İrfan Ünver Nasrattınoğlu

Doğumunun 130.Yılında Edip Âli Hocayı Anarken

İrfan Ünver Nasrattınoğlu

Yakın bir geçmişimize kadar Afyonkarahisar’da Edip Ali Hoca’yı tanıyan ve onunla yüzyüze görüşebilme şansını elde etmiş olanların sayıları az değildi… Özellikle, Afyon Lisesi’nde öğrenim görmüş olanlar, onu sadece tanımakla kalmamışlar, ömürlerini, ondan aldıkları feyz ile sürdürmüşlerdir. 

Ben Edip Ali Hocanın öğrencisi olmadım ama, onu yakından görebilme, tanıyabilme olanağını bulmuştum. Ama muhterem eşleri Nevriye Hanım ile, oğlu Halûk Nur Baki’yi tanımaktan da öte, başbaşa oturup bilgi alış-verişi yapabilme olanağını da bulmuştum.

Evet, Afyonkarahisar’dan ve Türkiye’den bir Edip Âli geçmişti… Bu zat yaşadığı dönemde, Afyonkarahisar’ın kültür ve eğitim hayatına ağırlıklı bir damga vurmuştu. Bir yandan sürekli yenilenen öğrencilerini eğitmiş, öte yandan araştırmış, derlemiş, yazmış ve yayınlamıştı.

Kimdi, bu muhterem insan?...

Edip Âli Bakı, 1896 yılında Nevşehir’de doğdu. Tahsil yaşamı boyunca yabancı dil üzerine çalıştı. Fransızca ve Almanca’yı çok iyi öğrenmişti. Askerliğini 1. Dünya Savaşında Romanya’nın başkenti Bükreş’te, tercüman olarak yaptı. Terhisini müteakip, Fransızca öğretmeni olarak Niğde Lisesine atandı. Sonra Konya’ya gönderildi. Burada edebî çalışmalara yöneldi. Bir yıl sonra da Afyonkarahisar Lisesi’ne tayin edildi.

Edip Âli Hoca, ölümüne değin 25 yıl süreyle, Afyonkarahisar’da kaldı. O Afyonkarahisar’ı, Afyonkarahisar’lılar onu çok sevdi. Yeni oluşturulan Örnekevler mahallesinde bahçeli bir ev satın alarak yerleşti. Tam bir Osmanlı hanımefendisi olan Nevriye Hanım da, kocasının hatırasına hürmeten, ölünceye kadar bu evde yaşadı.

02.06.1959 tarihinde vefat eden Edip Âli Hoca, kısa süre içinde, Afyonkarahisar’ın çok büyük ve değerli olan tarihine vakıf oldu. Bu kent tarih içerisinde, büyük olaylara sahne olmuş, büyük adamlar yetiştirmişti.. 

Edip Âli Bey, öğretmenlik görevinin yanısıra, Arkeoloji Müzesinde bulunan şer’iye sicilleri, Adliye mahzenindeki eski evraklar ve Gedik Ahmet Paşa Kütüphanesindeki yazma eserler arasına gömülerek, bıkmadan usanmadan, ilimizin tarihini araştırmış ve bir çok gerçeği ortaya çıkarıp, yayımlamıştır. 

            Edip Ali Bakı, Afyonkarahisar hakkında tam 40 dosya hazırlamıştı. Hemen hemen tümü baskıya hazır olan bu eserlerden birkaçını kitap bütünlüğünde yayımlamıştı..           

            Basılı olan eserleri şunlardır:

  1. Abdürrahîm Karahisârî (Afyonkarahisar evliyalarından ve 15. Yüzyılın büyük mutasavvıflarından olan Abdürrahim’in hayatı ve eserleri)

  2. Namık Kemal Afyon’da (Millî şairimiziz Namık Kemal’in bilinmeyen bazı özellikleri ve çocukluğu hakkında bilgiler…Şairin annesi Sultan Divani’nin de medfun bulunduğu Mevlevi dergâhında, kapının eşiğinde bulunmaktadır.)

