Erdoğan Emre

Taşpınar Dergisi

Erdoğan Emre

Kurtuluş Savaşından sonra yeni bir devlet kuran Türk halkı; büyük kurtarıcı (halâskâr gazi) Atatürk önderliğinde modern dünya ve muasır medeniyet şartlarına uyum sağlamak, aradaki derin mesafeyi kapatmak için pek çok inkılâplar gerçekleştirmiştir.

Okuma yazma bilmeyen halkın yeniden uyanması ve medenî dünya ülkeleriyle aynı standarda kavuşması, mevcut şartlarda çok zor olmasına rağmen âdeta zamanla yarışan hükümetin bütün organları ve “Cumhuriyete Kanat Gerenler”in insanüstü gayretleriyle, şartları zorlayarak ve her türlü fırsattan yararlanarak medeniyet yarışında mesafe almaya başladılar.

Her biri birer strateji uzmanı olan bakanlar ve onların teknisyenleri, Atatürk ve arkadaşlarının ileri görüşü, tedbir ve tavsiyeleri doğrultusunda, bütün imkânları kullandılar; Hitler’in zulmünden kaçan ilim adamlarına memnuniyetle kucak açan genç Türkiye, hemen her dalda bu insan hazinesinden faydalandılar.

Türkün uyanması, kendini tanıması, tarihini ve atalarını bilmesi, milli duygularına sahip çıkması.., bütün bunlar ikinci bir kurtuluş savaşı gerektiriyordu. “Ey Türk, titre ve kendine dön”  söylemi bu gereksinimden doğmuştur. Halk Evleri bu amacın mahsulüdür; hemen her ilde kurulmaya başlanan Halk Evleri’nde ve Halk Odaları’nda, halkın millileşme yönünden bilinçlendirilmesi ana hedeftir.

Halkevi çalışmalarında 9 husus tesbit edilerek çalışmalar bu konularda yoğunlaştırılmış ve herbiri ayrı şube olarak çalışmalarını yürütülmüştür; bir anlamda bugünkü kent konseyi ve yerel gündem faaliyetleri çerçevesinde çalışan bu şubeler şöyle sıralanabilir;
Edebiyat ve Tarih Şubesi, Güzel Sanatlar Şb, Spor Şb, Temsil Şb, Sosyal Yardımlaşma Şb, Tarih ve Müze Şb, Kütüphane Şb, Halk Dershanesi ve Kurslar Şb, Köycülük Şubesi..

İlk olarak 14 ilde açılan Halkevleri; cumhuriyetin değeri, laik ve çağdaş toplumun teşekkülü, ulus devletin oluşturulması, halka bunların anlatılması, benimsetilmesi amacıyla kurulmuş ve bu doğrultuda çalışmıştır.

Afyon’da ilk Halkevi’nin temeli 10 Nisan 1931de atıldı. CHP Fırkası ve Türk Ocağı binası olarak başlanan ve ertesi yıl açılan binanın inşaatında cezaevi mahkûmları çalıştırıldı. (Cezaevi müdürü Tahir Oskay –Mülâzımoğlu- döneminde mahkûmların çalışıp para kazanması için yol yapımı vb işlerde angarya gibi çalıştırılması, başlangıçta tasvip görmeyip itirazlarda bulunulsa da daha sonra bu uygulamanın onların psikolojisi üzerinde olumlu tesir ettiği anlaşılarak Tahir beye takdir belgesi verilmesine sebeb olmuştur; aynı müdür çeşitli meslek sahibi mahkûmlar için atölyeler kurup araba vb imâlatta bulunduğu kayıtlıdır)

1950’de Türkiye’de 478 Halkevi 4322 Halkodası olduğu görülüyor; 8 Ağustos 1951 de 5830 sayılı kanunla Halkevleri ve odaları kapatılıyor ve malları hazineye devrediliyor. 27 Mayıs 1960 sonrası tekrar açılması çalışmaları sonucu 21.Nisan 1963 te açılıyor. 1977 de 529, 1980 de 1000 adedi buluyor; ayrıca 333 halkodası kuruluyor. 12 Eylül 1980 de tekrar kapatılan Halkevleri nin genel başkanı Ahmet Yıldız ve bazı yönetim kurul üyeleri yargılanıyor, 11 Nisan 1984 te hepsi beraat ediyor; 23 Haziran 1987 de tekrar açılıyor.(istanbul’da 18, Ankara’da 6 şube) Halen toplam 25 ilde 73 Halkevi var; İstanbul’da 20, Ankara’da 10, İzmir’de 5, Artvin de 4, Bursa’da 4, Kocaeli’de 2…

Afyonkarahisar’da bugün AKÜ ye bağlı “Rıza Çerçel Kültür Merkezi” binası olarak kullanılan eski Halkevi böylece 19 Şubat 1932 de açılmış oldu ve bütün bu faaliyeti belgelendirmek amacıyla aylık ve 3 aylık gibi aralıklarla dergiler yayınlanmaya başlandı, işte TAŞPINAR’ın doğumu böyle oldu.

