İrfan Ünver Nasrattınoğlu

Hindistan'daki Türk Devleti BABÜR İMPARATORLUĞU

İrfan Ünver Nasrattınoğlu

Hindistan ve çevresi üzerinde kurulmuş ve hüküm sürmüş Türk kökenli devlet. Timurlu Hanedanı'ndan olan Babür Şah tarafından 1526 yılında kurulan ve 17. yüzyılın sonu ile 18. yüzyılın başında imparatorluğun gücünün zirvesinde olduğu dönemde, Hindistan'ın büyük bölümüne hâkim olan imparatorluğun nüfusunun o tarihlerde 3,2 milyon kilometre karelik bir bölge üzerinde 110 milyon ila 150 milyon arasında olduğu tahmin edilmektedir. Babür İmparatorluğu'nun hâkimiyet alanı, en geniş olduğu dönemde bugünkü Hindistan, PakistanBangladeş ve Afganistan'ı kapsamaktaydı.

İmparatorluğun klasik döneminin, Ekber Şah'ın 1556 yılında tahta çıkması ile başladığı kabul edilir. Onun yönetimi altında Hindistan kültürel ve ekonomik ilerlemenin yanı sıra farklı dinlerden olanların uyumu açısından çok iyi bir konuma ulaşmıştır. Babür İmparatorluğu'nun beşinci imparatoru Şah Cihan'ın saltanatı, imparatorluğun mimarlık ve sanat alanında altın çağıdır. Agra'daki efsanevi Tac Mahal'in yanı sıra pek çok mükemmel eser onun döneminde yapılmıştır. Babür İmparatorluğu'nun, Evrengzib'in hükümdarlığı sırasında toprak genişlemesi doruk noktasına ulaştı. Onun döneminde 150 milyonluk nüfusu ile imparatorluk dünya nüfusunun dörtte birine hükmeder konumdaydı.

1739 yılında Nadir Şah güçleri tarafından Karnal Muharebesi'nda mağlup edilen Babür İmparatorluğu, 18. yüzyılın ortalarından itibaren idari ve ekonomik olarak zayıflamaya başladı. Son imparator II. Bahadır Şah'ın sadece şehir üzerinde otoritesi vardı. 1858 yılında bir isyan üzerine bölgeye müdahale eden İngiliz'ler tarafından Babür İmparatorluğu'na son verilen Hindistan, Büyük Britanya Devletine  bağlanılmıştır.

Babür İmparatorluğu kurucusu Babür Şah'ın anne tarafından atası olan  Cengiz Han'ın oğlu Çağatay'ın kurduğu Çağatay Hanlığı İslamiyet'i kabul etmiş ve Türkleşmiştir. Babür Şah'ın baba tarafından atası olan ve soyu bir Türk-Moğol boyu olan Barlaslar'a dayanan Timur da Müslümandır ve Türk'tür. Anadili Çağatay Türkçesi olan ancak Fars kültüründen yoğun olarak etkilenmiş olan hanedanın üzerindeki bu etki, Hindistan'da bu kültürün önemli derecede gelişmesine neden olmuştur. Babür Şah'tan sonra Türk kültürü ve Türk dilinin yavaş yavaş etkisi azalmış ve yerini Farsça, daha sonra da Urduca almıştır. 

Günümüzde, ÖzbekistanKırgızistanAfganistan ve Hindistan'da da mirasına sahip çıkılan Babür İmparatorluğu, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Forsu'na birer yıldızla işlenen tarihteki 16 Türk devletinden biridir. 

Zahireddin Muhammed Babür Babası Fergana hükümdarı Ömer Şeyh Mirza'nın ölümünden sonra amcası ile yaptığı taht mücadelesini kaybetmiş ve emri altındaki beylerle birlikte 1504'te Kabil'e gitmiştir. Devletin başkentini de burası yapmıştır. 1519 yılında Pencap bölgesini ele geçirmiş, 1524 yılında Delhi Sultanı'nı yenilgiye uğratarak Lahor'a girmiştir. Delhi'den sonra Agra'yı da alan Babür Şah burayı başkent yapmış ve Babür İmparatorluğu'nu kurmuştur.

1530 yılında ölen Babür Şah'tan sonra devletin başına oğlu Hümayun (1530-1556) geçmiştir. Tahtının ilk yıllarında kardeşleri ve akrabaları ile mücadele eden Hümayun bir yandan da Ludi hükümdarı ile mücadelede bulunmuş ve bu mücadelelerden galibiyetle ayrılmıştır. Hümayun Şah 1556 yılında ölmüş yerine Ekber Şah (1556-1605) geçmiştir. 5 Kasım 1556'da Babür İmparatorluğu İkinci Panipat Zaferi'ni kazanarak eski gücüne kavuştu. Tahtta hak iddia eden Hemu, Ekber Şah'ın veziri Bayram Han tarafından yenildi ve Babür Hanedanı'nın fetret devri sona erdi. Ekber Şah döneminde sarayda Hint etkisinin arttığı görülmüştür. Bu dönemde Hintler de devlet ve askerlik işlerinde görev almaya başlamışlardır.

