Bilinen tarihi gerçeklere göre, Kürt ulusu, 1515 yılından önce Anadolu’da yoklardı!...
Anadolu Selçuklu Devleti'nin çöküşüyle birlikte Anadolu'da "Tevai-i Müluk" adı altında onlarca beylik kuruldu.
Bu beyliklerin hepsi Türk beylikleriydi.
Devletin yıkılışı dönemindeki güçsüzlüğünü göz önüne alacak olursanız, biraz gücü olan her kesimin bir beylik kurarak, kendi varlığını ispat ettiğini görürsünüz.
Birilerinin dediklerine gibi, Anadolu Kürtlerin kadim yurtları ise, böyle bir rahat dönemde neden bir beylik kuramadılar?...
Nüfusları mı yeterli değildi, yoksa burada değiller miydi?...
Tarihte bu gibi devletlerin çöküş dönemlerinde fırsattan istifade ederek birçok devletçikler kurulmuştur. Tabii devlet kurma kültürü ve geleneği olan var ise?...
Nitekim Anadolu'nun en küçük beyliği, Söğüt’te kuruldu.
O kadar az bir nüfusla Kayı'lar bir beylik kurabilmişler ise, bugün Anadolu'nun Kürdistan olduğunu savunanlar, o dönemde nerede idiler?...
Çünkü onlar İran’ın Zagros Dağlarında yaşıyorlardı…
Kürtler Anadolu’yu yurt edinmeleri konusunda Yavuz Sultan Selim ve İdris-i Bitlisi'ye borçludurlar.
Ünlü İtalyan kaşif ve seyyah Marco Polo dahi öyle diyor..
Türk ve Türkiye tarihi konusunda gerçek bir uzman olan, Türk Tarih Kurumu eski Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu’nun da onaylayıp yayımladığı, Rus Tarihçi ve Kürdolog Vladimir Minorsky’nin araştırmalarına göre, bilinen 8378 Kürtçe kelimenin köken dağılımı şu şekildedir:
Türkçe: 3080 kelime (%36.76)
Arapça: 2000 kelime (%23.87)
Zend lehçesi: 1200 kelime (%14.32
Farsça: 1030 kelime (%12.29)
Pehlevi lehçesi: 370 kelime (%4.42)
Ermenice: 220 kelime (%2.63)
Keldanice: 108 kelime (%1.29)
Çerkesçe: 60 kelime (%0.72)
Gürcüce: 20 kelime (%0.24)
Menşei belli olmayan: 300 kelime (%3.58)
Araştırmacı Aykut Veli Yıldız ve Yeliz Kılıçarslan bu bilgilerin teyidi ile ilgili olarak Studies in Caucasian History (1953) ve Kurdish-Russian-German Dictionary (St. Petersburg Academy of Sciences, 1915) gibi eserleri, kaynakça olarak önermektedir.
***
Yakın tarihimizde, II.Abdülhamid döneminde Hamidiye Alayları adıyla, bir askeri Birlik kurulmuştur. 1891 yılında kurulmuş olan bu Birlikler, Sünni Kürtlerden oluşmuş ancak Doğu Anadolu'da yaşayan Karapapak(Terekeme)Türkleri, Çerkesler, Türkler, Türkmenler ve Yörükleri de içermiştir.
Ermenilerin 13 Haziran 1878'de Berlin Konferansı'na "Ermenistan'a ilişkin proje" sunması ve bu projenin olumlu karşılanmasından sonra Osmanlı Devleti sınırları içinde tedhiş ve katliam eylemleri hızlandı. Ermeni Hınçak ve Taşnak örgütleri düzenli ordu hâline dönüştü. Rusya, "doğu vilayetleri"ne yönelik emellerini açıkça ifade etmekteydi ve işgal hazırlıklarına başlamıştı. II. Abdülhamid, doğu meselesi adı altında Avrupalı devletler tarafından istenilen reformların Hristiyan tebaa için önce özerklik, sonra bağımsızlık; Osmanlı Devleti için de zayıflama ve parçalanma anlamına geldiğini düşünüyordu. Bölgede "asayişin temini, Ermeni şaki ve katillerin tedip edilmesi ve Rus işgaline karşı" halktan silahlı güçler oluşturulması kararlaştırdı. Bu sebeple 1890 yılı sonrasında Doğu Anadolu'da bir Ermeni devletinin kuruluşunu engellemek amacıyla Hamidiye Alayları kuruldu.
"Hamidiye Alayları ile, Kürtleri Rusya karşısında güçlü bir askerî siper, İran'a karşı saldırı aracı durumuna getirme amacı yanında önemli amaçlarından biri Kürtleri, Türk idari makamlarının sıkı gözetimi altında durmaya alıştırmaktı. Bununla birlikte Hristiyan ulusal azınlıkların, özellikle de Ermenilerin yükselen özgürlük hareketlerine karşı kullanmak amacıyla kuruldu."