  3. Ciloğlu Deli Bekir (19. Yüzyılda Afyonkarahisar’da yaşamış olan ve Harabi mahlasıyla yazan bir halk şairi)

  4. Afyon’daki Sinan Paşa (Ünlü Sinan Paşa’nın Afyonkarahisar’daki yaşantısı ve eserleri)

  5. Afyon’da Bir Şair Ailesi (Tüm fertleri şair olan bir ailenin hayatı)

  6. Afyonlu Şair Mehmet Fevzi (18. Asırda Afyonkarahisar’da yaşayan ünlü bir şair)

  7. Afyon’da Meçhul Halk Tarihinden Yapraklar (Şer’iye sicillerine dayanılarak yazılan eserde, ilginç yaşam öyküleri vardır)

  8. Göçmenler (Çeşitli ülkelerden Afyonkarahisar’a gelip yerleşen göçmenler anlatılıyor)

  9. Beş Kızlar (Hoca’nın manzum şiirleri)

  10. Vecizeler (Hocanın vecizeleri)

  11. Karamanlı Şair Aynî (Hayatı ve eserleri)

  12. Afyonlu Hekim Karacaahmet Sultan (Akıl hastalarını kendine has usullerle tedavi eden kişinin hayat hikâyesi)

Ayrıca Hocanın binlerce deneme, derleme, makale, araştırma, röportaj vb. gibi yazılarının bulunduğu dosyalar vardı. Hoca’nın vefatından sonra, Örnekevler’deki evlerinde ziyaret ettiğim eşi Nevriye Hanım, bu dosyaların incelenmesine bile izin vermiyor, bunları titizlik ve kıskançlıkla koruyordu. İyi ki korumuştu. Zira AKÜ akademisyenlerinden Abdullah Şengül, Mehmet Sarı ve Murat Gür, elde ettikleri bilgiler ve belgelerle, Bir Osmanlı Cumhuriyet Entellektüeli Edip Ali Bakı, Hayatı-Sanatı-Eserleri adlı mükemmel bir kitabın hazırlanıp yayımlanmasını sağlamışlardı…

Konya’dan sonra Afyonkarahisar’a gelen Edip Ali Bakı, burada da yerel gazetelerde, çeşitli konuları içeren yazılar yayımlamıştır. Ayrıca çeşitli gazete ve dergilerin sorumlu müdürlüğünü yapmıştır. Halkevleri döneminin ünlü Taşpınar Dergisi de uzun süre Edip Ali Hocanın yönetiminde yayınını sürdürmüştür. Onun yönetiminde yayımlanan derginin hemen her sayısında hocanın bir yazısı ve şiiri yer almıştır.

Örnekevler semtinde bulunan evinin tüm duvarları Edip Ali’nin el emeği, göz nuru olan görkemli resimlerle süslüydü. Bu resimler, müzayede salonlarında satışa çıkarılmış olsa, ünlü tablolar kadar ilgi görür ve iyi fiyatla satılırdı.

Edip Âli Hoca Mevlevî idi. Evinin duvarlarında, kendi yaptığı resimler kadar Mevlâna ile ilgili resimler yer almıştır. Onun Mevleviliği hakkında kesin yargıya varmak için Şems için yazdığı şu sözleri okumak yeterli olacaktır:

“Mevlâna Şems; Şems ve Mevlâna birbirine boşalan sonsuz iki derya.”

“Şems’in ziyası, Mevlâna’nın aynasında, binbir parça oldu ve her parçasında binbir tecelli zuhur etti.”

“Şems, Mevlâna’nın âsumani feyzinde bütün şa’şaasıyla doğmasaydı; kâinatın loş ve boş bir ufkunda belki de bir şimşek gibi çakıp gidecekti.”

