İrfan Ünver Nasrattınoğlu

Doğumunun 110. Yıldönümünde Anarken Türk Folklor Araştırmaları Dergisi Ve Mehmet İhsan Hınçer

İrfan Ünver Nasrattınoğlu

Folklor konusuyla ilgilenmeye başladığım yıllarda, iki dergiye abone olmuştum. Bunlardan birisi, Tahir Kutsi Makal’ın “Tarla”sı, öteki ise “Türk Folklor Araştırmaları”(TFA) idi. Derlediğim yazıları bu iki dergiye gönderiyordum ve bu vesileyle zaman zaman dergiyi çıkaran kişilerle mektuplaşıyordum. O arada ben de Ankara’da yayımlanmakta olan Hür Anadolu gazetesinde önceleri onbeş günde bir, sonra haftada bir gün “Folklor Sayfası” düzenlemeye başlamıştım ve  bu sayfaların bulunduğu gazetenin en az 50 nüshasını, folklor ile ilgili kişi ve kuruluşlara bizzat postalıyordum. İhsan Hınçer gibi, yüreği sevgi dolu ve özellikle genç-amatör folklorculara destek olan bir kişiyle mektuplaşarak da dost olmak benim için büyük zevk ve kazançtı. Nitekim onun sayesinde bana Makedonya’nın kapıları açılmıştı. 1976 yılında kendisine gönderilen bir sempozyum davetiyesini bana vermiş, ben de önerdiğim bildirinin kabul edilmesiyle, ilk Üsküp seyahatini yapmıştım. O tarihten sonra da her yıl bir veya iki kez Makedonya’ya gidip gelmiştim.  Hınçer sayesinde gittiğim ilk Makedonya seyahati bana,  tüm eski Yugoslavya’yı, Arnavutluk ve Kosova’yı da tekrar tekrar gezip görebilme olanağını yaratmıştı.

            Ankara’yı teşrif ettiğinde mutlaka görüşüyor, folklor çalışmalarımız hakkında birbirimize bilgi aktarıyor; yurt içindeki kimi etkinliklerde beraber oluyorduk.

            Ağabey-kardeş ilişkilerimiz gelişince benden TFA dergi için reklam bulmamı istemiş, ben de elimden gelen çabayı göstererek bu konuda yararlı olmaya çalışmıştım. Evlatlarıyla birlikte, ama tamamen kişisel çabalarıyla yayımladığı dergiye, reklam konusunda bankalara, abone konusunda Kültür Bakanlığına sitemleri hiç bitmemişti ve yerden göğe haklıydı…

            31.12.1978 tarihli mektubu beni üzmüştü. Diyordu ki;

            “Kardeşim Nasrattınoğlu,

            Aralık ayının 14’ünde Cerrahpaşa hastanesine yattım. 15’inci günü bir mesane tümörü ameliyatı geçirdim. 4-5 aydan beri bel ve kalçamda tahammül edilmez ağrılardan şikayetçi idim. Ameliyattan sonra da ağrılar geçmedi. Bunun üzerine radyoterapi servisine nakledildim. Belimden ve sırtımdan 20 seanslık telekobalt ışınlanmasına başlandı. Şimdiye kadar 5 defa ışınlandım, bakalım doktorların bekledikleri selâhı bulabilecek miyim? Hastaneye yatmadan 5 gün evvel belimden aşağısını taşıyamaz duruma gelmiştim. Adeta yarı mefluç durumdaydın.”

            Bu mektubu kızı Nursel’e yazdırmış olduğunu da sözlerine ekleyince epey endişe duymuştum. Nitekim 01 Şubat 1979 akşamı saat 19.00 sularında beni telefonla arayan oğlu Bora Hınçer, prostat kanseri olduğunu söyleyerek, babasının her gün daha kötüye gittiğini belirtmişti. Hastalığını bilen İhsan ağabey, “Galiba Cahit Öztelli’nin ölüm yıldönümünde öleceğim!” diyormuş!...

            Hasta yatağında bile TFA dergisini düşünen büyük folklorcu bana yazdığı 17.03.1979 tarihli uzun mektubunda yakındığı hususlar şunlardı:

            “Bir ayı geçen zamandan beri evde yatıyorum…

…Derginin işleri yığıldı kaldı..Reklam için bankalardan cevap gelmedi…Basımevi, kâğıt, klişe ve ambalaj masraflarının yükselmesi bizi müşgül durumda bırakıyor.

