Amerika…Amerika…Amerika diye diye Amerikanolig hale geldik.
Her yıl İzmir Enternasyonal Fuarı’na giderek, Amerika pavyonunu adım adım ziyaret eder, Amerika hayranlığı ile şartlanırdık.
Askerlik mesleğini seçtik, Amerika’dan gelen kimi gıdalarla beslendik; kullandığımız araç ve gereçler, Amerikan patentli idiler.
Kısacası Amerika ile oturduk, Amerika ile kalktık…
22 yıl görev yaptığım askerlik görevi sırasında, yanımda, karşımda, yemek masasında daima bir Amerikalı bulunurdu.
Benim Devletimi, adeta avuçlarının içerisine almış olan Amerika, Ülkemize ekonomik destekler ve NATO üyeliğine alınacak olmamız vaadleriyle, Türk Silahlı Kuvvetlerimizin bir Tugayını Kore’ye gönderebilme başarısını göstermişti…
Nitekim Millet Meclisimizin 30 Haziran 1950 tarihli oturumunda verilen karar çerçevesinde Tuğgeneral Tahsin Yazıcı komutasındaki 259 subay, 18 askeri memur, 4 sivil memur, 395 astsubay, 4414 erbaş ve er olmak üzere 5090 kişilik Tugayımızı, 17 Eylül 1950'de İskenderun limanından hareket ederek 12 Ekim 1950'de öncü takım Busan limanına ulaştı ve 17 Ekim'de ana birliği de Busan'dan karaya çıktı. Aynı gün Busan'dan hareket ederek 20 Ekim'de Taegu'ya vardı. Burada Amerikan teçhizatıyla donatılarak talimlere başladı. Türk Tugayı bir müddet cephe gerisindeki komünist gerillalarla mücadele ettikten sonra süratle kuzeye doğru ilerlemekte olan Birleşmiş Milletler ordularına iştirak etti. 10 Kasım'da Taegu'dan hareket ederek 21 Kasım'da Kunuri'ye vardı ve Amerikan 9. Kolordusu'nun sağ kanadına konuşlandırıldı.
24 Kasım 1950 sabahı kuzeye Çin sınırına doğru ilerleme emrini alan tugay Kunuri'den hareket ederek Kaechon, Sinnimni, Wawon boyunca Tokchon'a doğru yola çıktı. Ancak Çin Halk Gönüllü birlikleri cephenin arkasına sızmaya başladı. Durumu fark eden Amerika ve Güney Kore birlikleri ricat etmeye başladılar. Ancak Türk tugayına ricat emri geç ulaştı. Birliğimizin etrafı kuşatıldı. Bu yüzden askerimiz süngü muharebesi yapmak zorunda kaldı. Çok çayıda askerimiz orada şehit oldu.
Amerika (ABD)’nin baskısı ve isteği üzerine, Türkiye’yi hiç ilgilendirmeyen bir savaşa itilmiş olan askeri birliklerimiz, savaşın başından Temmuz 1953'teki ateşkese kadar geçen sürede toplam 14.936 Türk askeri Kore'de görev aldı. Onların 721'i şehit oldu, 175'i kayboldu, 234'ü esir düştü ve 2147'si yaralandı. Böylelikle Türkiye yüzde 22'lik zayiat oranına ulaştı ve bu bakımdan ABD'nin ardından ikinci sırada yer aldı.
***
Şehit, kayıp, yaralı gibi binden fazla askerimizi kaybettiğimiz bu Kore Savaşı, bizim savaşımız değildi. ABD’nin gönlü olsun düşüncesinin hakim olduğu bir katılımdı. Bu savaştan sonra ABD bizim hem sıkı bir müttefimiz, hem de dostumuzdu.
Ancak, Kıbrıs Barış Harekatımızı önlemeye çalışan ve Ülkemize ağır bir ambargo uygulayan ABD’nin, bize yaklaşımının derecesi de belli olmuş, bu ülkeye güvenilmemesi gereği anlaşılmıştı.
Şimdi ABD-İsrail İran arasındaki savaş iyice ortaya koydu ki, ABD sadece kendini düşünmekte, dost zannettiği ülkelerin de kayıtsız şartsız kendisinin kararlarına uymalarını beklemektedir.