Dördüncü Ordu Kumandanı Müşir Zeki Paşa'nın da desteklediği bu projeye paşaların büyük bir kısmı karşı çıktı. Buna rağmen Abdülhamid, Zeki Paşa'yı bu işle görevlendirdi. Kendisine Erzincan'ı merkez seçen Müşir Zeki Paşa, 1891 ilkbaharında faaliyete geçti. İlk iş olarak Mirlivâ Mahmûd Paşa'yı Van, Malazgirt, Hınıs taraflarına gönderip aşiretlerin desteğiyle Hamidiye Alaylarının kurulumunu başlattı. Bu faaliyet beş yıl sürdü. 1896'da Erzincan, Dersim, Erzurum, Diyarbakır, Van, Malazgirt, Urfa ve doğuda daha birçok yerde Hamidiye Süvari Alayı meydana getirildi. Bu dönemde sadece Erzurum vilayeti dâhilinde sekiz alay kuruldu . Böylece Türk tarihinde ilk gayr-i nizami harp usullerini uygulayanlar İbrahim ve Kerim Paşalar olmuştur. Alay sayısı 1908 yılında 65’e yükseldi. Daha sonra Trablusgarp ve Yemen’de de benzeri Birlikler oluşturuldu. ülür. II. Abdülhamid'in tahttan indirilmesinden sonra teşkilatın mahiyeti ve adı değişmiştir. Hamidiye ismi 1910 yılında İttihat ve Terakki tarafından Aşiret Hafif Süvari Alayları Nizamnamesi ile ortadan kaldırılmış alayların ismi Aşiret Süvari Alayları olarak değiştirilmiştir.
Hamidiye Alayları dört bölükten az, altı bölükten fazla değildi. Her bölük; dört takımdan, her takım da otuz iki neferden az, kırk sekiz neferden fazla olmayacaktı. Her alay en az 512, en fazla 1.152 kişiden meydana geliyordu. Her dört alay, bir liva sayılıyordu. Büyük aşiretlere bir veya birden fazla alay, küçük aşiretlere ise birkaç bölük kurma hakkı verilmişti. Ancak alay kurulması ve eğitim maksadıyla aşiretlerin birleştirilmesi önlenecek, merkezî otoritenin veya ordu kumandanlarının emri ile sadece savaş zamanında birleştirilecekti. Her alaydan iki çavuş Ordu-i Hümayun merkezine gönderilip mektep alayında eğitime tabi tutulacaktı. Ayrıca her alaydan bir çocuk seçilerek İstanbul'a gönderilecek, orada süvari mektebinde tahsil gördükten sonra mülazımlık (teğmen) rütbesiyle memleketine ve alayına dönecekti.
Şafii Kürtlerin ağa ve aşiret reislerinin çocuklarının eğitildiği İstanbul'daki “Aşiret Mektebi”nde ve Hamidiye Alaylarında ise Kürt milliyetçiliği filizlenmiş ve örgütlenmeye başlamıştı. Bu durum Doğu Anadolu’da Alevi-Şafii çatışmasını beraberinde getirmiş,Okul Müdürü Kolağası Kâmil Bey, “Bunlar aşiret değil haşerat!” demişti.
40. Alay Sivas'ta olup, Mihrali Bey tarafından 1892’de kurulmuş, Kars'tan Sivas'a yerleşen Karapapak (Terekeme) Türklerinden teşkil edilmişti. Diğer alaylar, birbirine yakın olmalarına karşılık 40. Alay onlardan ayrı ve bağımsızdı. Bu yüzden diğer alaylar livalar şeklinde örgütlenmişken 40. Alay diğerlerinden uzak olduğu için herhangi bir livaya bağlanmamış, doğrudan doğruya Sivas Vilayeti'ne bağlı olarak kalmıştı. Bu alayın en önemli özelliklerinden birisi, mensuplarının çoğunun Mihrali Bey ile birlikte 1877-1878 Rus savaşında Kafkas cephesindeki savaşlarda görev yapan kahramanlardan meydana gelmiş olmasıdır. Diğer yandan 40. Alay, tarihe komutanı Mihrali Bey ile birlikte 1905 yılında Yemen'e gitmesi ile geçmiştir. Mihrali Bey başta olmak üzere alayın büyük kısmı Yemen'den gelememiştir.
Sultan Abdülhamid'in tahttan indirilmesinden sonra iktidara geçen İttihat ve Terakki Fırkası, Hamidiye Alaylarının teşkilatını lağvetti. Aşiret hafif süvari alayları adıyla yeniden düzenlendi ve sayıları da azaltılarak yirmi dörde indirildi. Doğuda meydana gelen Ermeni isyanlarında önemli faydası görülen bu alaylar, Balkan Savaşı'nda yerinden oynatılmadı.
1913 yılında, alaylar yeni bir teşkilatlanma içerisine sokularak Yedek Süvari Alayları adı altında, iki fırka hâlinde, merkezi Erzurum olan 9.Kolordu'ya bağlandılar. I. Dünya Savaşı'nda doğuda dinç ve zinde olarak Ruslara karşı çarpışan bu alaylar, Rus birliklerini geri çekilmeye zorladılar. Ermenilerin tehcir edilmesinde başarılı oldular.
Sözün özü, Anadolu’da yaşayan bütün etnik gruplar gibi, Kürtler de yaşadıkları toprakları canlarını başlarını feda edercesine savunmuşlar, savaşmışlardı…İşte çeşitli vesilelerle zaman zaman söz edilen Türk-Kürt kardeşliğinin gerekçesi budur.