Milliyetçiydi

Ulusal Kurtuluş Savaşında, düşmana son yumruğun atıldığı Dumlupınar’da, Zaferden sonra dikilen “Meçhûl Asker Abidesi” nde Türk askerini temsil eden, asker portresi için ilk ve tek künye, Edip Ali Bakı tarafından yazılmıştır. Künye şöyledir:

                        Adı                 : Mehmetçik

                        Soyadı            : Yenen Er

                        Babasının Adı : Türk

                        Anasının Adı  : Türkiye

                        San’atı            : Askerlik

                        Doğumu          : Tarihten Evvel

                        Ölüm Tarihi    : Yoktur

Açıklama: C:\Users\İrfan Ünver\Desktop\Documents\N A S R A T T I N O Ğ L U\Ö Z E L FOTO\ETKİNLİK FOTOĞRAFLARI (Yurt içi-dışı)\YURT İÇİ Foto-Etkinlik\AFYONKARAHİSAR\Edip Ali Bakı.jpgEdip Ali Baki

Edip Âli Hoca Türk milliyetçisi idi. Bu konuda yüzlerce vecizesi vardı. Bunlardan birkaçını buraya alıyorum:

“Türküm. Muharip bir millet torunu, kılıç sahibi bir Peygamberin ümmeti, muharebe görmüş bir vatanın evlâdıyım.”

“…Türkler Anadolu’ya girip yerleştikleri vakit, bütün tabiat hadiselerinin kendileriyle beraber meydana geldiğine inanmışlar, inandırmışlar. Öyle ki, tarihten evvel var olan nehirleri, gölleri, kaplıcaları, pınarları bile kendileriyle beraber yeryüzüne çıkarmışlar. Bu ne kadar ulvi bir vatanseverlik tezahürü.”

Hoca, dini vecibeleri yerine getirir, yobazlıktan ve hurafelerden tiksinirdi. Müslümanlığını belgeleyen, çok sayıda güzel vecizeleri vardır. Bunlardan bazılarını aşağıya alıyorum:

“Muharip peygamberlerimizin kutsal adını, Türk Ordusu almış ve her erine bir parça taksim ederek ona Mehmetçik diye hitap etmiş…”

“Türkler Tanrı’nın İslâmiyet beleğinde keskinleşen, çekilmiş kılıcıdır…”

Yunus Emre’den günümüze, Türk Edebiyatına tümüyle vakıf olan Edip Âli Bakı, Arapça, Farsça dillerini anlar, okur ve yazardı. Edebiyatımızın devlerine, aşırı derecede hayranlığı vardı. Onlar için, yüzlerce vecizeler yazmıştı. Bazı ünlü şairler hakkında yazdıklarından bir buket sunmak isterim:

            Nedim için: “Nikbin Nedim, divan edebiyatının şetaret ve ümit şairi, onun gülsitanında, bülbül hiç feryat etmez, tatlı şakrak n’amelerle bize gülümser.”

Yunus için: “Yunus, Türk edebiyatının ufkuna asılmış edebî bir mehtap; yedi asrın yığdığı nisyan dağları, onun önünde kristal bir bulut…Türk edebiyatı ve Türk dili için, yalnız Yunus’un dili ve şiiri bile kâfidir…”

Karacaoğlan için: “Karacaoğlan edebiyatımızda, sade bir yıldız değil, güneştir, yalnız içimizi aydınlatmakla kalmaz, ısıtır da…”

Fuzuli için: “Eski, yeni Türk edebiyatı ülkesinde, karşı duranı olmayan tek san’at hükümdarı: Fuzuli…Divan edebiyatı semasında, şairlerimiz, Fuzuli denen güneşin etrafında dönen seyyareler gibi…”

Edip Ali Bakı’nın, Afyonkarahisar’da münteşir gazete ve dergilerde çok sayıda şiiri yayımlanmıştır. Bunların derlenip, kitap bütünlüğünde yayımlanması ne iyi olurdu.

