İrfan Ünver Nasrattınoğlu

Astsubayların Hakları?...

İrfan Ünver Nasrattınoğlu

Kore Savaşı, Kıbrıs olayları ve Barış Harekâtı, ABD-SSCB Küba Krizi, 1960, 1971, 1980 olayları…derken FETÖ olayı!...Ve Yurdumuzun her yerindeki polisiye olaylar…Hepsinin içinde Astsubaylar vardı ve Astsubaylar Devlet otoritesinin yanında, Devletten ve milletten yana tavır                     almışlardı…Kimi zaman yaralanıyorlar, kimi zaman ölüyorlar, şehit oluyorlardı…

Ama iş özlük haklarına, geçim sorunlarına gelince, teğmenden generale gereken her şey yapılıyor, ama astsubayların ağızlarına bir parmak bal sürülünce her yer süt-liman oluyordu…

1970’li yıllarda Diyarbakır Hava Kuvveti Komutanlığı karargâhında “İdari İşler Astsb.” olarak görevliydim…Genç subaylarla, astsubay arkadaşlarım görev yerim olan büroma zaman zaman gelirler, onlarla, bilgi ve görüş alışverişinde bulunurduk. Bu gün olduğu gibi, o tarihte de, maaşların çok düşük olması, kimilerine tatminkâr zamlar yapılırken, kimileri (deyim yerindeyse) es geçilirdi!...Bazı genç astsubay arkadaşlarım agresif davranışlarda bulunurlar, onları teskin eder, sakinleştirirdim…

O arada Astsubay eşlerinin bir protesto yürüyüşü örgütlenmiş, eşim de o yürüyüşe filen katılmıştı. Zira, Astsubayların sıkıntılarının yarattığı olumsuzlukları daha çok eşleri çekiyorlardı. 

Bir gün Kuvvet Komutanlığı makamından gelen bir bilgiye göre, Hava Kuvvetleri Komutanı Org.Muhsin Batur Diyarbakır’a gelecek ve Astsubaylarla özel bir görüşme yapacaktı.

Kuvvet Komutanımızın geleceği gün, Kuvvet’in sinema salonunda toplantıya çağırıldık.

Ben en ön sıranın, en sağ başındaki koltuğa uturmuştum. 

Muhsin Batur Paşa, yanında Generaller ve Albaylar ile sinema salonuna geldiler. Aynı zamanda konserler ve başka gösterilerin de yapıldığı sahnede görüldüklerinde doğal olarak salonda bulunan tüm Astsubaylar ayağa kalktılar. Muhsin Paşa eliyle “oturun” işareti yapınca bizler oturduk. Paşa beraberindeki bütün subaylara “siz dışarıya çıkın” dedi…Subayların hepsi çıktı, Paşa da kendisi için hazırlanmış olan masanın başındaki koltuğa oturdu…

O gün, orada Hava Orgeneral Muhsin Batur’un söylediği sözler, on yıllardır, çeşitli siyasetçilerimiz ve komutanlarımız (Paşalar) tarafından da yinelenmiştir…Hep aynı şeyler söylenmiş, yani yeni umutlar verilmiş, unutulup gitmiştir…Yani,sıkıntınızı biliyoruz, hemen halledeceğiz mealinde sözler...

***

Muhsin Paşa’nın, Ankara’dan kalkıp, Diyarbakır’a gelerek, Astsubaylarla özel bir toplantı yaparak, onlara hitaben konuşmasının bir anlamı ve önemi vardı… 

O tarihte, Yurdumuzun hemen hemen tamamında olduğu gibi, Diyarbakır’da da Astsubay eşleri bir protesto yürüyüşü yapmışlar ve bu yürüyüşe, bütün basın-yayın organları haberlerinde yer vermişlerdi. Eşim de bu yürüyüşte, en ön sırada yer almıştı. 

