Elif Çaylıoğlu

Lütfen Öfke Libasının Üzerimizde Olduğunu ve Normalimiz Haline Geldiğini Görelim

Elif Çaylıoğlu

Sevgili Hocam, bugün öyle bir konudan bahsedelim istiyorum ki, Allah’a ve rızasına talip kullar “Ben bu hali hiç yaşamıyorum, hiç bu hale düşmedim” diyemiyor olsun, normal bir inananın böyle bir cümle kuramayacağı bir konuyu ele alalım istiyorum. Sinirli, çabuk öfkelen, kavgacı, kişinin kendini “Ben haklıyım ama” diye savunması da bu konunun içinde olsun, ses çıkarmadan sessizce öfkelenen ve etrafına dünyayı zindan eden kişinin de hali konumuzun içinde olsun istiyorum. Dolayısıyla söyleyebilirim ki konumuz öfke olsun; sadece yüksek sesle ortaya çıkanı değil, tümü... Yılmaz Hocam, bizi öfke ve devamındaki kavgacılığa veya kavgacılığımız sebebiyle içine düştüğümüz öfkeye sürükleyen ana şey, asıl sebep nedir? Hiç o kimyada olmak istemediğimiz halde, o halin çok yanlış olduğunu, cehennem olduğunu, şeytanlık olduğunu bildiğimiz halde biz neden kendimizi bu kavganın içinde buluyoruz, çoğu zaman sanki bile isteye, yanlış olsa da severek?

Rabbimiz bizden istediği Billahi Anlam’da yaşayın, hayat tarzınız Billahi Anlamda İman’a uygun hayat tarzı olsun. Durum böyleyken bizim (derken dünya insanlarının kahır ekseriyetinin) içerisinde olduğumuz hayat dunihi algıya ait, Billahi Anlam’da değil. Bu iki hayat tarzını birbirinden ayıran birinci sıradaki özellik kavgadır. Kendinde veya dışarıdaki hayat tarzına baktın ve birbirinden ayıracaksan, birinci sıradaki ayırıcı özellik kavgadır. Bunu anlayın, bunu görün. Kavga dediğimiz aslında nefret kökenli kavgadır.

Kavgalarımızın özelliği demek ki bu; nefret kökenli!
Evet, bunu bir kabul edin lütfen. Bu özellikteki kavga dunîhi ilahların yaptıklarıdır ve Allah indindeki adı da Nefret Kökenli Kavga’dır; dünyanın kavga dediği de bunun bir kısmıdır. Dunihi algı yaşantısında 7/24 kavga ile meşgul olan dunîhi ilahlar, yaşadıkları kavga kökenli davranışların büyük çoğunluğunu kendilerince normal hayat gibi görmeye başladıklarından ve buna da alıştıklarından, kavga kavramını mana olarak o kadar daraltmışlardır ki! Öyle olunca da birisine, “sen kavgacısın, senin bu düşüncen, bu sözün, bu bakışın, bu niyetin, bu oturuşun, bu kapı kapatışın, bu yatışın, bu gidişin, bütün hallerin kavga” deyip, bunun da izahını yapmak çok zorlaşmıştır, artık bunu onlara (yani normal yaşantıdaki her insana) anlatabilmek mümkün olmayacak derecede zorlaşmış durumda. Çünkü kavga diye neye diyorlarsa onun manasını daraltmışlar. Aslında tamamen kavga olan şeyleri normal hayat zannettikleri için kavgayı anlatabilmek, “İşte bu kavgadır.” Diyebilmek, bunu onlara izah edebilmek çok zordur. Bu yüzden bu meseleyi bir sorun görmek, önemsemek, düzeltmeye çalışmak hele de kavga ve kavgacılık kimyasından deli gibi kurtulmaya çalışmak yalnızca billahi anlamda iman edenlerin işidir.

Siz böyle söyleyince sanki zihin dokumuzun bu kimyadan oluştuğunu, neredeyse 7/24 bu kavga kimyası rutiniyle yaşadığımızı düşünüp ama bunu da örttüğümüzü, bu hale normal yaşantı muamelesi yaptığımızı görüp korktum Yılmaz Hocam. Bu kötü huylu metastaz bizde nasıl başladı da bizi böyle sardı acaba?

