İrfan Ünver Nasrattınoğlu

Milli Mücadele Kahramanlarından Binbaşı Ayşe

İrfan Ünver Nasrattınoğlu

Yıl 1919. Adı Ayşe olan Selanik asıllı bir göçmen kızı İzmir’de yaşıyordu. Kocası Balkan Savaşlarında şehit düşmüş, çocuklarını yetiştirme derdine düşmüştü…15 Mayıs 1919’da Yunanlılar İzmir’i işgal edip 2 bin kişiyi katledince, iş başa düştü diyerek köy köy gezerek gönüllü toplamaya başladı. Köyler de Yunanlıların eline geçince, Aydın’a gitti. Kocasının emaneti değerli eşyalarını satıp tüfek ve cephane aldı. İlk Kuvayı Milliye örgütlenmesine iki oğluyla birlikte Aydın’da katıldı. Mangal yürekli Ayşe Hanım, Aydın’ı işgal etmek için gelen Yunanlılarla yapılan çarpışmalara fiilen katıldı. Demirci’nin işgal edilmesine karşı o tarafa koştular, orada oğlunun biri şehit düştü. Savaşta şehitlerin ardından ağlanmaz deyip içine gömdü acılarını…O arada kendisi de kasığından yediği bir kurşunla yaralandı…Ayşe Hanım tedavi için getirildiği Ankara’da Mustafa Kemal Paşa ile görüştü…9 Eylülde İzmir’e giren birliklerin içindeydi ve burada ayağından yaralandı. Zaferi yaratanların arasındaydı…
Soyadı kanunundan sonra “Altuntaç” soyadını alıyor. 
1942 yılında İzmir’den tedavi amacıyla Ankara’ya geliyor. Bu arada devletin vereceği maaşı, yardımı falan beklemeden Merkez Bankasına müstahdem olarak giriyor ve çalışmaya başlıyor.
Binbaşı Ayşe 1949 yılında bu dünyadan göçüp gitti. Geride ne zenginlik, ne han hamam, ne de villa, saray bıraktı…Yalnızca onurla dalgalanırdığı vatanseverlik ve kahramanlık bayrağını armağan bıraktı bizlere…

***

Binbaşı Ayşe, kendi macerasını bizzat şöyle anlatıyordu:
"...Büyük harpte Kafkas Cephesi’nde yaralanarak ölen kocamın ve tüm vatan evlatlarının intikamını almaya and içmiştim. Allah, bu fırsatı 15 Mayıs 1335 (1919)’da bana verdi. İzmir’i Yunanlılar işgal ettiği sırada ilk mukâvemetimiz sona erip şehre Yunanlılar hâkim olunca Aydın’a gittim. Orada faaliyete geçerek bir Kuva-yı Milliye birliği teşkil edip, bilâhare Nuri Çetesi’ne katıldım. Aydın muharebelerini yaptıktan sonra Koçarlı’ya çekildik. Bu sûretle, bilfiil atıldığım İstiklal Mücadelesi’ne başından sonuna kadar iştirak ettim. İlk defa Sakarya’da sol kasığımdan piyâde mermisi ile yaralandım. Seyyar hastanede tedaviden sonra tekrar müfrezeme iltihak ettim. Büyük Taarruz’da Mürsel Paşa Fırkası’na iltihak ettik. Ve Ahır Dağları’ndan düşman gerilerine akmağa memur edildik. İzmir’e ilk giden birlikler arasında ben de vardım.
Ancak bu arada atılan bir misketle sol bacağım kırıldı." 
Ayşe, kocasının yâdigârı olarak sakladığı ziynetlerini satarak at, mavzer, elbise ve çizme tedarik etmiş ve bu mücadelede, askeri ünvanını yükseltmiş, derece derece terfi ederek Binbaşılığa kadar yükselmiştir.
Binbaşı Ayşe (Ayşe Altuntaç), Türk kurtuluş mücadelesinin halk kahramanlarındandır.
Ayşe Çavuş adıyla  da bilinir. Bir şehit binbaşının eşi olan Ayşe Hanım, İzmir'in işgali sonrası bir atlı süvari müfrezesi kurarak Aydın yöresindeki direnişe katıldı. Çetelerle birlikte yürüttüğü mücadeleye daha sonra müfrezesi ile düzenli ordunun resmi bir parçası olarak devam etti. 9 Eylül 1922'de İzmir'e giren Fahrettin Paşa komutasındaki  Türk Birliği  içinde yer aldı.
Osmanlı ordusunda binbaşı olan kocası Balkan Savaşlarında şehit düştü. Eşinin intikamını almaya yemin eden Ayşe Hanım, I. Dünya Savaşı'ndan Osmanlı Devleti'nin yenik çıkması ve İzmir’in işgali üzerine çocuklarını güvenli gördüğü Uşak’a yolladı. Kendisi ise ziynet eşyalarını satıp silah aldı ve işgallere karşı örgütlenen Milli Mücadele'ye katılmak için Aydın'a gitti. Büyük oğlu ve damadı da kendisine katıldı. Birlikte dilenci kılığında köy köy gezerek gençleri Millî Mücadele’ye katılmaya teşvik ettiler. 280 genç, milli mücadeleye katılmaya ikna oldu ve atlı bir süvari müfrezesi oluşturarak Turgutlu’ya geldiler fakat Yunanlılar'ın burayı işgal etmiş olduğunu görerek Salihli’ye döndüler. Burada birliğe katılanların sayısı 350'ye ulaştı. Müfreze, Köpekçi Nuri'nin çetesine katıldı.

