27 Ağustos 2015 Perşembe 03:00:00
1918 Mondros sonrası işgal edilen ülkemizin kurtuluşuna ve çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna giden yolun önemli bir dönemecidir “Büyük Taarruz”… 1921 Eylül’ü başlarındaki Sakarya Savaşı’nı zaferle bitiren şanlı ordumuz, Yunan ordusunu İzmir’de denize dökünceye kadar savaşmaya ant içmişti…
Yaklaşık bir yıl süre içinde, yüz bin mevcudu aşkın ordumuzun Şuhut’taki karagahına, oradan Kocatepe’ye ve Afyonkarahisar dolaylarına gelişinin öyküsü her Türk gencinin belleğine kazınmalıdır. Ve her Türk genci Şuhut-Kocatepe yolunu yaşamında bir kez olsa dahi yürümelidir… Yürümelidir ki bundan doksan üç yıl önceki koşullar altında zaferin nasıl kazanıldığını kavrasın,bilsin bugünün kıymetini… 25-26 Ağustos 1922 gecesi Atatürk, İsmet İnönü ve Fevzi Çakmak’ın ve karargahtaki subayların elinde bir fener bulunan kılavuz öncülüğünde Kocatepe’ye çıkışlarını yaşasınlar gençlerimiz…
Nazım Hikmet’in “Sarışın bir kurda benziyordu” dediği Atatürk Kocatepe’ye geldiğinde, saat henüz üçtür… Hafif bir rüzgar vardır Kocatepe‘de. “İnce uzun bacakları üzerinde yaylanarak Kocatepe’den Afyon ovasına atlayacak” gibidir yüce önder… Türk ulusunu kaderinin çizildiği taarruzu başlatan o kutsal komutu verir haykırarak : “Ateş…”
Atatürk’ün yaveri Salih (Bozok) Bey’in ağzından dinleyelim Büyük Taarruz’u… “… bütün bataryalar düşmana ölüm püskürtmeye başlamıştı. Ne kadar bataryanın ateş ettiğini bildiğimiz halde kulaklarımızı inandırmak kabil değildi, ortada yalnız bir top, bütün dehşetiyle gürleyen tek bir top varmış gibi bir ateş karşısında idik. Karşıda müthiş bir manzara! Üç noktada toprak sürekli olarak yerden fışkırıyor ve ağır ve kesif bir duman bu kaynayan yerlerin üzerinde geziyordu. Bu manzara ancak görülebilir, tarife imkan yoktur”
Saat beş sularında başlayan bu efsane taarruzun etkisiyle ve kanlı muharebeler sonunda Yunan savunma hatları yarıldı, sekizinci tümenimiz 27 Ağustos 1922 günü ikindi sularında Afyon’a girdi bir yıldırım gibi… Kurtuldu yaklaşık bir yıldır Yunan işgalindeki Afyonumuz … Büyük bir sevinç yaşadı halkımız.
Hakimiyet-i Milliye Gazetesi, “Afyon Halkı Secde-i Şükranda!” başlıklı yazı ile bu sevinci şöyle anlatır: “Afyonkarahisar’a kurtarıcılarımızın girişi kadar heyecanlı bir manzara tasavvur etmek imkansızdır. Birliklerimizin bir yıldırım gibi düşmanı tepeleyerek şehre inerken secde-i şükrana kapanmış olan halk, bir kitle halinde askerlerimizin, subaylarımızın ayaklarına ellerine sarılmışlar ve herkes gözyaşlarını ve hıçkırıklarını tutamamıştır. Özellikle başkomutanımız Mustafa Kemal Paşa’ya karşı halkın göstermiş olduğu minnet ve şükranı anlatacak kelimeler bulmaktan âciziz. Büyük kurtarıcıyı saran halk onun ellerini öpmüş ve saygı göstermişlerdir. Bu manzarayı gören askerlerimiz de şevk ve heyecanla düşmana daha büyük bir süratle saldırmışlardır.”
