Ağustos ayı, Milletimiz için zaferlerle dolu bir bayram ayıdır…
1071'de Malazgirt, 1461'de Trabzon, 1473'te Otlukbeli, 1514'te Çaldıran, 1516'da Mercidâbık, 1519'da Cezayir, 1521'de Belgrad, 1526'da Mohaç, 1543'te Estergon ve Nice, 1551'de Trablusgarp, 1571'de Kıbrıs, 1635'te Revan, 1645'te Hanya-Girit, 1915'te Anafartalar, 1922'de Büyük Taarruz ve 30 Ağustos zaferleri, bu ayı zafer ve bayram günleriyle anlamlı ve önemli kılmıştır.
Özellikle 26-30 Ağustos tarihleriyle, 9 Eylül’de Ordumuzun İzmir’e girişi konuları ile ilgili çok şey yazılacak, zaferlerimiz anlatılacaktır.
Ben bu kez tüm bu zaferlerin tarihçesiyle ilgili yazılar yazmak yerine, zaferlerin kazanılmasını sağlayan, ama adları pek hatırlanmayan, ulusal kahramanlarımıza kısa kısa da olsa değinmek, ruhlarını şadetmeye ve unutulmamalarını sağlamaya yönelik yazılar yayımlayacağım.
Bu günden başlayarak, ağustos ayının sonuna kadar erkek ve kadın kahramanlarımızı yazacağım…
SÜLEYMAN ASKERİ
Süleyman Askerî 12 Mayıs 1884 tarihinde Edirne’de doğdu,14 Nisan 1915 tarihinde Basra’da vefat etti. Çok kısa süre hayatında öylesine önemli olaylar vardır ki, bir değil, ciltler dolusu kitaplara bile sığdırabilmek mümkün olmamaktadır.
1902 yılında Mekteb-i Harbiye'den, 5 Kasım 1905 tarihinde de Mekteb-i Erkân-ı Harbiye'den Mümtaz Yüzbaşı rütbesiyle mezun oldu. Selanik'teki Üçüncü Ordu'ya bağlı olarak Manastır'a atandı. Manastır'da kaldığı günlerde İttihad ve Terakki Cemiyeti'ne girdi. Filibe'deki önemli ailelerden birine mensup olan Fadime Hanım ile evlendi. Fatma ve Dilek isimli iki kız çocuğu oldu. 7 Temmuz 1908 tarihinde Şemsi Paşa'ya suikast düzenleyen Mülazım Atıf Efendi'yi korudu ve Jön Türk Devrimine katıldı. Kuşçubaşızade Eşref'in en yakın arkadaşıydı.
1909 yılında Kolağası rütbesine terfi etti ve Bağdat Jandarma Alayı'na atandı. 1911 yılında İtalya'nın Trablusgarp'a saldırması üzerine oraya gitti ve Bingazi'deki savaşlara katıldı. 1912 yılında Balkan Savaşları sırasında Trabzon Redif Tümeni Kurmay Başkanlığı görevine atandı. Savaş sonrasında 31 Ağustos-25 Ekim 1913 tarihleri arasında Batı Trakya Bağımsız Hükûmeti Erkân-ı Harbiye Reisi olarak görev yaptı.
Resmen 13 Kasım 1913 tarihinde kurulan Teşkilât-ı Mahsusa (MİT)'nın Başkanı olarak görevlendirildi. Süleyman Askerî Teşkilat-ı Mahsusa Merkez-i Umûmi‘nin başkanlığında ilk yazısını 4 Eylül 1914, son yazısını ise 21 Kasım 1914 tarihinde yazmıştır.
Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'na Almanya'nın safında katılması üzerine Teşkilât-ı Mahsusa Başkanlığı görevinin yanında 20 Aralık 1914 tarihinde Irak ve Havalisi Genel Komutanı olarak atandı. Irak Cephesi'nde Osmancık Taburu ile Rota Muharebesi'nde İngilizleri durdurdu ama ayağından yaralandı ve Bağdat'a hastaneye kaldırıldı burada yaralı halde Basra'yı geri almak için planlar yaptı ve harekete geçti. Şuaybiye Muharebesi'nde komutası altındaki birliklerin 14 Nisan 1915 tarihinde İngiliz Ordusu'na mağlup olması üzerine tabancasıyla intihar etti.
2018-2019 yılları arasında TRT 1'de yayınlanan Mehmetçik Kut'ül Amare adlı Türk yapımı televizyon dizisinde Kaan Taşaner, 2023-2024 yılları arasında TRT tabii'de yayınlanan Mahsusa: Trablusgarb dizisinde Mehmet Emin Kadıhan tarafından canlandırıldı.
Süleyman Askerî Bey, Balkan kökenli bir ailenin çocuğu olarak 1884'te bugünkü Kosova'ya bağlı Prizren şehrinde doğdu. Babası Harp Livası Halil Vehbi Paşa bir süre Afyonkarahisar Redif Taburu'nun komutanlığını yapmış bir askerdir. Annesi ise Güzide Hanım’dır.
Süleyman Askerî Bey,1902 yılında Mekteb-i Harbiye'den, 5 Kasım 1905 tarihinde de Mekteb-i Erkân-ı Harbiye'den Mümtaz Yüzbaşı rütbesiyle mezun oldu. İlk olarak Selanik'teki Üçüncü Ordu'ya bağlı olarak Manastır'a atandı. Manastır'da kaldığı günlerde İttihad ve Terakki Cemiyeti'ne girdi. Süleyman Askerî Bey'in İttihat ve Terakki Cemiyeti ile tanışıklığı, Edirne Askerî İdadisi'nde eğitim aldığı yıllara dayanır… Süleyman Askerî Bey, istibdata karşı çıkarak, Namık Kemal, Ali Suavi gibi aydın vatanseverleri okuyarak, meşrutiyet fikrini benimser.
Enver ve Cemâl Paşaların ona samimi dostlukları ve güvenleri vardır. Merhum Cemâl Paşa, hatıralarında Süleyman Askerî Bey’den şöyle bahseder: "Süleyman Askerî Bey, biraz acul ve biraz da fazlaca iyimser olmasına rağmen pek mükemmel ve müteşebbis bir idare adamı olduğu söylenebilir. Farklı zekâsı, son derece cesaretli ve güvenilir olan bu şahsiyet bilâhare memlekete, pek çok siyasi yararlıklar temin etti."
Süleyman Askerî Bey Makedonya’da yürütülen çete takibinde teşkilatçı yapısıyla, ateşli, heyecanlı, cengâver kişiliği ile kendini gösterir. Bu sırada Filibe'deki önemli ailelerden birine mensup olan Fadime Hanım ile evlenir… Fatma ve Dilek isimli iki kız çocuğu olur. Kız kardeşi, Mustafa Kemal Atatürk'ün en eski arkadaşı olan Mehmet Nuri Conker ile evlenir.
1909 yılında Kolağası rütbesine terfi eder. Bağdat’taki jandarma birliklerinin ıslahı için Selanik’ten Bağdat Jandarma Alayı'na atanır. Süleyman Askerî Bey, Albay Nuri Beyle Irak’a gider.
1911 yılında İtalya'nın Trablusgarp'a saldırması üzerine hoca ve derviş kıyafetine giren Süleyman Askerî Bey, bazı yakın arkadaşları ile ve Mısır yoluyla Bingaziye geçerek, savunmayı tesis eden Enver ve Mustafa Kemâl beylerle birlikte Bingazi'deki savaşlara katılır. Süleyman Askerî Bey, Derne ve Bingazi şehirlerinde bulunan aşiretlerin örgütlenmesini sağlar.