Bir yerden başlatacak olursak şöyle diyebiliriz: Taha Suresi 123, Bakara 36, Araf 24. Ayetler buyurur ki, biz onlara “Birbirinize düşman olarak inin.” Dedik. İşte bu emirle dünya hayatı dediğimiz bu kavga hali, nefret kökenli kavga hayat tarzı başlıyor. Hazreti Âdem aleyhisselam efendimizin kıssalarından okudunuz, biz de buradaki hasbihallerimizde defalarca bahsettik; orada geçen “Birbirinize düşman olarak inin.” İfadesi çok önemli! Birbirinize düşman olarak inin, ne demek? Bunun günmüüz Türkçesiyle en yalın, en anlaşılır, en net manası budur: Nefret kökenli kavgacı kişilik boyutuna inin! Nefret kökenli kavgacı kişilik boyutuna; yani bu algıya inin, bu algıyla yaşantının cazip olduğu hayat tarzına inin. “Birbirinize düşman inin.” demek; “siz artık kavgacı kişilik seviyesine indiniz” demektir; yani ahseni takviym kimliğiniz kimliğiniz (cennetlik vasfınız) yanında cehennem ehli vasfını da taşıyor olarak iniyorsunuz demektir. Cehennem ehli vasfını da kazanmış olmamız, öyle bir idraka indiriyor olmamız elbette Allah’ın bize “Haydi, şimdi bu idrakla kavga edin” demesi değildir; Allah kullarına kavga edin demiyor ama artık o potansiyelde olduklarından bahsediyor, bu vasfı, özelliği, bu yazılımı da yüklendiniz buyruluyor. Siz dünya idrakından önce ahsen-i takvimdiniz cennet ehli vasıflarıyla idiniz, şimdi yeni bir şey daha yüklendiniz, cehennem ehli vasfını kazandınız; şimdi bu vasfı da üstünüzde taşıyor olarak yaşayacağınız bir hayat tarzı için inin emriyle dünya yaşantısı başladı. Çünkü dünya hayatı bir imtihan, değilse cennet ehli özellikleriyle dünyaya geliyor olsak kavga etmeyiz ki, o ayrı bir durum. Dünya yaşantısına cehennem ehli vasfını da taşıyor olan bir algıyla iniliyor, yani artık kavga potansiyeli insanda aktif. Niye? Birbirine düşman olarak inin emri gereği. Ama bu bahsettiğimiz “Birbirinize düşman olarak inin” özelliği cehennem ehliyle ilgili; rabbimiz buyuruyor ki, artık o özellik de sizde potansiyel olarak mevcut, onun gereğini yapmaya hazır olacağınız şekilde o size verildi.

Yılmaz Hocam, bu anlattıklarınız tamamen ayetlere it bilgi olunca, bu ayetlerden anlıyoruz ki, bu durumda bir tercih yapmak zorundayız; ya kavga öncesi halimize ait algımız olan cennet vasıfları yönünde veya bu “Birbirinize düşman olarak inin” emri ile oluşan, cehennem ehline ait kavgacı potansiyeli kullanma yönünde…

Dünya hayatı 7/24 ya Hakk veya Batıl yönde bir tercihtir. Dolayısıyla tercih cennet vasıfları yönündeyse, cennet hayat tarzı olarak selam, sevgi, barış, esenliği temsil eder; tercih cehennem vasıfları yönündeyse, cehennem nefret kökenli kavga hayat tarzıdır, bunların hırslarının ateşi ve kavuruculuğudur. İnsan dünyadaki hayata böyle bir şekilde iniyor yani başlıyor. Dolayısıyla A’raf Suresi 26 “Birbirinize düşman inin” der ama devamında “İnerken de Rabbiniz size iki hayat tarzı yüzünden iki libas yarattı; ilahlık hissiyatı elbisesi yani kavga libası ve bir de Billahi Anlamda İman libası yani takva libası.

Biz hep bu kavga elbisesini giyiyoruz gibi sanki, çok üzücü değil mi hocam? Bu libasları nasıl tanıyacağız sevgili hocam?

O libaslar o iki hayat tarzıdır. Billahi anlamda iman edenler bir hayat tarzı olarak o libası giyerler; dunîhi ilahların ilahlık hissiyatlarının heva ve hevesleri üzerine bina ettikleri hayat tarzı da bir elbisedir, libastır, onlara yapışan, onları gösteren bir haldir, işte onların da bir libasları var. Bu iki tane libas (elbise) dünya hayat tarzı içinde birbirinden tamamen farklı iki karkateri gösterir, bu yüzden bu libaslar, bu elbiseler dünyada önemlidir, özelliklerini çok iyi bilmek lazım. Her iki hayat tarzına göre de onlara ait libasları var. İnsan tercihini yapacak, ya öfke libası veya takva elbisesi giyerek yaşayacak. Ama hep bir libası oalcak; ya o ya bu! Nasıl denizci subayların beyaz renkli elbiseleri var; havacıların mavi elbiseleri, karacıların haki elbiseleri var, onlar elbiselerinden biliniyorlar, gördüğünüz zaman “Denizci subay, havacı subay, karacı bir subay.” Diyorsunuz, onun gibi, insanın da daima bir üniforması var. O üniformalar birer hayat tarzı; bu iki hayat tarzının libas olarak ifadesi; birisi ilahlık hissiyatı libası yani kavga elbisesi, kavga libası. Diğeri takva libasıdır.

