İrfan Ünver Nasrattınoğlu

Afyonkarahisar Erkek Sanat Enstitüsü (E.S.E.)

İrfan Ünver Nasrattınoğlu

Türk ulusunun meslek eğitimi uzun yıllar Ahilik ve Lonca teşkilatı ile yapılmıştır. Mithat Paşa’nın kurduğu Islahhaneler ile mesleki ve teknik eğitim okullarda verilmeye başlamıştır. Bu gelenek Osmanlı İmparatorluğu’ndan Türkiye Cumhuriyeti’ne aktarılan sanat okulları ile devam etmiştir. Erkek sanat enstitüleri, Talim ve Terbiye Kurulu’nun 10 Mayıs 1943 tarih ve 94 sayılı kararıyla toplam beş yıl öğretim süreli olarak kurulmuştur. 

Erkek sanat enstitülerinin üç yıllık birinci devrelerine erkek orta sanat okulu denilmiştir. Erkek sanat enstitülerinde klasik ortaokullardan gelenler için özel şubeler açılarak mesleki ve teknik eğitim almak isteyenler için fırsat sunulmuştur. Erkek orta sanat okullarının klasik ortaokullara dönüştürülmesiyle, erkek sanat enstitülerinin öğretim süresi ortaokul üzerine üç yıl olarak değiştirilmiştir. Erkek sanat enstitüleri uzun yıllar çok sayıda öğrenci mezun ederek ülkenin ekonomisine ve işgücüne önemli katkıda bulunmuştur. Endüstrinin ihtiyaç duyduğu pek çok meslek alanı bu okulda şube olarak açılmıştır. 1943 yılında açılan erkek sanat enstitüleri 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu ile 1973 yılında endüstri meslek lisesine dönüştürülmüştür.

Afyon Erkek Sanat Enstitüsü, 1940’larda Afyonkarahisar'da mesleki ve teknik eğitimi başlatan, günümüzdeki Endüstri Meslek Lisesi'nin temelini oluşturan tarihi bir kurumdur. Bölgenin sanayi altyapısına ve ustalaşma kültürüne büyük katkı sağlamıştır.

1950'li yıllarda eğitim öğretim faaliyetlerini sürdüren okul, sadece teknik eleman yetiştirmekle kalmamış, aynı zamanda şehirdeki yıl sonu sergileriyle ve yerel spor müsabakalarıyla sosyal hayatın merkezinde yer almıştır. 

***

            Ben 18 Aralık 1937 tarihinde, Afyonkarahisar Çavuşbaş Mahallesi, Küçük Olucak sokağındaki 6 numaralı konakta dünyaya geldim. Nasrattınoğlu Hacı Hafız Mehmet, az ötedeki çıkmaz aralık (Darecik)’ taki mekânlara evlatlarını yerleştirirken bu 6 numaradaki konağı, oğlu Hakkı (dedem)’ya vermis. Dedem,  Hamdi ve Mehmet amcama, Hıdırlık eteğinde iki villa tipi mesken satın alıp, onları oraya yerleştirdikten sonra, Küçük Olucak Sokaktaki meskeni de Vehbi amcama, babama ve Binnaz Halama tahsis etmiş. Halam, Hasan (Özatman) eniştemle evlenip, değişik kentler ve mekanlarda yaşarken, konak da amcamla babamın kullanımlarında kalmış. Ancak, amcamın bir oğul, iki kızı; babamın 3 oğlan 3 kız evlâdının dünyaya gelmesi, annemle yengemin, biz çocukları arasındaki geçimsizlikleri, mekânda huzursuzluğa yol açmıştı…Amcamla babamın anlaşmaları doğrultusunda biz Çavuşoğlu mahallesindeki Kâbe Mescidi (Camii’nin) karşısındaki, Abdullah Süzme’ye ait konakta, iki yıl kadar kiracı olarak oturduktan sonra, bizim konağın, ikiye bölünmesi üzerine kendi evimize dönmüştük.

            6 yaşımda iken Cumhuriyet İlkokulu’na başladım. 13 yaşımda ilkokulu bitirince  Babamla annemin, benim Afyon Lisesi’nde mi, yoksa Erkek Sanat Enstitüsü (ESE)’nde mi okumam gerektiği hususunda küçük bir tartışma yaşadıklarını anımsıyorum. Galiba babam, “benim oğlum sanatkâr olacak” diyerek, beni  sanat enstütüsüne götürüp, kaydımı yaptırmıştı.

            50’li yılların başı..O tarihteki E.S.Enstitüsünde 3 mesleki eğitim var. Bunlar Marangozluk, Tesviyecilik ve Demircilik öğretilen atelyelerdi…Birinci sınıfta bu atelyelerde, 12-13 yaşındaki bir çocuğu gözlerinizin önüne getirir misiniz? Tesviye atelyesindeki makinalar, Demirci atelyesindeki eritilen demirler, bunların ağır balyozlarla dövülmeleri falan gözümü korkutmuş, bu nedenle de “marangoz” olmak istemiştim…Fakat öğrencilerin tamamına yakını marangoz olmak isteyince, kura çekilmiş, ben de maalesef  “demirci” olmuştum!...O andan itibaren benim, ESE öğrenciliğim bitmiş, öğrenim hayatımın nasıl ve nerede devam edeceği ve sonumun ne olacağı hususundaki düşünceler belleğimi de, yaşantımı da alt-üst etmişti!...