Balkan devletleri ittifak halinde Osmanlı’ya saldırarak, Rumeli’nde Osmanlı’yı büyük bir bozguna uğratır… Osmanlı ordusu, teçhizat ve sayı bakımından, Bulgar-Sırp-Karadağ-Yunan kuvvetlerine karşı üstün iken, orduda ikilik vardır... Üstelik savaştan önce yedek birlikler kışlalardan terhis edilmiştir. İttihat ve Terakki ile Hürriyet ve İtilaf Fırkalarına mensup subaylar birbirine yardım etmek istemezler… Bulgar orduları hızla ilerleyerek, Çatalca önlerine gelir… Osmanlı’nın eski başkentlerinden Edirne Bulgarların eline geçer. Arnavutluk bağımsızlığını kazanır… Makedonya tamamen kaybedilir… ve yüzbinlerce muhacir akın akın Anadolu’ya gelir…
Bu gelişmeler üzerine 23 Ocak 1913 tarihinde Bab-ı Ali Baskını ile İttihat ve Terakki, hükümeti devirerek, iktidarı ele geçirir…
1912 yılında Balkan devletlerinin toprak paylaşma hırsını fırsata çeviren Enver Paşa, I. Balkan Savaşı sırasında kaybedilen Edirne'yi geri almak için Kuşçubaşı Eşref'i görevlendirir.. Bu harekâtta Süleyman Askerî Bey, Trabzon Redif Fırka Komutanı olarak yer alır...
Bu harekât ile Doğu Trakya ve Edirne başarıyla geri alınır ancak bölgenin batı kısmındaki Müslüman topluluklar Bulgar çetelerinin eziyetlerinden mustariptir. Enver Bey’in emriyle Batı Trakya’ya sızan 116 kişilik bir müfrezenin içerisinde yer alan Süleyman Askerî Bey, Kuşçubaşı Eşref ile birlikte buradaki Bulgar çeteleri ile savaşır. Bu savaşta Süleyman Askerî Bey, Süleyman Zeynel Abidin adıyla faaliyetlerini sürdürür... Nihayet bölge çetelerden temizlenir… Çetelerden de ele geçirilen silahlarla ve gönüllülük prensibiyle bir tabur oluşturur.
Süleyman Askerî Bey,28 Ağustos 1913 tarihinde “Batı Trakya Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşunu ilan eder. Devlet başkanlığını Salih Hoca’nın üstlendiği bu cumhuriyetin Başbakanı ve Genel Kurmay Başkanı da Süleyman Askeri Bey’dir. 31 Ağustos-25 Ekim 1913 tarihleri arasında 55 gün yaşayabilen bu devletin, 6 bini Osmanlı Askerî olan 30 bin kişilik ordusu, ay yıldızlı yeşil beyaz bayrağı, Fransızca ve Türkçe yayın yapan gazetesi, hatta kendine ait pulu bile vardır. 20. asırda bir devletin, devlet olarak kabul edilebilmesi için, kendine ait pulun ve para biriminin olması lazımdır. 2 Ekim 1913’te Yunanlılar Dedeağaç’ı Batı Trakya Türk Cumhuriyeti’ne bırakır... Cumhuriyetin şu marşını da bizzat Süleyman Askerî Bey yazmıştır:
"Ey şirin Batı Trakya! İşte nihayet esaretten kurtuldun,
Ey düşmanlar! Sanmayın savaşlardan bu millet yorgun.
Cumhuriyetin yüce bayrağı her an bu yurtta dalgalanacak,
Şu bütün Batı Trakyalılar kıyamete kadar hür yaşayacak!"