Hv.K.K. Org.Muhsin Batur, benim sevdiğim, içten saygı duyduğum bir komutandı. Başkentten kalkıp gelmişti ve bizi ikna etme çabası içerisinde bir şeyler söylemiş ve demişti ki: “Haklısınız, biz de bunu biliyoruz., ama sizin taleplerinizin karşılanması için finans kaynağını siyasi iktidarın bulması gerekir. Zira bunun için kanun gerekir. Kanunu da siyasiler yapar…” dedikten sonra susmuş ve demişti ki: “Kanunun nasıl yapıldığını bilirsiniz…Değil mi?..” dedikten sonra yine gözlerini, kendisini dikkat ve umutla dinlemekte olan Astsubaylara çevirip şöyle demişti: “Biliyorsunuz değil mi? Kanun nasıl yapılır?...Bir arkadaşınız gelip buraya, bunu anlatsın…” 

Benden daha kıdemli arkadaşlarımız ve ağabeylerimiz arasından birisinin çıkıp, kanunun nasıl yapıldığını anlatmasını bekliyorduk. Muhsin Paşa tekrar; “kanunun nasıl yapıldığını bilen yok mu?”...deyince sağ elimi kaldırdım. Komutan gördü ve sert bir tonda, “gel buraya!” dedi. 

Komutanımızın yanına varıp, kanunların nasıl hazırlanıp, nasıl yasalaşmış oldukları hususunu anlattıktan sonra, aynen şunu demiştim: “…ancak, askeri kanunlar hazırlanırken de, yasalaşma aşamasında da son söz komutanlarımızın, Genel Kurmay Başkanlığınındır…”

Benim son cümlem Muhsin Paşamın hoşuna gitmemiş ve bana sert bir şekilde; “otur yerine” demişti.

Geçtiğimiz 4 Nisan günü, Ankara’da eşleriyle birlikte büyük bir Astsubay yürüyüşü yapılacaktı. Bu TEMAD (Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği) tarafından aylar önceden 81 ildeki TEMAD Şubelerine tebliğ edilmişti. 

Ancak, son anda ertelenmiş olduğu işitilmiş olmasına rağmen, küçük gruplar halinde ve bireysel tepkiler olmuştu. 

Ertenlenme veya iptal gerekiyordu, çünkü  gerek ülkemizde, gerekse Dünya genelinde ortam uygun değildi. Zira çevremizdeki kimi ülkeler birbirleriyle savaşıyorlardı. Askerimizin de teyakkuz halinde olması ve gerekiyorsa, hemen giyinip kuşanıp, silahlanarak, verilecek emre göre gerekeni yapması şarttı. Çünkü Yüce Atatürk’ün dediği gibi, söz konusu vatan ise, gerisi teferruattır…

Allah’a şükürler olsun ki, ne emeklisi, ne de muvazzafı ile hiç bir astsubay aç ve açıkta değildir. Afyonkarahisarlı Astsubay eşleri, ninelerinden ve analarından öğrendikleri şu söz ile karınlarını daima tok tutmaktadırlar: “Azıcık aşım, gaygısız başım!...”

Varsın, daha önce olduğu gibi, bugün de, kimi askerler ve sivil çalışanlar , cepler dolusu maaşlar alsınlar, hatta kimi bürokratlar birkaç mekân ve makamdan, bol bol aylıklar alsınlar…Yeter ki, Yüce Yaradan, Milletime zeval vermesin…

***

Emekli Orgeneral Sayın Hulusi Akar, Genelkurmay Başkanlığı görevinden sonra, Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından Milli Savunma Bakanı olarak atandı ve uzun süre, askerlerimizle ilgili mekânlar, onun tarafından yönetildi, yönlendirildi.

TEMAD’ı yöneten arkadaşlarımız, Sayın Akar’ı ziyaret ederek Astsubayların sıkıntılarını anlattılar. Sayın Akar, “sorunlarınızı biliyoruz, halledeceğiz” mealinde söz verdiler. Ama onun yönetimindeki süreçte bir şey yapılmadığı gibi, ondan sonraki değerli komutanlarımız da hiç oralı olmadılar…

Yeri gelmişken sayın Hulusi Akar’ın, Afyonkarahisar Ordu Evi ile ilgili sözlerinin de üzerine yatmış olduğunu belirtmek isterim…Keza Askeri hastanelerin sivillere de açılmış olması nedeniyle verdiği demeçlerin de hayata geçirilmemiş olması, şahsen benim, bir asker olarak, muhterem komutanım Em.Org.Hulûsi Akar’a inancımın ve itimadımın kalmamış olduğunu vurgulamak isterim.

Ve derim ki; insan olarak yapmayacağınız, yapamayacağınız hiç bir vaatte bulunmayınız. Aksi halde hakkınızdaki olumlu değerlendirmeler olumsuzlaşır, size olan güven ve itimadı sarsar…

Yazarın Diğer Yazıları