İrfan Ünver Nasrattınoğlu

Ege Bölgesinde Savaşan Kahramanlardan Yörük Ese Efe

İrfan Ünver Nasrattınoğlu

İsabeyli’li Yörük Ese Efe adıyla ünlenen, efe reislerinden olan bu efenin asıl adı İsa Angın idi. Türk Kurtuluş Savaşı sırasında Aydın ve Sultanhisar yöresinde düşmana karşı kahramanca savaşmışolan Ese Efe, efelerin efesi Yörük Ali Efe'nin güvendiği zeybek reislerinden idi.  İlk öğrenimden sonra Rüştiyeden de mezun olmuştu.
Ese Efe 1898 yılında Aydın Sultanhisar civarındaki bir yörük çadırında dünyaya geldi   Ailenin tek erkek evladı idi. Babası 93 Harbi olarak bilinen Osmanlı-Rusya Savaşında yaralanıp, gazi ünvanını almış, Çanakkale Savaşında da şehit olmuştu. Dört amcası, Osmanlı ordularının çeşitli savaşlarında şehit olmuşlardı. Bunlar “Burhanlı” adlı köklü bir yörük aşiretine mensup olan insanlardı. 
Ese efe, 15 Mayıs 1919 tarihinde İzmir’in, Yunan kuvvetleri tarafından işgal edilmesi üzerine Yörük Ali Efe müfrezesine katılmış; 16 Haziran 1919 tarihindeki , Malgaç Baskını sırasında, en önde düşman kuvvetlerine karşı stratejik ve cesur bir mücadele yürütmüştü. 
Büyük Menderes Havzası’nda direnişin örgütlenmesinde aktif rol almış, 7 Eylül 1922 tarihinde Aydın’ın kurtarılması zaferine kadar cephede büyük bir mücadele örneği vermişti. Bu zaferler nedeniyle savaştan sonra “İstiklâl Madalyası” ile taltif edilmiş olan Ese efe, savaştan sonra da,Cumhuriyet’in ilk yıllarında bölgede asayişin sağlanmasına katkılarda bulunmuştu. 
    25 Ocak 1935’te İsabeyli’de kurulan bir pusuda bu kahraman Efe, sırtından vurularak şehit edilmiş idi. 1935 yılında bir pusu ile sırtından vurularak öldürülmüştür. Ese Efe'nin 1935 yılında vurulması hakkında çok çeşitli söylentiler çıkmıştı. Birileri Efe’yi neden öldürmüşlerdi?...
Onun vefatı, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü de çok üzmüş, Atatürk aileye bir taziye mesajı göndermişti. Ayrıca Atatürk, Ese Efe’nin iaşe ve ibate giderlerinin kendisi tarafından temin edileceğini de aileye duyurmuştu. Yörük Ali Efe, ‘‘Paşam ben çocukların amcası sayılırım. Müsaade edersen o vazife benimdir’’ der. 
Milli Mücadele günlerinin isimsiz kahramanlarından olan Ese Efe, Aydın bölgesinin düşman işgalinden kurtarılması için zafere kadar mücadele etmiş ve kahramanca savaşmış milli bir kahramandır. Milli anma günlerinde hatırlanması dileğiyle…
Tabii Ese Efe’nin cenazesi askeri bir törenle kaldırılıp, ebedi istirahatgâhına defnedildi…

***

 Ese Efe herşeyden önce bir milli mücadele kahramanı…Onun vatan ve millet için neler yaptığını bilen, Atatürk’ün ona gösterdiği sevgi, ilgi ve saygının nedeni de o dur…
    Bir gazeteci dostumuz, bugün Ese Efe’ye, yeterince ilgi gösterilmemekte oluşundan duyduğu üzüntüyü şu satırlarıyla anlatmaktadır:
    Ese Efe
Aydın’ın gurur duyacağı bir milli kahraman olarak anılıyor.
Ancak bir soru sormak gerekiyor:
Kaç kişi onun varlığından haberdar?
Kaç kişi mezarının halini gördü?
Türk kültüründe mezar ve hatıra kutsaldır.
Bir kahramanın kabri, onun şanına yakışır şekilde olmalıdır.

Umarız gereken hassasiyet gösterilir.
Çünkü bu sadece bir mezar değil…
Bir tarihin emaneti.
Unutursak, ayıp hepimizin olur.