Yunanistan, Bulgaristan’ın topraklarında kurulu bir Türk cumhuriyetinden memnunken, Batılı devletler özellikle Rusya bu durumdan çok rahatsızdır. 29 Eylül 1913’te Bulgaristan ile Osmanlı arasında imzalanan İstanbul Anlaşması gereğince, Doğu Trakya Osmanlı’ya, Batı Trakya ise Bulgaristan’a bırakılır… Bu anlaşma ile Batı Trakya Türk Cumhuriyeti feshedilir…
Babıali'nin Batı Trakya Türk Cumhuriyeti'ni Bulgarlara terk etmesi sonucu Süleyman Askerî Bey, İstanbul'a dönmek zorunda kalır, artık direnecek bir şey kalmamıştır…
Süleyman Askerî Bey, İstanbul’a döndükten sonra 30 Temmuz 1914 tarihinde İttihat ve Terakki ile organik bağı gerekçe gösterilerek ordudan emekli edilir… İki ay sonra ise, bugünkü Milli İstihbarat Teşkilatının öncüsü konumundaki, 17 Kasım 1913 tarihinde kurulan ‘’Teşkilat-ı Mahsusa’’nın başına getirilir…Süleyman Askerî Bey,‘13 Aralık 1914’te kaymakamlığa terfi ederek Basra Valiliği ve Basra Tümen Komutanlığına, 10 gün sonra da 23 Aralık 1914’ te de Irak ve Havalisi Komutanlığına tayin edilir…
Ve bir gün hiç beklenmeyen bir olay…Acı bir olay…Süleyman Askeri Bey, kendi silahıyla, intihar ederek hayatına son verir!...Sırtındaki Yarbay üniforması ile birlikte, konakladığı çadırın içinde kazılan mezara defnedilir…(14 Nisan 1915).
Cumhuriyetin kuruluşundan sonraki demokrasiye geçiş aşamasında Afyonkarahisar Milletvekili seçilen Ali İhsan (Sabis) Paşa, askerlik anılarını yayınladığı kitapta, SüleymanAskeri ile ilgili şunu yazmıştır: "Süleyman Askerî Bey, bu hesapsız cesaretini, hayatına kendi eliyle son vermek suretiyle ödemiş ve mesuliyetini bizzat tayin etmiştir. Bu hâzin netice, şerefli bir askerin takdir edilecek kahramanlık faciasıdır. Fakat durumu iyi muhakeme ederek, isabetli tedbirler ile kumandanlık vazifesini layıkıyla yapsaydı, vatana daha faydalı olurdu. Kendi hatası yüzünden görevindeki başarısızlığından dolayı başkalarının hitâplarına katlanmayı şerefine yakıştıramayan namuslu ve şerefli komutan, ölmeyi yaşamaya tercih etmiştir. Bu bir sinir buhranı mıdır? Hayır şeref ve kahramanlık numunesidir."
Süleyman Askerî Bey tabancasını şakağına dayadığında 30 yaşındadır. Geride gencecik bir dul eşi ve 8 ila 10 yaşında iki kız çocuğu vardır… Vefatından sonra kendisine Şura-yı Devlet kararı ile ‘’şehit’’ unvanı verilir. Süleyman Nazif, Süleyman Askerî Bey’i Bağdat Valisi iken tanır ve hakkında şöyle konuşur: “Süleyman Askerî Bey, vatanı için vatanından başka her şeyini isteyerek ve gülerek feda etmiş bir Osmanlı idi!...”
Süleyman Askerî Bey’in ardında askerî ve tarih dergilerinde kalmış birkaç bilgi dışında yazılmış, o da yeni yazılmış (2018) bir tek kitap vardır. O da araştırmacı Nurettin Şimşek’in yazdığı “Süleyman Askerî Bey” (Altınordu Yayınları, 2018) isimli eseridir…
Bir de hepimizin bildiği bir Kerkük türküsü olan “Altun Hızmav Mülayim” türküsünün Süleyman Askerî Bey için söylendiği rivayet edilir…
Süleyman Askerî Bey, ne yazık ki ülkemizde değeri bilinmeyen yüzlerce kıymetli subayımızdan sadece birisidir. Bir başka ülkede ve bir başka millete ait olsa Süleyman Askerî Bey hakkında yüzlerce kitap yazılır, heykelleri dikilir, ardından destanlar, türküler, şiirler yazılırdı