Elif Çaylıoğlu

Allah'a Karşı Saygısız, O'nunla Didişen, O'nunla Kavga Eden Birisi Miyiz Acaba?

Elif Çaylıoğlu

Yılmaz Hocam, geçen hafta biz Müslümanların Allah’a saygı konusunda düzeltmemiz gereken çok hallerimizin olduğunu cami ve mescitlerdeki davranışlarımızdan örneklerle dile getirip açıkladınız; Allah’ın bize çok merhametli olduğunu ama bizim O’na saygımızın olmadığını o kadar iyi anladık ki... Tabi bu durum elbette çok üzücü, inşaAllah Rabbim merhametiyle bizi kendine hakkıyla saygı duyan, haşyet duyan Billahi Anlamda İmanlı kullarından eyler de Allah’a, işaretlerine, emirlerine, önerilerine karşı bu saygısız halimizden kurtuluruz (âmin).

Geçen hafta verdiğiniz örnekler camilerde sık karşılaşılan davranışlardandı. Mesela hasta, ağzı burnu akan, öksüren, hapşıran ama gelip en ön safa, caminin ortasına oturan Müslümanları uyarmıştınız; üst kat varken, caminin ücra kısımları varken en kalabalık yerine gelip oturup diğer Müslüman kardeşini hasta etmesinin doğru olmadığını, bunun aslında önce Allah’a karşı saygısızlık olduğunu, çünkü Allah’ın evi dediğimiz camide böyle davranıldığını hatırlatmıştınız. Yine caminin bahçesinde, kapısında sigarasını içip Ezanın okunmasını bekleyen, Ezan okununca camiye giren Müslümanların sigara kokularının yanındaki Müslümanı nasıl rahatsız ettiğini hatırlatmış, Allah’a karşı yapılan bu saygısızlığa, bu yanlışa karşı da Müslümanları uyarmıştınız. Yine camiden çıkarken büyük çoğunluğun ayakkabısını yere attığını, yerden kalkan tozun hem camiyi kirlettiğini hem de o anda camiden çıkan Müslümanları hasta ettiğini bunun da Allah’ın evinde yine Allah’a karşı işlenen bir ayıp, bir saygısızlık olduğunu hatırlatmış; makamı mevkisi yüksek birine ziyarete gittiğinde insanların ayakkabılarını nasıl çıkarıp nasıl giydiklerine dikkat çekmiş, insanların insana karşı ayıpla meşgul olduğunu Allah’a karşı ayıpla pek ilgilenmediğini yani günahı pek önemsemediğini konuşmuştuk. 

Tabi insan aklına şu soru da geliyor: Yeryüzü bize mescit (cami) kılındığına göre her zaman her yerde her davranışımız bu kapsama giriyor olmaz mı? Yani kime davranırsak davranalım, nerede davranırsak davranalım ya Allah’a saygılı veya Allah’a saygısız davranmış oluyoruz sanki?

Allah’a karşı bu saygısızlık sadece mescitler, camilerle sınırlı değil elbette, her yer için geçerli, her zaman her yerde… Mesela bazen parkta bir yürüyüş yapıyorsun, dini önemsediğini söyleyip Müslümanım diyeni yine tanıyorsun, üzülüyorum ama maalesef bu çok karşılaştığım bir tablo, Rabbim merhamet ediver biz Müslim kullarına. Müslüman bir karı koca yürüyüşteyse, somurtkan bir adam önde (hatta elinde tesbih), arkadan ona yetişmeye çalışan bir kadın da telaşla geliyor. Tesbihe, giyime bakınca görüyoruz ki Müslüman bir çift. Dünyacı olanlar maalesef daha neşeli daha beraberler. Bu nasıl iş? Sende, bende, bir Müslümanda olması gereken huzur onda mı var? Böyle bir şey olabilir mi? Bir Müslüman böyle davranıyorsa bu nasıl bir kafa? 

Yanıldığımız, beceremediğimiz nokta ne acaba hocam?

İslam 7/24 bir hayat tarzı; alışverişte, sporda değişmez... İş Billahi Anlamda İman ile başlar… Çünkü Billahi Anlamda İman, bize her an Allah’ta olduğumuzu, her nerede olursak olalım Allah ile olduğumuzu, bu idrak ve farkındalıkla yaşamamızı öğretiyor; 7/24 böyle yaşamalısınız diyor. Şimdi düşünün hem Rasulullah (SAV) Efendimizin öğrettiği Billahi Anlamda İman sahibi bir kişi olacağız hem de alışverişte, evde, sporda kaba bir kişiyiz; bu nasıl olur? Mesela, böyle spor yapmak doğru olur mu? Somurtkan, elinde tespih, arkasından eşi ona yetişeceğim diye koşuyor. Bu nasıl bir Müslümanlık Ya Rabbi! İşte halimiz bu! Yarabbi sen bizi bağışla; ya Rabbi, bizim sana saygımız yok... 

