İrfan Ünver Nasrattınoğlu

ABD YETER ARTIK ÇEK GİT BÖLGEMİZDEN!...

İrfan Ünver Nasrattınoğlu

Tam adı Donald John Trump olan Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı, ekonomik (parasal) gücüyle ikinci kez Başkan seçildikten sonra, yalnız Amerika’nın değil, Dünyanın başına bela olmuştur. Önceki Başkanlığı döneminde, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ı tehdit edebilme cüretini göstermiş, nefretimizi kazanmıştı. 

Bu ikinci kez ABD Başkanı olunca, gözünü Orta Doğu’ya, yani bizim yöne çevirince içindeki kötü düşünceler ortaya çıkınca  canımızı sıkmaya başlamıştı.

Acayip bir adamı Ankara’ya Büyükelçi olarak tayin etmiş olması, bu adamın Türk’ü, Türkiye’yi, Türk insanını hiç tanımayan, bilmeyen bu adamın densizlikleri nefretimize neden olmuştu. Hem bu adamın, hem de Trump’ın, Ülkemde sevilmeyen kişiler olması, T.C.-ABD dostluğunun hayrına olmamaktadır…

Şimdi gelelim, bu günkü duruma…ABD –İsrail ittifakı, İran karşısında yenik duruma düşmüştür. Trump’ın günlerdir, cart-curt tehditler savurmasının bir palavra, bir blöf olduğu somut bir biçimde belli olmuştur.

***

ABD, Trump ile beraber 'stratejisi olmayan güç kullanımı' aşamasına girmiş idi. Savruk ve bir o kadar kontrolden çıkmış bir yaklaşım izleniyordu. Kısa süre önce yayınladıkları ulusal güvenlik stratejisinde altını iftiharla çizdikleri "esnek realizm" ve "güç yoluyla caydırıcılık" gibi kavramların bugün esamesi bile okunmuyorartık. Ya da bu kavramların yanlış yorumlandığına şahit oluyoruz. Esneklik, pratikte tutarsızlık ve fevrilik olarak sahaya yansıyordu. Uzun vadeli bir "Büyük Strateji" olmadığı için ABD'nin hamleleri müttefiklerinde güvensizlik yaratmaktan başka bir işe yaramıyordu. "Güç yoluyla caydırıcılık" ancak karşı taraf "rasyonel" bir geri çekilme hesabı yaparsa işler. Fakat işin içine rejimin bekası ve ideolojik tutkular girdiğinde, İran örneğinde olduğu gibi doğrudan konvansiyonel bir savaşa girmek yerine palavra demeçler ve blöflerle yıpratma stratejileri ve zaman kazanma taktikleriyle İran, ABD'nin "kaba gücünü" boşa çıkarmış bulunmaktadır.

Teknoloji ve gücün kusursuzluğuna yaslanan ancak buna karşın tarih, toplum ve insanı hesaba katmayan bir stratejik körlük, ABD devlet ricalinin tamamına egemen olmuş durumdadır. Aklı başındaki Amerikalılar savaşın doğasını bu minvalde sanırım en iyi tespit eden insanlardır.  Savaş mekanik bir şey değil. İçinde bolca tutku, belirsizlik ve politikleşmiş unsurlar söz konusu. Napolyon Moskova'ya girdiğinde bir milletin şehrini teslim etmektense yakmayı tercih edebileceğini gördüğünde ne düşündü acaba? Aslında Napolyon burada taktiksel bir hata yapmadı ama sonuçta beklediği siyasi sonucu elde edemedi. Ordusu Moskova’da kaldıkça iaşe, barınma ve lojistik sorunları büyüdü. Geri çekilme başladığında kış, açlık, hastalık, yıpranma ve Rus saldırıları orduyu mahvetti.

İşte, ABD'nin İran savaşı ile birlikte karşı karşıya olduğu durum da bundan farklı değil. ABD açısından şu net olarak görüldü ki; İran'ı vurmak başka şey, Tahran’ı ABD’nin istediği siyasi sonuca zorlamak başka bir şey. Askeri üstünlük, otomatik olarak siyasi teslimiyet üretmiyor. Karşı tarafın sosyo-ekonomik durumu, rejim yapısı, milliyetçiliği ve savaşın ekonomik etkileri devreye girince savaşın doğası tamamen farklı bir görünüme bürünüyor.. Savaşta çoğu şey planlar çerçevesinde kolay görünür ama pratikte zorlaşır. Karşı tarafın iradesi kırılmadan hiçbir savaş da kazanılamaz.

Ve kırk gün sonra gelinen şu noktaya bakar mısınız? “Asacağız, keseceğiz, yok edeceğiz, İran diye bir devlet kalmayacak blöfleri yapan Trump, hiçbir şey yapamadı ve bana göre yenildi. Yenilmiş olduğunu da ülkesinde yapılacak bir seçimde, daha iyi anlayacaktır!... Ne var ki, onun cesaretlendirdiği ve arka çıktığı İsrail’in başına gelenler de ortadadır.

Yerli, yabancı tüm basında, ABD/İsrail ikilisinin düştükleri durum, acınacak haldedir! Bunun müsebbibi ABD Başkanı Trump’tır. ABD halkının, onu daha ne kadar başlarında tutacağı artık merak konusudur. Bana göre Trump, ikinci bir Hitler’dir. Hitler’in deliliği, milyonlarca insanın hayattan koparılmalarına neden olmuştu. Trump’ın normal olmayan kişiliği de pek çok insanın ölümüne yol açmıştır. 

Bizim-benim gönlüm elbette, komşumuz ve halkın çoğunluğunun soydaşımız ve tamamının dindaşımız olmalarından dolayı İran’dan yanadır. İran halkı da, yönetimi de savaşın sona ermesini istemektedir. İran, daha önce ABD tarafından reddedilen bir dizi şartı öne sürmüştür. On maddeden oluşan bu şartlar şunlardır:

*ABD'nin tüm saldırgan eylemlerine kalıcı olarak son vermeyi garanti etmesi.

*İran'ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünün devam etmesi.

*İran'a uygulanan tüm temel yaptırımların kaldırılması.

*İran kurumlarıyla iş yapan yabancı kuruluşlara yönelik tüm yaptırımların kaldırılması.

*Birleşmiş Milletler Teşkilatı  Güvenlik Konseyi'nin İran'ı hedef alan tüm kararlarının sona erdirilmesi.

*İran'ın nükleer programına ilişkin Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın tüm kararlarının  iptal edilmesi.

*İran'a savaş zararları için tazminat ödenmesi.

*ABD ordusunun Orta Doğu'dan çekilmesi

*İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırıları da dahil olmak üzere tüm cephelerde ateşkes sağlanması.

İran yönetiminin, Ülkesini güvence altına almasının şartları bunlardır ve bunlar haklı taleplerdir. Yıllar yılı bölgemizi adeta sömürgesi gibi yönetme çabası içerisinde olan ABD artık kendine gelmeli ve Orta Doğu’dan (ve elbette bizim de ülkemizden) çekip gitmesi gereklidir.

Yazarın Diğer Yazıları