30 Ağustos 1922 günü Dumlupınar adlı kutsal topraklarda ulusumuz, akıllara seza bir zafer kazanmış, onurlu ve efsaneleşen kahramanlarımız kanları ile yurdumuzun sınırlarını çizmişlerdir ebediyyen…
1918 Mondros sonrası işgal edilen ülkemizin kurtuluşuna ve çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna giden yolun önemli bir dönemecidir “Büyük Taarruz”… 1921 Eylül’ü başlarındaki Sakarya Savaşı’nı zaferle bitiren şanlı ordumuz, Yunan ordusunu İzmir’de denize dökünceye kadar savaşmaya ant içmişti…
Yaklaşık bir yıl süre içinde, yüz bin mevcudu aşkın ordumuzun Şuhut’taki karagahına, oradan Kocatepe’ye ve Afyonkarahisar dolaylarına gelişinin öyküsü her Türk gencinin belleğine kazınmalıdır. Ve her Türk genci Şuhut-Kocatepe yolunu yaşamında bir kez olsa dahi yürümelidir… Yürümelidir ki bundan doksan üç yıl önceki koşullar altında zaferin nasıl kazanıldığını kavrasın,bilsin bugünün kıymetini… 25-26 Ağustos 1922 gecesi Atatürk, İsmet İnönü ve Fevzi Çakmak’ın ve karargahtaki subayların elinde bir fener bulunan kılavuz öncülüğünde Kocatepe’ye çıkışlarını yaşasınlar gençlerimiz…
Nazım Hikmet’in “Sarışın bir kurda benziyordu” dediği Atatürk Kocatepe’ye geldiğinde, saat henüz üçtür… Hafif bir rüzgar vardır Kocatepe‘de. “İnce uzun bacakları üzerinde yaylanarak Kocatepe’den Afyon ovasına atlayacak” gibidir yüce önder… Türk ulusunu kaderinin çizildiği taarruzu başlatan o kutsal komutu verir haykırarak : “Ateş…”
Atatürk’ün yaveri Salih (Bozok) Bey’in ağzından dinleyelim Büyük Taarruz’u… “… bütün bataryalar düşmana ölüm püskürtmeye başlamıştı. Ne kadar bataryanın ateş ettiğini bildiğimiz halde kulaklarımızı inandırmak kabil değildi, ortada yalnız bir top, bütün dehşetiyle gürleyen tek bir top varmış gibi bir ateş karşısında idik. Karşıda müthiş bir manzara! Üç noktada toprak sürekli olarak yerden fışkırıyor ve ağır ve kesif bir duman bu kaynayan yerlerin üzerinde geziyordu. Bu manzara ancak görülebilir, tarife imkan yoktur”
Saat beş sularında başlayan bu efsane taarruzun etkisiyle ve kanlı muharebeler sonunda Yunan savunma hatları yarıldı, sekizinci tümenimiz 27 Ağustos 1922 günü ikindi sularında Afyon’a girdi bir yıldırım gibi… Kurtuldu yaklaşık bir yıldır Yunan işgalindeki Afyonumuz … Büyük bir sevinç yaşadı halkımız.
Hakimiyet-i Milliye Gazetesi, “Afyon Halkı Secde-i Şükranda!” başlıklı yazı ile bu sevinci şöyle anlatır: “Afyonkarahisar’a kurtarıcılarımızın girişi kadar heyecanlı bir manzara tasavvur etmek imkansızdır. Birliklerimizin bir yıldırım gibi düşmanı tepeleyerek şehre inerken secde-i şükrana kapanmış olan halk, bir kitle halinde askerlerimizin, subaylarımızın ayaklarına ellerine sarılmışlar ve herkes gözyaşlarını ve hıçkırıklarını tutamamıştır. Özellikle başkomutanımız Mustafa Kemal Paşa’ya karşı halkın göstermiş olduğu minnet ve şükranı anlatacak kelimeler bulmaktan âciziz. Büyük kurtarıcıyı saran halk onun ellerini öpmüş ve saygı göstermişlerdir. Bu manzarayı gören askerlerimiz de şevk ve heyecanla düşmana daha büyük bir süratle saldırmışlardır.”
30 Ağustos 1922 günü Dumlupınar adlı kutsal topraklarda ulusumuz, akıllara seza bir zafer kazanmış, onurlu ve efsaneleşen kahramanlarımız kanları ile yurdumuzun sınırlarını çizmişlerdir ebediyyen…