Dünya siyasetine baktığımızda görüyoruz ki, ABD mevcut ekonomik, askeri ve siyasi alemde, kendisini dev aynasında görmekte, adeta astığı astık, kestiği kestik havalarında dolaşmaktadır!. Oysa, yavaş yavaş, ama emin adımlarla yürüyen bir dev ülke daha vardır. ÇİN…
Çin’in Yüz yıllık bir stratejik ufukla hareket ettiği ve nihai hedefinin ABD’nin yerini almak olduğu gözlenmektedir. Hatta Dünya siyaset ve diplomasi hayatını yakından takip eden bir yazar bu konuda “Yüzyıllık Maraton: Çinin Amerikayı Küresel Liderlikten İndirme Stratejisi" isimli bir de kitap yayımlandı. Pillsbury adlı yazara göre ABD dış politikası son yıllarda tarihin en büyük stratejik gafletlerinden birini yaşıyor. Zira zannedildi ki; "Ticaret arttıkça Çin demokratikleşecek ve uluslararası sisteme entegre olacak"!...
Oysa ki ÇİN, 1949'da başlayan ve 2049'da tamamlanması planlanan, nihai amacı ABD'yi küresel hegemonya tahtından indirmek olan asırlık bir maraton koşuyor.
Söz konusu kitaba göre “Gökyüzünde iki güneş olmaz.
"En kritik konsept "Aldatma"…Rakibi doğrudan karşına almak yerine, onun kendi işini yapmasını sağlamak lazımdır. Nitekim kitap, ABD'nin kendi varoluşsal rakibini sermaye ve teknoloji transferiyle bizzat beslediğini belirtiyor.
Çin'in asıl büyük stratejisi ordu içindeki "Ying Pai" (aşırı milliyetçi şahinler) kanadı yazara göre. Onların gözünde ABD bir partner değil, zamanı gelinceye dek uyutulması gereken bir hegemon konumunda.
Çin'in askeri doktrini ise yine kitaba göre, Kriz anında ABD'nin sinir uçlarını felç edecek siber ağlar, uydu körleştiriciler ve hipersonik füzeler vs gibi. Konvansiyonel bir harp ise son seçenek bile değil.
Pillsbury'e göre hedef, ABD’ni küresel liderlikten indirmek ve Çin merkezli bir dünya düzeni kurmak. Bu çerçevede 2049, hem yüzyılın tamamlanması” hem de ABD’nin yerini almanın sembolik tarihi olarak kodlanıyor. Çin Rüyası, ekonomik refah kadar, düzen kurucu bir rol iddiası taşıyan bir vizyon olarak resmediliyor.
ABD, Çin'in serbest piyasa ekonomisine ve demokrasiye geçiş yapacağı yanılgısıyla kendi rakibini bizzat finanse etti bugüne kadar. Çin'in nihai hedefi çok kutupluluk değil, Çin'in "gök kubbe altındaki" mutlak ve tek kutuplu yöneticiliği. ABD bu maratonun farkına varıp radikal bir strateji değişikliğine gidemez ise, küresel üstünlüğünü kalıcı olarak kaybedecek. ABD’nin rakibini kendi elleriyle beslemesi modern tarihin en büyük stratejik hatalarından biridir.
***
ABD, İsrail’i her konuda destekleyerek, savaşlar açmasına olanak sağlamanın bedelini ödeyecektir. Esasen daha şimdiden telaffuz edilen rakamlar korkutucudur. NATO’yu yardıma çağırması, hiçbir NATO Üyesi ülkenin bu çağrıya olumlu bakmaması, herhalde Trump’ın da cumhurbaşkanlığını noktalamasına sebep olacaktır. O zamana kadar bu kendini çok beğenen Cumhurbaşkanının aklını başına toplamasını sağlayacaktır…
NATO, adeta ABD’nin emrinde faaliyette bulunan uluslararası büyük bir örgüttür.
Beş üyeden oluşan bir yönetimi olan BM (Birleşmiş milletler) Teşkilatı, İran’la yapılan savaş esnasında devreye girip de savaşı önlemeye gayret etmiyor ise, varlığının sebebi ne ola ki?...NATO da BM de artık yeniden dizayn edilmeli ve bir işe yaradıklarını göstermelidir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın her vesileyle söylediği gibi, “Dünya Beşten Büyüktür” ve artık gereği yapılmalıdır.
Esasen kuruluş tarihleri yeni sayılan uluslararası örgütler vardır ve bunların harekete geçmeleri zamanı gelmiştir. İçinde ABD’nin olmadığı, T.C.Devletinin saygın olduğu uluslararası örgütlerin seslerini yükseltmeleri zamanı gelmiştir.
Çin mi ABD mi sorusuna şahsen şu yanıtı veririm: ÇİN…Tarihimin izleri bulunan, milyonlarca soydaşımın yaşadığı ÇİN…