Saygı olmayan yere sevgi gelir mi; biz birbirimizi seviyoruz dediğimiz hal oluşabilir mi?

Saygı yokken sevgi mümkün olmaz! Biz hiç saygımız bile yokken Allah’a “Seni seviyoruz yarabbi” nasıl diyeceğiz? Olabilir mi? Hem böyle olalım hem de üç kuruş bulunca koşup umreye hacca gidelim. Gidelim de taş toprak sana ne yapabilir? Kendilerini bakalım kurtarabilecek mi o taşlar topraklar da seni kurtarsın. Seni kurtaracak sensin; sendeki Billahi Anlamda İman ve ona uygun hayat tarzı! Böyle bir hayat tarzı fark edilince, dünyada ortaya çıkınca Müslümanlar kurtulacak! Bunu bastırarak söylüyorum. Çünkü tüm dünyada hâlâ böyle, imanlıyız diyen ama bu anlattıklarımızın yaşandığı bir hayat tarzı var; bir de Billahi anlamda iman edenlerin hayat tarzı olmalı, oluşmalı. Bu hayat tarzı Efendimiz ile başladı; dolayısıyla “Allah’a inanıyorum.” deyip billahi anlamda imanı olmadan, Allah’a inanıyorum diyen başkaları gibi inandığı şeye sıkı sıkıya ilmihal monte etmek, Efendimiz (SAV)in açıkladığı İslam hayat tarzı değil. Önce doğru iman, billahi anlamda iman, sonra ona uygun ilmihal. Nedir ona uygun ilmihal ve yaşantı? Seni ilahlık hissiyatından temizleyecek hayat tarzı; salatıyla, orucuyla, zekatıyla, haccıyla kurbanıyla, haramı helaliyle... Seni ilahlık hissiyatından temizleyecek, Kur’an ve Sünnet ile önerilmiş tüm plan ve projeler...

Birisi üç günlük tatile gidecek, liste yapıyor, şuraya gideceğim, şunu yiyeceğim, şunu içeceğim, şuraya uğrayacağım. Hiç ahiretle ilgili liste yapmıyorsan olmaz. Billahi anlamda imanlı kişi için bu bir hayat tarzı; plan proje gerektiriyor. Bir planın, bir projen olacak. Onların A planı var, B planı var, C planı var. Senin A planın bile yoksa olmaz. 

Kişi tatile gideceğinde sıkı sıkı hazırlanırken ahirete gideceğim diye çok daha ciddi bir hazırlığa girişmiyorsa bu yine “din anlayışımıza” yani iman ve hayat tarzına çıkan bir durum sanki değil mi? Bu durumda iki temel idrak ve hayat tarzı var diyebilir miyiz? Ahireti önemseyen ve önemsemeyen?

Evet, ancak onu şöyle isimlendirelim; birisi dunîhi ilahların hayat tarzı, diğeri Billahi Anlamda İmanlı’ların hayat tarzı. Dunihi algıdaki kişi herhangi bir dinde de olabilir Müslüman da olabilir; eğer neye nasıl inandığını bilmiyor ve önemsemiyorsa. 

Allah’a ve emirlerine, kullarına saygısız yaşamak Billahi Anlamda İmanlı Müslümanların hayat tarzı değildir, o dunihi algıda olanların yaşantısıdır. Ama bugün dünyada öyle örnekler var ki; maalesef Müslüman ülke dediğimiz öyle ülkeler var ki “Karını ve çocuğunu dövebilirsin ama kemiğini kırmamak şartıyla” diye kanun çıkarıyorlar. Ona o yetkiyi kim verdi; o döveni kim dövecek? Onu kim ayrıcalıklı yaptı da kadınları çocukları dövecek? Efendimiz’e (SAV) baksınlar! Sünnette eşlerine, çocuklarına nasıl davrandığına bir bakın lütfen. Eğer kadını dövmek dini bir iş olsaydı Efendimiz yapmaz mıydı o işi? Allah “Kadınları çocukları kemiklerini kırmadan dövün” demiş ama Rasulullah Efendimiz “Ben o işi yapmam.” mı demiş? Böyle bir şey olabilir mi? Unutmayın; Allah’ın öncelikli kulları kadınlardır; kadınlar böyle Allah emanetleridir bu dünyada bize…

Efendimizin (SAV) eşlerine, çocuklarına “neden böyle yaptınız?” veya “neden bunu yapmadınız?” bile demediğini, dama çok anlayışlı, sevgili, merhametli, hassas, rahatlatan, huzur veren olarak davrandığını görüyoruz siyer kitaplarında elhamdülillah... 