Araf 26’da Rabb’imiz “Size libas yarattım.” Der ama bir de hedef gösterir, tavsiyede bulunur; Billahi Anlam’ı önemseyenler için hedef ve kurtuluş yolu gösterir; “Bu libaslardan takva libası sizin için hayrlı olanıdır, ona göre davranın.” buyurur. Ey kullarım size öyle merhametliyim ki, lütfen bu ayetlerdeki açıklananları ilaç görün de önemseyin, ona göre de dikkatli olun, size çok önemli ipucu veriyorum, takva libasına dikkat edin. Takva libası sizin için hayrlı. “Takva libası sizin için hayrlı” demek aslında “Sizin için olmazsa olmaz libas budur” da demektir… 

Rabbimiz bu kadar önemle uyarıyor ama buna rağmen insanlar bu libasları çok önemseyip, görüp, tanıyamıyor olabilirler. Onlar önemsemese de şeytan bu işi çok önemsiyor ve insanları bu libaslarından tanıyor. İnsanları ayırt ederken yöntemlerinden birisi de bu üniformalarına bakmaktır; üzerinde takva libası mı var, kavga libası mı? İnsanı şeytan libaslarından tanır. 

Şeytan libasına göre insanı tanıyınca ne yapıyor sevgili hocam?

İki libas vardır ki o üniformayı görünce şeytan o üniformalara yaklaşmaz. Yanlış bir iş yapanlar uzaktan bir polis görünce nasıl hemen “Polis geliyor.” Falan deyip kaçarlar, o üniformayı görünce de şeytan kaçar. Bunlardan birisi Sad Suresi 82 ve 83. ayetlerde belirtildiği üzere ihlaslandırılmış kişilerdir. O kullar İhlas şehadeti yaptıkları, o nuru yayan takva elbisesi giydikleri için şeytanlık patronaj sistemi onları o nurlu elbiselerinden tanır ve “Bununla boşa uğraşılır, buna vesvese sökmez, olmaz, buna vesvese çökmez” der ve o kuldan saygıyla uzak durur. Diğer hayat tarzının libasını ise Haşr Suresi 16. ayet ve Enfal Suresi 48. ayetlerden öğreniyoruz ki şeytan o libası görünce de yaklaşmaz. Bazı dunihi ilahlar vardır, şeytan onları öyle şımartmıştır ki artık şeytanın tepesine çıkmışlardır. Hani insanlar arasında “Yahu şu kişi o kadar şımardı ki tepemize çıktı.” Hali vardır ya onun gibi, onlar da öyle olmuşlar. Allah’a olan nefretlerinde o kadar ileri gitmişler ve öyle bir nar sahip olmuşlar ki… Diğeri nasıl takva elbisesiyle nur yayıyordu, bunların elbisesi de nar, şeytanı bile kaçırtan bir noktaya gelen kuvvetli bir ateş yayar. İşte şeytan onların bu halini görünce onlara “Ben sizden beriyim.” Der, bu nar/kavga elbiseli olanlara yaklaşmaz, şer kıvılcımları çıkıyor elbiselerinden, şer kıvılcımları çıkan elbisenin adı kavga libası; şeytan o elbiseyi giyenden de kaçar. Çünkü; Allah’tan o kadar uzağa düşmüşler ki şeytan bile o kadar uzakta değil. İşte bu kavga elbiselerden de o insanları seçerler. 

Yılmaz Hocam, kurtulmamız, sıyırıp atmamız gereken kavga elbisesi bizi telaşının sarması gereken bir libas olarak yeterince korkutur hale geliriz inşaAllah. Bundan kurtulmanın ilacını da soracağım ama onu önümüzdeki tefekkür hasbihaline bırakayım, çünkü biraz korkum artsın istiyorum. 

Allahım, lütfen bizlere merhamet ediver, lütfen bizleri muhafaza ediver, lütfen bizlere yardım ediver, lütfen bizleri bağışlayıver, affediver ya Rabbi (amin)…

Yazarın Diğer Yazıları