Yılmaz hocam, insan elbiseyi çok önemser, kıyafetinin yani giyim tarzının karakterimizi yansıttığını düşünürüz genellikle. Rabbimizin bize giydirdiği, giymemizi istediği giysiyi, yani bizden kulu olarak razı olacağı elbiseyi Müslümanlar olarak yeterince önemsemiyor olabilir miyiz?
Elif hanım kardeşim, Rabbimiz Araf 26. ayette “Size libas yarattım.” der ve bize (Allah’ım seni önemsiyorum diyenlere) bir hedef gösterir, Billahi anlamı önemseyenler için bir kurtuluş yolu öğretir ve buyurur: Sizin için yarattığım libaslardan sizin için hayrlı olanı takva libasıdır, bunu önemseyin ve ona göre davranın. Ey kullarım, size çok önemli ipucu veriyorum, takva libasına dikkat edin; sizin için takva libası hayrlıdır.
“Takva libası sizin için hayrlıdır” demek “Sizin için olmazsa olmaz libas budur” demektir… Rabbimiz bu kadar önemle uyarıyor ama buna rağmen insanlar hangi libası giydiklerini önemseyip, fark edip, ilgilenip, üzerlerindeki giysiyi yani onları tanımlayan elbiseyi tanımıyor olabilirler. Onlar önemsemiyor olabilir ama şeytan bu işi çok önemsiyor ve insanları libaslarından tanıyor; şeytanın insanları ayırt etme yöntemlerinden birisi de onların üniformalarına bakmaktır: Üzerinde takva libası mı var, kavga libası mı? İnsanı şeytan onun libasından tanır.
Şeytanın insanı tanımak üzere baktığı bu libası bir idrak giysisi gibi düşünüyorum, bir yazılımsal giysi gibi hayal ediyorum Yılmaz hocam. Peki, şeytan insanın bu libasına/elbisesine bakıp tanıdı, bu tanımaya göre nasıl bir muamele oluşuyor?
İki önemli libası ve şeytanın bu libaslara göre davranışını örnekleyerek bunu anlamaya çalışalım. İki libas var ki o üniformayı görünce şeytan o üniformalara yaklaşmaz. Yanlış bir iş yapanlar uzaktan bir polis görünce nasıl hemen “Polis geliyor.” Falan deyip kaçarlar, o üniformayı görünce de şeytan kaçar. Bunlardan birisi Sad Suresi 82 ve 83. ayetlerde belirtildiği üzere ihlaslandırılmış kişilerdir. O kullar İhlas şehadeti yaptıkları, o nuru yayan takva elbisesi giydikleri için şeytanlık patronaj sistemi onları o nurlu elbiselerinden tanır ve “Bununla boşa uğraşılır, buna vesvese sökmez, olmaz, buna vesvese çökmez” der ve o kuldan saygıyla uzak durur. Diğer hayat tarzının libasını ise Haşr Suresi 16. ayet ve Enfal Suresi 48. ayetlerden öğreniyoruz ki şeytan o libası görünce de yaklaşmaz. Bazı dunihi ilahlar vardır, şeytan onları öyle şımartmıştır ki artık şeytanın tepesine çıkmışlardır. Hani insanlar arasında “Şu kişi öyle şımardı ki tepemize çıktı.” denilen bir hal vardır ya, onlar da öyle olmuşlar, yani Allah’a olan nefretlerinde o kadar ileri gitmişler, öyle bir nara/ateşe sahip olmuşlar… Takva elbisesi nasıl nur yayıyordu, bu elbise de nar, şeytanı bile kaçırtan kuvvetli bir ateş yayıyor. İşte şeytan onların bu halini görünce onlara “Ben sizden beriyim.” der ve bu nar (kavga) elbiselilere yaklaşmaz. Bu da şer kıvılcımları fışkırtan bir elbise, şer kıvılcımları çıkıyor onların elbiselerinden. Üstünden şer kıvılcımları çıkan bu elbisenin adı kavga libasıdır; şeytan bu elbiseyi giyenden de kaçar. Çünkü onlar Allah’tan o kadar uzağa düşmüş ki şeytan bile o kadar uzakta değil. Şeytanın bu iki ana elbiseyi tanıyıp bu elbiselere göre de insanları seçip ona göre nasıl davrandığı anlaşıldı değil mi?
Elhamdülillah, çok teşekkür ediyorum, sevgili hocam. Peki, takva libasına bürünenler için sistemde bir destek, bir takviye, bir müjde var mı acaba?