…Kültür Bakanlığı abonelerinin kesilmesi durumumuzu iyice zorlaştırıyor. Mart ve Nisan sayıları basımevinde dizgi sırası bekliyor.

…Aziz Nesin Yıllığına yazdığın yazıyı okudum, bir boşluğu doldruruyor. Ben de 1,5 ay gecikmeyle yıllığa bir yazı yollamıştım, Aziz bey baskıya yetiştirmiş. Bilmem bu yazım masa başı kültür reformistlerine bir ders verebildi mi? Kulağınıza bu yazının uyandırdığı akisler hakkında bir şey geldi mi? Yoksa Kültür Bakanlığının ve Milli Eğitimin kulakları hâlâ tıkalı mı?

…Milli Folklor Araştırma Dairesinin Nail Tan’ın Kültür Bakanlığı ilgililerinin dergimize karşı bu yılki tutumları hakkında bir bilginiz var mı? seni Bakanlık ilgilileri kendilerinden sayıyor mu? İlişkileriniz ne durumda? Bana karşı antipatisi olan kimler var? Dergi abonesi neden 372’den 67’ye indirilmiş? Benim halkçı, dil kurumcu olmduğumu bilmeyen yok. Acaba şahsi bir sebep mi var?”

02.04.1979 tarihli mektubunda İhsan Hınçer, yine dergiyle ilgili sıkıntılarını anlatıyor ve mektubunun bir yerinde de şöyle yazıyordu:

“…Nail Tan’ın dergiye gösterdiği ilgiyi Nejat Birdoğan da gösteriyor. Bu iki dosta ayrı ayrı şükran borcumuz var. Daima bizleri desteklemişlerdir.”

            Haziran ayının birinci günü telefonla beni arayan İhsan ağabey, üç istekte bulunmuştu:

  1. Vehbi Cem Aşkun’un fotoğrafı,

  2. Az sayıda basıldığı için, TTB Gösteriler Şubesinden derginin mayıs sayısının fazla nüshalarının geri gönderilmesinin sağlanması.

  3. Kültür Bakanlığı Dış İlişkiler şubesi tarafından abone olunan derginin, nerelere ve kimlere gönderildiğinin öğrenilmesi.

O uzun telefon görüşmemizin son görüşme olacağını tahmin etmiştim. Nitekim 11 Kasım 1979 tarihinde, bu folklor fedaisini kaybetmiştik. Ölünceye kadar folklor, onun yaşama biçimi olmuştu ve ölünceye kadar bir ekol olan TFA dergisinin yayınını sürdürmüştü.

25 Aralık 1979 tarihli mektubunda  Bora Hınçer; 

“Değerli Kardeşim Nasrattınoğlu,

İzninle ben de, Babamın sana hitap ettiği şekilde mektubuma başladım, Rahmetli seni gerçekten takdir eder ve çalışmalarını beğenirdi. Yardımların için müteşekkirdi.

… Dergimizin Ankara’daki işleri için, eskiden olduğu gibi bize yardımcı olabilirsen, en büyük katkıyı yapmış olacaksın. Ankara’da pek çok akraba, dost ve arkadaş olmasına karşın, senin folklora olan tutkun, dergimize gösterdiğin ilgi, bu yardımı senden dilememize neden oluyor.Zaten dergimiz ancak sen ve senin gibi folklor aşığı dostların sayesinde ayakta durabilecek…”

Hınçer’in vefatından sonra Kasım 1979 sayısı olarak yayımladıkları “İhsan Hınçer Özel Sayısı” ile TFA Dergisi tarihe karışmıştı.

