Agah Bıyıkoğlu

Sen Çok Yaşa Cumhuriyet!

Agah Bıyıkoğlu

Dünya tarihinde eşi benzeri olmayan parlak bir zaferle noktaladığımız Ulusal Kurtuluş Savaşı sırasında ülkemizi işgal eden düşmanları ve onların işbirlikçisi olan yerel hainleri yenerek 29 Ekim 1923’te kurulan Türkiye Cumhuriyeti, tarihimizin en muhteşem en derin en geniş ve en anlamlı ulusal bir devrimidir; çünkü cumhuriyet, çağdaş uygarlığa giden aydınlık yolda kendini geliştiren, yenileyen güncelleyen bir yapıya sahiptir.

MUHTEŞEM BİR SÜREÇ

 Devrimler süreci başlatıldı 29 Ekim’in hemen ardından. “Aydınlanma devrimleri” dediğimiz seri devrimlerle yeni toplum, dil, kültür, tarih bilinci, ulus bilinci yaratıldı. Bir halkın devletleşirken uluslaştığı, uluslaşırken devletleştiği muhteşem bir süreç. 1923’te kurulduğunda ekmeklik buğdayı, çocuğunun altına saracak bezi, aşısı, ilacı, silahı, sanayi ürünleri olmayan Türkiye, 1930’ların sonuna gelindiğinde dünya milletler ailesinin şerefli üyesi olarak tarih sahnesinde yerini aldı. İşte böyle bir yapıya sahiptir Cumhuriyetimiz…

“Cumhuriyet, kadınıyla, erkeğiyle, çocuğuyla bir halkın emperyalist güçlere karşı direnmesidir.”

Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk, bir asır önce çağdaş ve laik Türkiye Cumhuriyeti’ni kurarak yaşamın her alanında gelişmiş ülke seviyesine çıkabilmeyi hayal etmişti. Ulusal bağımsızlık için tüm cephelerde kadın, erkek, çocuk, genç, yaşlı demeden herkesin verdiği mücadele, bu hayalin gerçekleşmesini sağladı. Bugün, Türkiye Cumhuriyeti 101 yaşında! Biliyoruz ki en zor zamanlarda bile hep birlikte olmanın tek gerçek olması gerektiğini savunan Atatürk’e ve Cumhuriyete borcumuz var.

DEVRİMLERLE ÇAĞDAŞLAŞMA

Okuma yazma bilen kişilerin çok az olduğu, eğitimli meslek sahiplerinin ise parmakla gösterildiği Cumhuriyetin ilk yıllarında, Atatürk Devrimleri ile çağdaşlaşma başladı. Cumhuriyetin getirdiği hak, özgürlük ve yeniliklerle “güneşin görünmediği zamanlarda bile her zaman güneşe ulaşmayı hedefleyen” bir toplum anlayışı yaratan Atatürk, gerçekleştirdiği devrimlerinin amacını, “Türk ulusunun son asırlarda geri kalmasına neden olan bütün kurumları kaldırarak yerine milletin karakterine, şartlara ve çağın gereklerine uygun ve ilerlemeyi sağlayacak yeni kurumlar kurmak ve Türkiye’yi çağdaş medeniyetler seviyesine çıkartmaktır” şeklinde dile getirmiştir. Böylece çağdaş toplum ve çağdaş Türkiye’ye ulaşmak her zaman ve her koşulda Türk ulusunun birincil hedefi olmuştur.

15 YILDA DÖRT BİR YANA

Büyük önder Atatürk, 15 yıl gibi kısa bir sürede, ülkenin dört bir yanına çağdaş eğitim yoluyla ulaşarak bugünkü çağdaş Türk toplum düzenini oluşturdu. Çok ağır savaşlardan, yokluktan ve yoksunluktan çıkan bir ülkede yaşanan bu değişim ve gelişimler bütün dünyaya örnek oldu.

“TAM BAĞIMSIZLIK...”

Ulusal Kurtuluş Savaşımız “tam bağımsızlık” inancından kaynaklanır. Atatürk, bu “tam bağımsızlık” kavram ve inancını, “siyasette, maliyede, iktisatta, adalette, askerlikte ve kültürde” bağımsızlık olarak tanımlamaktadır. (...) Atatürk, yeni Türk devletinin amacını işte böyle tanımlamaktadır Tam bağımsızlık ve kayıtsız koşulsuz ulusal egemenlik... Cumhuriyetimizin ideolojik çerçevesi, siyasal yapısı ve özü işte bu ilkelerde saklıdır. (...) (Devrimlerin temelinde Kurtuluş Savaşı Zaferi vardır; unutmayalım bu kutsal zafer asla! AB) Atatürk’ün “tam bağımsızlık” inancıyla yoğrulmuş, kan ve ateş pahasına kazanılmış Kurtuluş Savaşı’nı unutursak, Cumhuriyet’i, onu oluşturan siyasal ve ideolojik yapıyı unutmuş Cumhuriyet’e ve Atatürk’e yabancılaşmış oluruz. “Tam bağımsızlık” ve “ulusal egemenlik” Cumhuriyetimizin temelindeki harçlardır, “laiklik” Cumhuriyetin bir başka vazgeçilmez niteliğidir. (...) Önümüzdeki yıllarda, Kurtuluş Savaşımızın antiemperyalist inanç ve ruhundan kaynaklanacak siyasette ve ideolojide “tam bağımsızlık” ilkesini baş tacı yapan ilerici ve devrimci siyasal düşünceler güç ve yaygınlık kazanırsa, işte o zaman “Hoş gelişler ola/Mustafa Kemal Paşa” türküsünü hep birlikte söyleyeceğiz: Hep birlikte!  UĞUR MUMCU 29 EKİM 1983”

“Bir gün bakışlı adam bize dedi “ileri”/Asırlar aşıyoruz ürperişiz, korkusuz

“Üstümüzde süzülen ışık kanatlı şahin,/Bilinmez hangi ufku seçecek durmak için.

O, sonsuz ufuklara doğru giden güneşin /Arkasından akıyor, akıyor, akıyoruz  /Vasfi Mahir Kocatürk)

Yılların ardından geriye dönüp bakıyorum da “Bir mucize süreç” Türkiye Cumhuriyeti… Paha biçilmez bir kültürel hazine… Toplumsal, politik, hukuksal, ekonomik, demografik, askeri bir hazine…

“Mesut, muvaffak ve muzaffer Cumhuriyetimizin” 101. yılını kutluyor ve Cumhuriyet’imizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü büyük bir özlem ve minnetle anıyoruz.

Yazarın Diğer Yazıları