Fussilet Suresi 30. ayetten görüyoruz ki billahi anlamda imanlıların takva libasları sema ehli için çok cazip; o libasa ait hayat tarzlarının oluşturduğu nurların üzerine melekler iner ve onlara telkinde bulunurlar. Dikkat edin; şeytan vesvese verir, melekler telkinde bulunurlar. Derler ki; “Korkmayın, üzülmeyin, size vaat olunan cennet ile sevinin.” Çok huzur artırıcı bir müjde elhamdülillah: Korkmayın, üzülmeyin! Fussilet Suresi 30. ayette belirtildiği üzere diyorlar ki, “Ey, Billahi Anlamda İman’a talip kullar, bu imanın gereğini yaşama telaşına girmiş kullar, bu dünya hayatının farklı halleri var, başınıza gelen şeylere bakarak korkmayın ve üzülmeyin; bilakis rahat olun, huzurlu olun. Rabbimiz size cenneti vaat etti, siz onunla sevinin, şimdiden onun sevincini yaşayın.”. Fussilet Suresi 31. ayetin devamı var, orada melekler, takva libaslılara seslenmeye, telkinde bulunmaya devam ediyorlar: “Biz dünya hayatında da ahirette de sizin dostlarınızız. GafûrurRahim olan Allah sizleri cennetine alacaktır. Bununla ferahlayın.” Anlıyoruz ki melekler de elbiseleri tanıyor, onlar da takva elbisesi giyenleri müjdeliyorlar…
Elhamdülillah Yılmaz Hocam, Rabbimizin merhameti Billahi İmanlı kullar için çok farklı çalışıyor. O iki elbiseyi fark ettirmese ne olurdu halimiz? Kavga libasına bürünmüş algıyı ve yaşantısını hayat zannedip geçip giderdik… Kavga libasını çıkarıp takva libasına bürünmek için daima gayret etmemiz gerekiyor gibi…
Dünya imtihan ya; dünya imtihanı gereği insana yüklenen “Aşağıya inin, birbirinize düşman olarak” potansiyeliyle insan idrakte aşağıya (dunihi algıya, esfele safiliyne) indi. Yani onda artık hem kavga libası hem takva libası var. Billahi Anlamda İman ile (Allah’a inanıyorum demekle değil, Billahi Anlam ile) insan kavga libasını çıkarıp takva libasına bürünür. Rabbimiz bu imanı fark ettirdi biz kullarına, dolayısıyla gayret, gayret... Billahi anlamda iman hayat tarzı işte budur; gayret... Bu bir hayat tarzı. Dünya yaşantısındaki hayat tarzına başlarken ahsen-i takvim elbise (takva libası) vardı, fakat “İnin aşağı” demişti Rabbimiz, yani kavga elbisesi de verildi. Billahi Anlamda İmanla kul üstündeki kavga libasını çıkartır, takva libasına bürünür…
Ayetimizde geçen “inin aşağı” emrinin dünya yaşantısındaki insanda mana ve fiil olarak etkilerini biraz açabilir miyiz Yılmaz Hocam?
Aşağı inmek, Allah’tan his olarak uzağa düşmektir. Yukarı çıkmak ise selam ve sevgi üzere yakınlık ve yakin hislerinin açılması, yaşanmasıyla Allah’a hissî yakîn halini elde etmektir. İşte kul olarak bu durumda yukarı çıkmış oluyoruz. “İnin aşağı düşman olarak” emri, bir bakışla da “Çıkın yukarı kardeş olarak” manasını içerir. Siz kavga libasıyla aşağı inersiniz, takva libasıyla yukarı çıkarsınız... Hucurat Suresi 10. ayet işte bu sebepten “Billahi anlamda imanlı olanlar ancak kardeştirler” buyurur, burayı iyi anlamak lazım. “Müminler ancak kardeştirler” ayetindeki mümin bu imanlılardır; kafasından rastgele tanrı uydurmuş, ona da Allah demiş olanlar değil. Müslüman toplumda onlar da Müslüman biliniyor diye ayet Müslüman olanlara “Siz ancak kardeşsiniz.” demiyor. Kardeş olsalar birbirlerini öldürürler mi? Birbirlerine tuzak kurarlar mı? Birbirlerini bombalarlar mı? Mümkün mü? Kıyabilirler mi? Müslüman Müslümana kıyabilir mi? Mümkün değil. Kardeşlik ancak billahi anlamda iman edenlerin hayat tarzı içindedir. Dolayısıyla kavgacılık da dunihi ilahların en belirgin karakterleridir.
Yılmaz Hocam, sanki birbirinden tamamen farklı iki insan grubu oluştu, bu tanımla birlikte: Kardeşler, Billahi Anlamda İmanlı olan kullar. Düşmanlar, kavgacılar ise dunihi ilahlar.
Elif hanım kardeşim, dunihi ilahların kavgaları, adı farklı olsa bile daima Allah iledir, onlar esasında Allah’la, Rasulullah’la (SAV) ve İslam’la daim kavga içerisindedir. Kavgacı karakterde olanların vücutlarından çıkan her fiil, dillerinden çıkan her kelime, beyinlerinden çıkan her fikir, sadırlarının salgıladığı her zan da kendiliğinde kavgacıdır. Tehlike bu kadar büyük ama hissedilmiyor, normal zannediliyor.