            Öğrenim yıllarının sonuna gelindiğinde, mesleki stajlar başlardı. Eski demirciler çarşısında, babamın arkadaşı olan “Coruğun Mıstık” emminin, demirci dükkanında yaz aylarında staja giderdim…

***

            Yıl 1952 olmuş, ESE 4.sınıfına gelmiştim. Dersanede, dersi izlerken, Müdür Yardımcısı Şemsettin Çelebi sınıfın kapısını açtı ve bana, “İrfan seni evden çağırıyorlar, oğlum hemen evinize git!” dedi. Heyecan, korku!...Okul ile evimizin arasında epeyce uzun bir mesafe vardı. Koşmak istiyor, ama koşamıyordum…Ulu Camiyi, Dombal Sokağını geçmiş, Kâbe Mescidi ve Çavuşbaş Camii’ne geldiğimde, sağımda, solumda bana bakan insanların tavırları, bir felaket alarmı vermişti! Evimizin hemen dibindeki Dudu Aba’nın mahalle fırınındaki tüm kadınlar, fırının önüne geldiğimde bana bakıyor, anladığım veya anlamadığım sözlerle bana acımakta olduklarını adeta mırıldanıyorlardı…Tarih, 01 Ekim 1952 idi…Babam sabahleyin mutad veçhile evden çıkmış, Hisar ardından yürüyerek, Afyonkarahisar Belediyesi’ndeki görevine gitmekte iken, kalbi durmuş ve olan olmuştu!...

            Ben adeta uçarcasına evimize girmiş ve babamın, oturma odasındaki aziz naaşı nın üzerine atlamıştım! Yandaki odada annem, kardeşlerim, yakınlarımız vardı. Kimi ağlıyor, kimi babamla ilgili anısal bir şeyler anlatıyorlardı…Ben babamın üzerinde ağlayıp sızlanırken, amcalarımdan birisinin ensemden tutarak ve beni azarlayarak şunları söylediğini hiç unutmadım: “İrfan, kalk bakayım sen. Şöyle bir arkana bakarmısın?...” Arkama baktığımda kardeşlerimin boy sırasında sıraya girmiş halde bana baktıklarını gördüm…Ben 15 yaşındaydım. Kardeşlerim Mualla 13, Yüksel 10, Mehmet 7, Nadire 4 yaşlarında çocuk, en küçük kardeşim Hakkı ise, henüz 3 aylık bebekti… Babam ruhu teslim ettiğinde 44 yaşındaydı. Annem ise 34 yaşında, 6 çocukla dul kalan bir azize idi. 44 yaşında hayata veda eden, Nasrattınoğlu Salih Beye ne denli üzülmüş isem, ondan kat be kat fazla duyduğum üzüntü, Kundakçıoğlu Salih Efendinin kızı olan Anam Fadime Hatun için olmuştu…

***

            Evet ben, birilerinin yıkıp yok etmeyi düşünmek gafletinde bulundukları Afyonkarahisar ESE binasındaki 4 yılımı gözlerimin önünden geçirdim…Ben ESE’nde bir yıl daha öğrenim görseydim, kazanabileceğim hiç bir şey olmayacaktı. O tarihte, Afyonkarahisar’da, Hava Kuvvetleri Komutanlığımızın bir Birliği konuşlanmış, benim gibi çok sayıdaki hemşehrilerimiz 5802 sayılı yasayla bir kişilik kazandırılmış olan Hava Astsubay Okullarına koşmuşlardı…

         Geriye dönüp baktığımda, hiç unutmadığım ve daima hayırla yad’ettiğim tek öğretmen, Beden Eğitimi-Spor Hocamız Kemal Tosun olmaktadır. Ben başta futbol olmak üzere, birçok spor branşlarında faaliyette bulunurdum. Örneğin ESE 2.Sınıfta iken, okul bahçesindeki bir çiftkale maçta kaleci olarak yer almış, rakip takım santrforunun kambura yatması nedeniyle düşmüştüm ve bileğim kırılmıştı…Koşardım. Yarışmalara katılır, zaman zaman başarılı sonuçlar alırdım. Kemal Tosun Hocamla birlikte voleybol oynarken ben, Hocanın pasörüydüm. O ise uzun boyu ile kütör (yani smaçör) oynardı…Kemal Tosun Hoca ile ilgili konuşmalarım kimi zaman aklıma gelir. Galiba 4.Sınıfta iken bana bir not takdir ederken, “İrfan bu defa sana 9 vereceğim. Çünkü karnende hep benim 10’larım sırıtıyor” demişti.

            Ben aynı zamanda okulumuzun izci takımında idim ve trampet çalardım.

            Evet ben, Afyon Sanat Okulluyum. Bu yüzden, benim de hayatımda önemli yer almış olan okulumun yıkılmasından büyük üzüntü duyarım. En azından o yapı, öylece kalmalı, ama istenilen amaçlar için de kullanılabilmelidir…

            Tarihi Erkek Sanat Enstitüsü binası

Sağdan,2.sıra,ilk kişi İÜN,ESE 3.sınıf Teknik Resim Dersinde

 

Ayakta sol başta Spor Hocamız Kemal Tosun.Ayakta,2.sıra 3.kişi İÜN

Yazarın Diğer Yazıları