Ayşe Hanım, Yunanlılar'ın 400 kişilik bir birlikle Demirci’yi işgal ettiğini haber alınca, çetesiyle ani bir baskın düzenleyerek onları püskürttü ve Simav'a geçti. Simav'da, Kuva-yı Milliye Komutanından, Milli Mücadele'nin önderi Mustafa Kemal Paşa’nın kendisiyle tanışmak istediğini öğrenince Ankara’ya gitti. Kendisini ödüllendirmek isteyen Paşa'ya tek arzusunun vatanın kurtuluşu olduğunu söyledi. Ankara’da kendisine katılan elli dört gönüllü ile birlikte Kütahya’ya gitti. Gediz'in işgal edildiğini öğrenince Binbaşı Ayşe'nin müfrezesi Hamidiye Köprüsü’nde pusu kurup üç Yunan askerini öldürdü ancak araba kullanmayı bilmediklerinden arabayı atlara çektirerek Ordu Komutanlığı'na kadar getirdiler. Kendisine "Ayşe Çavuş” lakabı, bu kahramanlığı dolayısıyla verildi.
Birinci ve İkinci İnönü Savaşları'na ve Sakarya Meydan Savaşı'na katılan; birlikte savaştığı oğlu ve damadını sırasıyla Gediz'de ve Demirci'de şehit verip ardından Sakarya Savaşı'nda kasığından yaralanan Ayşe Hanım, hem dinlenmek hem de çocuklarını görmek üzere Ankara'ya gelerek silahını, müfrezesini, atlarını teslim etti. Mustafa Kemal Paşa ile görüştü. Burada Vakit gazetesinde 5 Şubat 1922 tarihinde "Yunanlıların İzmir’e girmesini müteakip köy köy dolaşarak gönüllü toplayan ve Kasaba (Turgutlu) ile Demirci’de düşmana mühim darbeler indiren kahraman kadının menâkıbı” başlığı ile yayınlanacak olan röportajı verdi. Röportajı yapan Lütfi Arif'in tasvirine göre Ayşe Hanım sarı benizli, Tatar çehreli ve 55 yaşlarında, orta boylu bir kadındır. Aslen Prizrenli olup Balkan Harbi sonrasında Kasaba'ya yerleşmiştir, dördü erkek, biri kız beş evlada sahiptir. 
Ayşe Hanım, Büyük Taarruzda ve Başkomutanlık Meydan Savaşı'nda da savaştı. 9 Eylül'de İzmir'e giren birliklerin içindeydi ve burada ayağından yaralandı.
Savaştan sonra, 1925 yılı haziran ayında gezmek için geldiği İstanbul’da bir gazeteye röportaj verdi. Üzerinde süvari elbisesi ile fotoğrafta poz veren Ayşe Hanım, şunları söyledi:
”Allaha şükürler olsun bugün büyük Gazi’miz sayesinde emelimize nail olduk. Vatanımız kurtuldu. Vaktiyle düşman çizmesi altında inleyen sevgili topraklarımızda şimdi serbest ve göğsümü gere gere gezebiliyorum.”
8 Mayıs 1920 tarihinde Pozantı’ya sıkıştırılan Fransızlar çok kritik bir duruma düşmüşlerdi. Çevrelerini kuşatmış olan Türk kuvvetlerinin yapacakları taarruz, kendilerinin yok edilmesine sebep olabilirdi. Fransız komutanı buhranlı dakikalar geçirmekteydi. Bu sırada, Hızır gibi yetişen genç bir Türk kadını, güya ufak bir ücret mukabilinde Fransızları bu müşkül durumdan kurtarmayı kabul etmişti. Kendilerine sözde kılavuzluk ederek Türkler tarafından ihmal edilmiş bir yönden onları selâmete çıkaracaktı.
Kararlaştırılan saatte harekete geçen Fransızlar; gece karanlığında -güvendikleri bu Türk kadının kılavuzluğunda- onlar için bilinmeyen bir semte doğru gidiyorlardı. Güneş ışımaya başlayınca kılavuzların ortada görülmediğini fark eden Fransızlar o civarın en ârızalı bir yerine, Karaboğazı’na sıkıştırıldıklarını büyük bir acı ile anlamakta gecikmediler. Ama iş işten geçmişti. Tam bu sırada, başlayan Türk taarruzu vaziyetin vahametini büsbütün arttırmış ve Fransızlar için tek umut, Karaboğazı’nı geçmek olmuştu. Ancak bu hareketin başlaması ile birlikte çok kuvvetli bir yaylım ateşine maruz kalan Fransızları, bu baskını yapan müfrezeye bir kadın binbaşının komuta ettiğini dehşetle görmüşlerdi. Bu kadın, kendilerine kılavuzluk eden kadından başkası değildi. Ve onun cesaret ve mahareti sayesinde bu Fransız kuvveti tamamen tutsak edilmiş, bir çıban ortadan kaldırılmıştır.

Yazarın Diğer Yazıları