Elhamdülillah; bu sene, bu Rabiülevvel ayında doğumunun Hicri 1500. Yılını yaşadığımız Rasulullah (SAV) Efendimiz öyle ama biz de O’nun böyle bir ümmetiyiz işte!  Çok üzücü! Bu yüzden “Kadınları dövün ama kemiklerini kırmadan” gibi yasalar çıkaranların hayat tarzlarına, Efendimiz (SAV)’in ve O’nun yolu olan Ehl-i Sünnet’in yani Billahi Anlamda İman edenlerin hayat tarzı diyemiyoruz. Billahi Anlamda İman’dan yani sünnet ehli yaşantıdan uzak Müslümanların hayat tarzının çoğu kısımları maalesef inanmayanların hayat tarzından geridedir; bu çok üzücü, çok… Bunun hesabını, öyle yaşayanlar verecek ama toplumsal bir suç olarak onun hesabı hepimize de düşer; “Nasıl onlardan geri olursunuz?” denilmeyecek mi sanıyoruz? 

Billahi Anlamda İmanlı hayat tarzı ehli sünnetin hayat tarzı olduğuna göre biz demek ki sünnet ehli olup olmadığımıza Billahi Anlamda İmanlı mıyım değil miyim sorusundan başlamamamız gerekiyor, önce amellerden değil sanki? Elbette amellerin önemini basitleştirmeden bunu söylüyorum.

Ancak biz kurtulmamız gereken diğer hayat tarzını yani dunihi ilah hayat tarzını da çok önemsemeden ama 7/24 yaşıyoruz gibi? O hayat tarzını birkaç cümleyle hatırlatsak mı hocam? 

Dunihi algıya ait hayat tarzı, billahi anlamda iman edenlerin ilahlık hissiyatından temizlenmek üzere oluşturdukları hayat tarzının dışındadır; o yaşantı dunîhi ilahların hayat tarzıdır. Onlar dunîhi algının zanlarıyla kendilerini Allah’ın dışında ve gerçekten var sandıkları için “müstakilen varım ve muhtarım” iddiasına girmiş, o iddiayla da nefislerini ilahlık hissiyatlarına büründürmüş, heva ve hevesleri üzerine bina edilen bir hayat tarzı kurmuşlar, öyle yaşayıp gidiyorlar... Müslümanlar için üzücü olan ise şu nokta: Hem böyle bir hayat tarzı kuruyorsun hem de bu idraktaki hayat tarzına ilmihali sıkı sıkı monte ediyorsun. Oysa ne Kur’an’da ne Sünnet’te öyle bir İslamiyet yok. Efendimiz’in hayatında öyle bir İslamiyet yok. 

Yılmaz Hocam, Billahi Anlamda İmanlı hayat tarzını ve Dunihi İlah hayat tarzını nasıl ayırırız birbirinden. Çünkü hangi hayat tarzındayım diye kendimi test edeyim istiyorum? 

Bu iki hayat tarzını birbirinden ayıran birinci sıradaki özellik kavgadır, kavgacılıktır. Bunu anlayın, bunu görün. Didişme, kavga; nefret kökenli kavga… Bu kavga aslında Allah iledir, Allah’ın yarattıklarıyla gibi görünse de durum öyledir. Kavga varsa bir hayat tarzındasın, yoksa Billahi Anlamda İman hayat tarzındasın biiznillah…

Sevgili Hocam, kavga, didişme bu kadar önemliyse onu daha yakından ve daha detaylı tanımamız gerekiyor ki, korunalım, kurtulalım. O halde hasbihalimize nasipse önümüzde ki hafta “nefret kökenli kavganın sebepleri” konusuyla devam edelim mi inşaAllah.

Allahım bizlere merhamet ediver de bilip bilmediğimiz ve aslında seninle olan her türlü didişme, kavga ve nefretten koruyarak kurtarıver bizleri (amin)…

Yazarın Diğer Yazıları