Bu özel sayıda yer alan yazılara değinmeden önce, derginin birinci sayfasında yer alan büyük şairimiz Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın şiirini sunmak istiyorum:

                                    AĞIT

            İhsan Hınçer gömütün önü ne kalabalık

            Hayır tanıdıkları söylemiyorum

            Öbür yandakiler

            Şalvarlıların saçı kınalı

            Çaydaçıracıların ellerinde mum

 

            Yansıtır hepsi

            En uzak geçmişi yarından

            Bilgiyle erdemle seviyle

            Çıkmışlar gelmişler sessiz

            Derginden, Türk Folklor Araştırmaları’ndan

 

            Anlam dolu yerle gök

            Ulu bir aydınlık var kara günde

            İhsan Hınçer besbelli

            Yaşayacaksın

            Bu binlerce yazının ölümsüzlüğünde

 

            Dergide ayrıca, Hınçer’i tanıyanlardan alınan kısa cümleler; cenaze töreniyle ilgili fotoğraflar, ailenin teşekkür mesajı ile birlikte, Hınçer’in yazdığı son derece duygusal bir uzun şiiri yer almaktadır. İhsan ağabey aynı zamanda mükemmel bir şairdi. Fiilen gazetecilik yaptığım yıllarda, Devrim gazetesinde onun şairliği ile ilgili bir yazı yayımlamış, üç tane de şiirini kullanmıştım. Yayımladığım, ulusal duyguları içeren şiirini buraya almak isterim:

                                            BAYRAK

                        O bir ölüm haberi oldu, her Türk hasmını

                        O her akında önde şerefle dalgalandı.

                        O bir yıl evvel yine bugünkü gibi şendi

                        O her akında önde şerefle dalgalandı

                        O gazi olmasını gördü Çanakkale’nin

                        O en büyük süsüdür, her evin her kalenin

                        O zaferle geçirdi her seferi her çağı

                        O her sabah şafağa renk veren Türk Bayrağı.

 

            Dolu Dolu Geçen Yıllar

            Mehmet İhsan Hınçer, 14 Mart 1916 tarihinde Konya’da doğdu. 6 yaşında babasını kaybetti. İlkokulu Konya ve Kayseri’de bitirdi. Ortaokulda okurken dedesinin aktar dükkanında çıkan yargında feci şekilde yandı. Uzun süre yanıklar içinde yatarken, kasığın az altında sağ bacağı kesildi.1935’de annesini de kaybetti. Ablasıyla ağabeyinin yavaş yavaş kendini toparladıktan sonra yazmaya başladı. O arada “Ekokon” gazetesinde düzeltmen olarak işe girdi ve burada şiirlerini ve yazılarını yayınladı. 1936’da “Türklük Bir Yanardağdır” adlı ilk eseri basıldı ve bunu 1937 yılında da “Türk İsterse” ve “İstiklalimin Menkıbesi” adlı kitapları izledi.

            Öğretmen olan ablasının İstanbul’a atanmasıyla, onunla birlikte o da gitti ve Beykoz’a yerleşti. Konya’da başlayan Halkevi tutkusu, İstanbul’da devam etti. Eminönü Halkevi Edebiyat Kolu’na girdi. Burada Tarık Zafer Tunaya, Mehmet Halit Bayrı, Naki Tezel, Meliha Avni Sözen, Nusret Safa Coşkun ile birlikte çalıştı.

            Lise sınavlarını da verdikten sonra, 1940 yılında İstanbul belediyesi Beşiktaş Şubesine memur olarak girdi. 1941’de İstanbul belediyesi Tahsilat Müdürü oldu ve tam 39 yıl Belediye’de görev yaptı. 2 Ağustos 1942’de Kebire hanımla evlendi. 1943’de Bora, 1948’de Çora, 1960’da da Gürsel ve Nursel dünyaya geldiler. Üç oğul ve bir kız çocuğuna sahip olan Hınçer, torunlarını da görmek mutluluğunu yaşadı.

            1942’de  4. Kitabı olan “İnkılâp Türküleri” ni yayımladı.

            Tüm folklorcular için bir okul olan Türk Folklor Araştırmaları Dergisinin ilk sayısı ağustos 1949 tarihinde yayımlandı. Folklor ile meşgul olan hemen herkesin bu güzel deride bir ya da birkaç yazısı yayımlanmıştı. Bu güzel insan, bu adam gibi adam İhsan Hınçer, maalesef 11 Kasım 1979  tarihinde Hakk’ın Rahmetine kavuştu…Ben onun mekânının Cennet olduğuna inanıyorum.

Yazarın Diğer Yazıları