Liselerimizde gençlerin, genellikle hoşlanmadıkları derslerin başında lisan gelir. Öğrencilerin hemen tümü sevmedikleri bu derslerden geçer bir not almaya bakarlar. Oysa Fransızca hocası Edip Âli Bakı’nın dersleri, sürekli olarak zevkli bir hava içerisinde geçmiştir. Çünkü o, derslerini Türkçe, Türk Edebiyatı ve Türk milliyetçiliği hakkındaki bilgilerle ve fıkralarla süsleyerek vermiştir.

Hocanın değerli eşi, Nevriye hanımla evinde yaptığım bir sohbette bana Edip Ali Hoca hakkında şöyle demişti: “Eşi bulunmaz insandı. Mehtaplı gecelerde bahçeye çıkar, gece yarılarına dek, başbaşa oturur, sohbet ederdik. Ölümü üzerinden yıllar geçtiği halde bir türlü unutamıyorum. O bir kocadan çok, mükemmel bir arkadaştı…”

Edip Âli bey, son derece şefkatli bir kişiydi. Sokakta gördüğü yoksul, kılık kıyafeti pejmürde çocuklara maddi ve manevi yardımlarda bulunurdu. Tüm insanlara aynı gözle bakar ve birbirlerinden ayırt etmezdi…

Hocanın tek evladı Haluk Nur Bakı idi. Halûk bey, 1960 sonrasında siyasete soyunmuş; Adalet Partisi (AP)’nin Afyonkarahisar il teşkilatını kurmuş ve bu partinin Afyonkarahisar İl Başkanlığına seçilmişti. 1961 genel seçimlerinde de bu partiden Afyonkarahisar milletvekili seçilerek, TBMM’ne girmişti.  Daha sonra AP’nden istifa ederek ayrılmış ve bir süre bağımsız kaldıktan sonra, CHP’ne girmişti. Bu partinin İzmir listesinden 1965 seçimlerine katılmış, fakat kazanamamıştı. Bunun üzerine siyasetten çekilip, asıl mesleği olan hekimliğe dönmüştü. Bir süre Ankara Nümune hastanesinde röntgen mütehassısı olarak çalışmış, sonra da onkoloji hastanesinde görev yapmıştı. Halûk bey de babası gibi, kalem ehli idi. “Sönmeyen Nur”, “Tek Nur” gibi eserlerin müellifi olmuştu.

02.02.1924 tarihinde Nevşehir’de dünyaya gelen Halûk Nur Bakı, 02.06.1997 tarihinde İstanbul’da vefat etti. Yalnız onunla ilgili bir yazımı daha sonra yayımlayacağım. Burada yazıyı noktalarken, Doğumunun 130. Yıldönümünde, minnet, şükran ve hayırla andığım Edip Ali Hoca ile, adlarını zikrettiğim Halûk Nur Baki ve Nevriye Hanım’a da bir kez daha Allah’tan Rahmet diliyorum.

Merhum Edip Ali Hoca aynı zamanda şairdi. Bu nedenle,onun, Nevşehir’de 15 Ağustos 1924 tarihinde yazdığı bir şiirini de sunmak isterim:

 

Çoban Kızı

Çoban kızı, ey güzel kır çiçeği!

Gönlünde bir taze, bakir neşe var;

Pak alnında masum aşkın samimi

Pembe nuru, gizli gizli parıldar

Kuzuların her kayıttan azade

Saf su akan derelerin kıyında

Yeşil otlu yamaçlarda otlarken

Tabiatın aguşunda her gün sen

Ey sevimli, üryan ruhlu misafir

Onlar kadar tatlı, munis, sakin bir

Ömür sürüp saadeti tadarsın

Başka bir zevk, başka bir dert yok seninçün

Şehirlerin sisli, boğuk, ezici

Hayatına bigane kal sen bacı!

Dağ başında bir kar gibi saf, temiz

Yaşadıkça sana gıpta ederiz!...

Yazarın Diğer Yazıları