Elif Çaylıoğlu

'İnin Aşağı' Demek, Akıl Sahipleri İçin 'Çıkın Yukarı' Demektir.

Elif Çaylıoğlu

Yılmaz Hocam, önceki haftalarda hasbihallerimizde tefekkür etmeye başladığımız "İnin aşağı birbirinize düşman olarak" ifadesi Kur'an-ı Kerim'de Bakara Suresi 36, A'râf Suresi 24 ve Tâhâ Suresi 123. ayetlerde bize üç kez hatırlatılıyor; demek ki tefekkür etmemiz elzem. “İnin aşağı düşman olarak” halinin dünya yaşantısında insan için etkilerini biraz açabilir miyiz?

Bir kere ayetlerimizde geçen “Aşağı inmek” ne demek, bunun doğru tanımlanması gerekiyor; aşağı inmek, Allah’tan his olarak uzağa düşmektir. Yukarı çıkmak ise selam ve sevgi üzere yakınlık hislerinin açılması, yaşanmasıyla Allah’a hissî yakîn halini elde etmektir. Kul bu durumda yukarı çıkmış oluyor. Dolayısıyla; “İnin aşağı düşman olarak” emri, bir bakışla da “Çıkın yukarı kardeş olarak” manasını içerir. Siz nefret duygularıyla büründüğünüz kavga libasıyla aşağı inersiniz, selam ve sevgi hissiyle büründüğünüz takva libasıyla da yukarı çıkarsınız... Hucurat Suresi 10. ayet, takva libasına büründükleri için “Ancak Billahi anlamda imanlı olanlar kardeştir” buyurur. O ayetteki “Müminler ancak kardeştir” ifadesinde bahsedilen müminler Billahi Anlamda imanlılardır; kafasından tanrı uydurup, ona Allah diyenler değil. Müslüman toplumda onlar da Müslüman bilindiği için ayet Müslümanlara “Siz ancak kardeşsiniz.” demiyor. Çünkü kardeş değiller! Kardeş olsalar birbirlerini öldürürler mi, birbirlerine tuzak kurarlar mı, birbirlerini bombalarlar mı? Kıyabilirler mi? Müslüman Müslümana kıyabilir mi? Mümkün mü? Mümkün değil. Demek ki kardeşlik ancak billahi anlamda iman edenlerin hayat tarzı içinde! Kavgacılık da dunihi ilahların karakteri! 

Yılmaz Hocam, bu tanımla birlikte çok farklı iki insan grubu oluşuyor değil mi? Billahi Anlamda İmanlı olan kullar kardeş, kavgacı dunihi ilahlar ise birbirine düşman.

Kesinlikle. Peki, dunihi ilahlar kiminle kavgadalar aslında? Onlar farklı şekillerde olmak üzere daima Allah ile kavga içerisindedir. Kavgacı karakterde olanların vücutlarından çıkan her fiil, dillerinden çıkan her kelime, beyinlerinden çıkan her fikir, sadırlarının salgıladığı her zan kavgacıdır, kavga kokuludur, hücum içerir. Sen tebessümle “Merhaba” dersin, o gayet sert bir tavırla “Merhaba” diye karşılık verir. Çünkü her hali kavga. “Nasılsın?” dersiniz, öyle bir “İyiyim” der ki her harfinden kavga fışkırır. Kavga tarzı diye bir şey varya , işte onun da her hali, her kelimesi, her davranışı tarz olarak öyledir, illa kavga ediyor olması gerekmez; hatta o “Ben kimseyle kavga etmiyorum.” da diyebilir, farkında değil... Bu (kavga) bir hayat tarzı ve bu tarz aslında cehennemin tarzı; yanlış olup da terk etmediklerin oraya hazırlık demektir. Bu yüzden Rasulullah (SAV) Efendimiz bize “Allahım, lütfen kalbimi öfkeden koru.” duasını öğretiyor. Hadisteki anlatış tarzında “kalbimi” ifadesi geçiyor ama kavga hisleri sadırdadır, sadır kalbin üstünü örttüğü için, beyne kalpmiş gibi emirler gönderdiği için bu ifade kullanılıyor. Öfke, sadırda biriken ilahlık hissiyatının heva ve heveslerini, hırslarını ortaya çıkan fiilleridir. Kalbi ğıll kapladığında beyin sadırdaki ğıll’in ürettiği kavga emrini kalpten aldığını zanneder. Bu yüzden duada “kalbimi öfkeden koru” şeklinde geçer ama aslında öfke sadırdan gelen zannların fiilleridir. Furkan Suresi 63. ayet bu konuya değinerek “Rahman’ın kulları arzda hevn (dingin, sakin, vakar) ile yürürler, cahiller (Allah’ı örten dunihi ilahlar) kendilerine sataşsa, Selam deyip geçer giderler” diyerek bir grubu anlatır. 

Böyle “Rahman’ın kulları” diye vasıflanarak övülen bu kullar kimler acaba? 