Önce 15 ilde yayınlanmaya başlayan bu dergiler; her ilin fikir sahibi aydınları, ilim adamları, öğretmenleri, milletvekilleri tarafından hazırlanıyor ve halkın olaylardan haberdar olması, milli duygu ve bilinçlerinin gündemde tutulması-takviyesi amacını taşıyordu. Bu 15 öncü illeri şöyle sıralayabiliriz;

Ankara, Afyonkarahisar, Adana, Aydın, Bursa, Balıkesir, Çanakkale, Denizli, Diyarbakır, Eskişehir, İstanbul, İzmir, Konya, Samsun, Van.. Bu illerin yayınladığı dergiler içinde, içeriği açısından en önemli yeri işgal edenlerin başında bizim Taşpınar Dergisi gelir. 19 Kasım 1932 de ilk sayısı neşredilen Taşpınar’ın yazı kadrosunda şu isimler yer alıyor;

İmtiyaz sahibi       ;  Eflatun Cem Güney

Neşriyat müdürü ;  Dr Kemal Bey

İsim Babası           ;  Ali Çetinkaya

Edip Ali Baki, Edip Ali Gökpınar, Süleyman H. Göncer, Osman Atilla, Haydar Çerçel, Zihni Çerçel, İzzet Ulvi Aykut, Namdar Rahmi Karatay, A. Mahir Erkmen, Muzaffer Görktan, Tayyar Ataman, Mahir Türkkan, Sami Akyol, Tuncay Aksaray, Şefik Görkay, Orhan Şaik Gökyay, Yusuf Mazhar Aren, Şefik Göktaş, Ahmet Hamdi Aydık….

Her ayın 19’unda çıkan dergi 1932’den 1950’ye kadar 161 sayı neşretmiş ve orta dönem cumhuriyet tarihiyle ilgili günümüze ışık tutmayı başarmıştır. 1943’ten itibaren 2 ayda bir, bazı yıllarda 4 ay ara ile çıkarılmış, 1949-51’de ise 2 sayı neşredildiği görülüyor.

Birinci dönemde bu zengin yazar kadrosu çoğunlukla; tarih, folklor, biyografi, derleme, röportaj gibi konuları işlemiş ve yoğun olarak CHP ideolojisi ve Cumhuriyetin faziletleri empoze edilmeye çalışılmıştır.

Atatürk’ün vazettiği ilkeler ve inkılâplar doğal olarak işlenen konuların başında yer alır.

İkinci dönem 1963-68 arasında Kadınana ilkokul Müdürü Hüseyin Şenşaştımoğlu hocanın gayreti ve yönetimi altında, (son sayısı Ticaret Odası sponsorluğunda) olmak üzere yayınlanıp kapanmış.

Üçüncü dönem 1999’da, Belediye- Valilik- AKÜ iştirakiyle çıkarılmaya başlanmış ancak diğer ortakların kısa zamanda ilgisiz kalmasıyla bütün yük Belediyenin gayretine kalarak 4 sayı çıkarılabilmiş, 2010’dan itibaren dergiyi Belediye tek başına sahiplenmiş, ilgili ve yetkili bir arkadaşın editörlüğünde 5.ci sayıdan günümüze (28. ci sayı) kadar 6 aylık aralarla (yılda 2 sayı) olarak sürdürmüştür.

Bu sene TAŞPINAR çıkarılamadı, işin ilginç ve trajik tarafı dergi basılmaya hazır olduğu halde bekletiliyor; ilgisizlikten mi, bilgisizlikten mi, ekonomik sebepten mi, yoksa siyaseten mi? Belli değil. Rivayete göre AKÜ tekrar sahiplenip dergiye akademik (?) hüviyet vererek ve ilmi bir kadro kontrolunda kendileri çıkaracak? Elbette bir üniversitenin böylesine değerli ve ağır bir konuya sahip çıkması, kendi reklamını yapması, kendi akademik çıkarlarında kullanması keyfe keder değil, değil ama ortada eylem yok !

Sözün özü; Türk gibi başlayıp Alman gibi devam ettiremedik, bakalım akıbet ne olur? İnşallah hayır olur.

Yazarın Diğer Yazıları