeler bu mavi gök, bu ağaçlar hiç verilir mi kahpe Yunan’a… Bugün Afyon’a gireriz mübarek olsun” dedi. Sonra “Bu vatan bizim” sesleriyle inletti ortalığı; emrindeki Mehmetçikler, siperlerden fırladılar; bir an önce Afyonkarahisar’a girmek için can vermeye hazırdılar.
Yıkılmayan sığınaklardan çıkan, geriden yetişen Yunanlılar direnişe geçmişlerdi. Arazinin yapısı Yunanlılara büyük kolaylık sağlıyordu.
Takviyeler gelince savaş öğle üzeri dengelendi.
Trikopis Kurmay başkanına” Galiba krizi atlattık” dedi…” Birlikler kaptırdıkları yerleri geri alırlarsa iyice rahatlarız”
“Haklısınız”
Kapı büyük bir gürültüyle açıldı. Çıldırmış gibi bir teğmenle emir subayı yuvarlanırcasına içeri daldılar. Emir subayının teğmene engel olamadığı anlaşılıyordu. Teğmen,” “Generalim…” diye inledi “Süvariler… Binlerce süvari…”
Ne diyor bu” Emir subayı açıkladı” Türk süvari kolordusu cephe gerimize sızmış efendim”
Trikopis ve Kurmay başkanı dehşet içinde ayağa fırladılar…
Fahrettin Paşa’nın süvarileri, “Büyük Taarruz’un büyük süvarileri “Sandıklı’dan gelerek Ahır Dağları’nın dar patikaları üzerinden geçmişler, vatansever köylümüz Tokuşlarlı Haydar Ağa’nın yol göstermesiyle sızmışlardı Yunan cephesinin gerisine…
Yunan ordularının o kadar büyütülen Afyon müstahkem mevkileri ancak 36 saat dayanabilmişti. Ağır makinalılar düşman askerlerini biçmeye başladılar, mermilerden kurtulanları ise daha kuzeydeki Türk süvarilerinin kılıçlarıyla düşeceklerdi yerlere bir bir…
Kır atının üzerinde rüzgar gibi uçarcasına düşmana doğru atılan süvari mülazımı Mustafa elindeki kılıcıyla Afyon yönünü göstererek “Hey Trikopis! Burası Türkiye, burdan çıkış yok...” diye bağırdı… Gerçekten çıkamadı Trikopis Türkiye’den… Uşak yakınlarında esir edilecek, savaştan sonra anlaşmayla iade edilecekti Yunanistan’a…
“İmkânsız diye bir şey yoktur; mucize, sadece biraz geç gelir”