Onlar Billahi anlamda iman edenlerdir, ancak onlardır! Ancak onlar vakarla yürürler. O vakarlı yürümenin esas yerlerinden birisi Hac’da Arafat vakfesini yaptıktan sonradır. Hac göreviyle, hadis gereği anandan doğduğun gibi temiz oldun ya, onun vakarıyla yürümek! Rahman’ın Kullarının, Billahi anlamda imanlının vakarı da öyledir, onlar gibi yürürler. Onlara cahil olanlar sataşabilir, bulaşabilir, bu amaçla bir hitapta bulunabilirler ama onlar kavga etmezler, “Selam” der, geçer giderler. Furkan 63. ayet onları böyle tanımlamaktadır. Başka ayetlerde var, “Sen onları bana bırak.” diyor Rabbimiz; “Sen işine bak, sınavınla meşgul ol, onları bana bırak.” Onlar dediklerinin hayat tarzıyla ilgili olarak İsra 37. ayette bir tespit ve imanlılara da öneri vardır: “Yeryüzünde dunihi ilahlar gibi böbürlenerek yani ilahlık hissiyatının gözdeki hıyanetini fışkırtarak dolaşma. Sen öyle dolaşmakla arzı delemezsin ve boyca da asla dağla yarışıp onu geçemezsin, dağa erişemezsin.” buyurulmaktadır. Bizi kavgacılar gibi davranmaktan koruyan bir ayet, bir öğüt… Kavgacılar öyledir ki ellerinden ayaklarından sürekli kavga çıkar. Masaya bir tabak koyacaktır, kavga tarzında koyar, camiden çıkıyor ayakkabısını yere taaak diye atar; hep kavga tarzı davranışlardır bunlar. Onların beden diline baktığınızda bakışları, duruşları, ellerinin hareketleri sürekli kavga modundadır. Diyelim ki ev işlerini yapıyor veya memursa o işleri yapıyor, birisiyle bir iş muamelesi yapıyor, cümleleri, evrak alıp vermesi, muamelesi hep kavga tarzındadır.

Bu kavga hissiyatı zihinleri, kimyaları, dolayısıyla her hali bürüyünce, kendiliğinden o tarz bir yaşantı oluşuyor demek ki sevgili Hocam. Peki, bu kavga kimyası onların psikolojisini etkilemiyor mu?

Dunihi ilahlarda ilahlık hissiyatıyla yaşadıkları için onlarda bir “sahte ilah depresyonu” vardır ve bu durum o kişide sürekli vardır. Halini ve sebebini tam tanımlayamadığı için o kişi genellikle “Huzursuzum ama huzursuzluğumun sebebini bilmiyorum.” der. Veya bazı sebepler bulur, huzursuzluklarını alakasız yerlere bağlarlar; hiçbir şey bulamazlarsa da stres kaynaklı derler. Ama sürekli öyle bir sahte ilah depresyonu yaşarlar! O depresyon, sürekli bir oluşturur o kişide. Tabi işin korkunç yanı, bu durum tüm dunihi ilahlarda, hemen hemen hepsinde böyle olduğu için bu onların rutini haline geldiğinden alışıkları bir hayat tarzıdır, bu halde yaşar giderler...

Bu ızdırabın, bu huzursuzluk, tedirginlik, sinirliliğin normalleşmesi gerçekten çok korkutucu bir durum, çok sinsi bir risk ve hastalık hali sanki Yılmaz Hocam?

Onlar kendilerini bizim bu söylediğimiz, tanımladığımız gibi görmezler. Hatta bu söylediklerimizi dinleseler “Ne kadar da abartıyorsun.” derler. Bu söylediklerimizi kendilerine rutinleştiği için normalleri olarak görür ve öyle de yaşarlar. Ancak o kavgacı tarz, o huzursuzluk, tedirginlik, sinirlilik belli bir noktaya çıkarsa o zaman ona “şiddet, öfke, kavga, depresyon vb” derler. Halbuki zaten her halleri öyle ama seviyesi biraz yükselirse o halden rahatsız olurlar, “Şiddet, huzursuzluk, tedirginlik, sinirlilik, depresyon” dedikleri hali şiddetli yaşadıkları zaman onu bir sorun gibi ele alırlar. Sorun gibi ele alırlar ama mümkün değil çözemezler. Çözemiyorlar. Neden? Çünkü işin çoğuyla meşguller, azını görmüyorlar. Oysa kuraldır; bir şeyin azını çözemezsen çoğunu yok edemezsin; çünkü o az hal hep var ve sürekli ürüyor. Bu durumda da işi kaynağından çözmeleri mümkün değil. 

Sevgili Hocam, hasbihallerimizde tefekkür ettiğimiz konularda, tamamen ayetler ve hadislerden oluşan tezekkürlerinizle bir çocuğun lego parçalarını birleştirerek bütüne ulaşmasını öğretiyor gibisiniz, ben kendim için öyle benzetiyorum. Bu konumuzun başında da net olarak ifade ettiğiniz “kavga, ilahların işidir” ifadesi de ayet ve hadis kökenli hem de Billahi iman ve dunihi algı halini fak etmemizi ve birini diğerinden ayırmamızı sağlayan birer lego parçası gibi. Gitmemiz gereken bütün billahi anlamda imanken kurtulmamız geren hal dunihi algı. Anlıyoruz ki, konu ve olay ne olursa olsun, bir inanan için her yol billahi anlamda imanlı olmaktan ve o imana göre yaşamaktan geçiyor. Dolayısıyla kurtulmamız gereken hallerden biri olan kavgacı hali çözebilmek için ne yapmamız gerekir, onu biraz meraklar yükselsin, arayış ve susama hali artsın diye bir sonraki hasbihalimizde tefekkür/tezekkür edelim istiyorum. 

Allahım lütfen bizlerden razı oluver, bizlere merhamet ediver, bizleri kavga libasından kurtarıver, bizleri takva libasıyla bürüyüver (âmin).

Yazarın Diğer Yazıları