***

Ese Efe’nin yiğit bir kahraman olduğunu bilen hemşehrileri, onun neden sırtından vurularak öldürülmüş olmasını, bugün dahi araştırmakta, incelemektedirler. Gazeteci der ki;
“O yıllarda muhtarlık yapan Hacı Mahmut Ağa ile Ese Efe’nin yıldızı barışmaz. Herkes ağaya boyun eğerken Ese, boyun eğmemektedir. Ruhu asidir. Haksızlığa sessiz kalamamaktadır. Hal böyle olunca Ese’ye boyun eğdiremeyen ağa Ese’den kurtulmanın çaresini aramaya başlar… Bu sırada Ese, Rüştiye’yi bitirir ve okur-yazar olur. Ese’ye boyun eğdiremeyen ağa, bir gün kendi oğlu ile ailevi bir sebeple tartışır ve bu tartışma neticesinde yaşanan kavga esnasında oğlu, ağaya bir tokat atar. Kendi oğlundan tokat yemek ağanın çok ağırına gitmiştir ve bu sebeple ağa, oğluna çok ağır beddualar etmiştir… Bir zaman sonra da ağanın oğlu vurulmuş olarak bulunur… Ve ağa bu cinayeti Ese işledi der! Bu ifade üzerine tutuklanan Ese, Aydın’da hapishaneye kapatılır. Hapis yıllarında kısa zamanda Ese’nin mertliğini görüp, seven kader arkadaşlarından birisi olan genç bir çingene dayanamaz ve “bu çocuk suçsuz, ben o olayı biliyorum, yapan bizimkilerden birisi’’ deyiverir… Ondan sonra da hemen bir avukat devreye girer ve şahidin beyanları ile Ese’yi hapisten çıkartırlar… 
Hapisten çıkan Ese, kendisine iftira atan ağayı yakalar ve öldürür. Daha sonra da yakın arkadaşları ile birlikte dağa çıkarak zeybek olur. Bir süre sonra da Yörük Ali Efe’ye katılır. Ve zaman içerisinde Yörük Ali Efe’nin sağ kolu, can yoldaşı ve baş zeybeği olur…

***

Ese Efe’nin hemşehrilerinden ve muhtemelen yakınlarından olan Leyla Hanımefendinin bir gazeteciye anlattığı şu olayı da, konuyla ilgisi bakımından sunmakta yarar görürüm.
“Kıllı Hüseyin Efe ile kuvvetlerini birleştiren Yörük Ali Efe birlikte buradan geçerlerken Yenipazar’da kalırlardı. Yörük Ali Efe her zamanki gibi beni çağırtır, el öptürür, halimi hatırımı sorardı. Ben o vakitler 14-15 yaşlarındaydım. Güzelliğimde Yenipazar’da nam salmış, dilden dile başka köylere de ulaşır olmuştu. Kıllı Hüseyin Efe yaşça Yörük Ali Efe’den büyüktü. Yunan düşmanına karşı yakınlaşmalarından cesaret alarak bir gün Kıllı Hüseyin Efe beni Yörük Ali Efe’den ister. Yörük Ali’de ‘verdim gitti’ der. Bunun üzerine nişan hazırlıkları başlar. Ben durumu ev sahibi Ayşe teyzeden öğrendim. Ayşe teyze ile Alanyalı Molla Mehmet kendi aralarında konuşurlarken ‘ah ah kıza yazık oldu. Bu koca adama bu fidan verilir mi?’ Yörük Ali Efe’ye de karşı çıkılamayacağından üzülüyorlardı. 
Sabahleyin duyduklarımı Ayşe teyzeye sordum. Evin sahibi teyze ‘kızım senin duan kabul olur. Yat kalk Allah yazdıysa bozsun de. Efeler bahçeye iner çıkarlarken onları görürdüm. Tabii onlar da beni. Kıllı Hüseyin Efe’yi evin kızı Hatice abla bana göstermişti. Gerçekten iri, ellerinin üzeri bile kıllı bir Efe’ydi. Hiç ısınamadım. Hemen namaza durup başka bir şey okumadan ‘Allah yazdıysa bozsun’ diyerek namaz kıldım. 
Buradan gittikten sonra bir mola sırasında Kıllı Hüseyin keyfinden karşısına diktiği bir karpuza nişan alarak ateş ediyormuş. Yörük Ali Efe ne oluyor Hüseyin Efe? Kurşunları boşa harcıyorsun. Bunların biri bir Yunan ölüsü demek yapma, deyince Kıllı Hüseyin ‘kurşun benim, keyif benim, sen karışma Yörük Ali’ diye cevap veriyor. Bu karmaşıklık üzerine Yörük Ali Efe ‘bin atına git. Seni gözüm görmesin. Kızı da unut.’ deyip öfkeleniyor. Nişanın bozulduğu haberi bize ulaşınca çok sevindik. Efe’ye ‘zaten kız istemiyordu’ demişler…
Bu meseleden sonra Leyla Hanım’ın hayatında yine yeniden bir dönüm noktası başlar. Çünkü Ese Efe ile birbirlerine sevdalanırlar… 

***

Ansiklopedik  bir bilgi:
    İfiyeniya (Müslüman olduktan sonraki adıyla Leyla Hanım), Millî Mücadele kahramanlarımızdan Yörük Ali Efe’nin manevi kızıdır. 
Savaş yıllarında yaralanan ya da zor durumda kalan Rum asıllı İfiyeniya, bir Türk subayının yardımıyla hastaneye yetiştirilerek kurtarılmıştır. İyileştikten sonra Yörük Ali Efe tarafından evlat edinilmiş ve kendi isteğiyle Müslüman olarak Leyla adını almıştır.
Bir dönem Kıllıoğlu Hüseyin Efe ile nişanlanmış fakat bu nişan kısa sürede bozulmuştur. Daha sonra Yörük Ali Efe’nin kızanlarından (silah arkadaşlarından) biri olan İsabeylili Yörük İsa (Ese Efe) ile evlenmiştir.
Bu etkileyici yaşam öyküsü, TRT arşivlerinde yer alan kayıtlar ve aile mensuplarının aktardığı bilgiler sayesinde günümüze kadar ulaşmıştır.

Yazarın Diğer Yazıları