Ekber’in 1605'te ölümünden sonra yerine Cihangir (1605-1627) geçmiştir. Onun da ölmesi üzerine yerine oğlu Şah Cihan (1628-1658) geçmiştir. Kardeşleri ile girdiği taht mücadelelerini kazandıktan sonra bir daha bu tip mücadelelerin yaşanmaması amacıyla kendi soyundan gelen bütün erkekleri öldürtmüştür. Şah Cihan döneminde Avrupalılar ile ilişkilerin daha da arttığı görülmektedir. 1658 yılında hastalanan Şah Cihan'ın yerine oğlu Evrengzip (1658-1707) tahta çıkmış, onun da ölümü ile taht kavgaları başlamıştır. Onun zamanında Hindistan ticaretinde Hollandalılar da rol almaya başlamışlardır. 1707 yılında o da ölünce 1723'te Delhi ve Haydarabad şahlıkları olmak üzere Devlet ikiye bölünmüştür. 

Safevi Hükümdarı 1739'da Delhi'yi zaptetmiş ve imparatorluk hazinesinin büyük bölümüne el koymuştur. 1748 yılında Afgan hükümdarı Hindistan'a girmiş ve birçok eyaleti ele geçirmiştir. 1760'ta II. Alemgir Şah'ın yerine Şah Alem geçmiş bu dönemde İngilizlerle 1764 Buksar Savaşı yapılmış ancak yenilgiye uğranınca İngilizler Hindistan'da hüküm sürmeye başlamışlardır. 1766 Allahabad Antlaşması ile İngiliz hâkimiyeti daha da artmıştır. 1857 yılında çıkan Sipahi İsyanı'nı da bastıran İngilizler 1858'de son Babür İmparatoru II. Bahadır Şah'ı tahttan indirip çocuklarını da öldürmüş ve Hindistan'daki Timur Hanedanı'na son vererek Hindistan'ı İngiliz İmparatorluğu'na katmışlardır.

Babür astronomları gözlemsel astronomide ilerlemeler kaydetmiştir ve yaklaşık yüz zij tezi ürettiler. Hümâyun Şah, Delhi yakınlarında kişisel bir Gözlemevi inşa etti; Cihangir ve Şah Cihan da gözlemevleri inşa etmeyi planlıyorlardı, ancak bunu yapamadılar.18. yüzyılın başlarında, Uluğ Bey'in Semerkant Gözlemevi'ne rakip olmak ve Siddhantas'taki daha önceki Hindu hesaplamalarını ve Zij-i-Sultani'deki İslami gözlemleri geliştirmek için Yantra Mandirs adlı birkaç büyük Gözlemevi inşa etti. 

Babür İmparatorluğu'nun Hindistan'a en büyük katkısı eşsiz mimarisi olmuştur. Hindistan'daki birçok anıt Babür mimarisinin ince örneklerini temsil etmektedir. Babür mimarisinin en önemli eseri ise Tac Mahal olarak bilinmektedir. Yapımına 1631'de başlanan ve 1652'de tamamlanan, Şah Cihan'ın çok sevdiği eşi Mümtaz Mahal 'in ölümü üzerine inşa ettirdiği Tac Mahal başta olmak üzere, Hümayun Türbesi, Agra Kalesi, Lahor Kalesi UNESCO Dünya Mirası listesi listesinde yer alan Babür İmparatorluğu mimarisinin en önemli örnekleridir. Hindistan'ın kimi kentlerinde, Pakistan, Afganistan ve Bangladeş'te Babür mimarisinden esinlenen örnekler gibi Lahor'da Padişahî Camii ve Delhi kalesindeki Motî Mesciti vardır.

Bir süre, Safevî sarayında sürgün hayatı yaşayan Hümâyun'un ülkesine dönerken yanında Tebrizli sanatçıları da getirmesi nedeniyle Hindistan sanat çevrelerinde minyatüre karşı duyulan ilgi artmıştır. Başlangıçta Tebrizli ustaların kendi tarzlarını aktardıkları minyatürlerde zamanla yerel ustaların da katılımıyla kendine özgü bir üslup gelişmiştir. Babür İmparatorluğu'nda minyatürcülüğün en verimli dönemi Hümâyun'un oğlu Ekber Şah zamanına rastlamaktadır.

Çeşitli yazmaların yanı sıra Bâbür hükümdarları için kaleme alınan şehnâme tarzındaki BâbürnâmeEkbernâme adlı eserler resimlendirilmiş, hükümdarların savaşları, avlanmaları, tören ve eğlenceleri gerçekçi bir yaklaşımla tasvir edilmiştir. 

Cihangir döneminde portrelerin yapımı yaygınlaşmış, Şah Cihan ve Evrengzib devirlerinde ise sadece RacastanDekkan gibi eyaletlerde minyatür devam etmiştir.

BABÜR ŞAH

            Tam adı Zahîrüddîn Muhammed Bâbür olan Babür Şah, 14 Şubat 1483 tarihinde bu günkü Özbekistan - Fergana Vadisi sınırları içerisinde yer alan Andican kentinde doğdu. Babası, Timur'un üçüncü oğlu Miran Şah'ın torunlarından Fergana valisi II. Ömer Şeyh Mirza, annesi ise Cengiz Han'ın torunlarından Yunus Han'ın kızı Kutluk Nigar Hanım'dır. Doğduğunda Timurlu hanedanı Orta Asya'nın küçük bir bölgesine hükmetmekteydi. Babasının ölümünden sonra 1494 yılında 12 yaşında Fergana'da tahta çıktı. Babür, babasının tahtına oturduğu zaman amcası Semerkant Hanı Sultan Ahmet ve dayısı Taşkent Hanı Mehmet, Fergana'ya hücum etmekteydiler. Babür, babasının kumandanları sayesinde bu tehlikeyi atlattı. 1497 yılında, dedesi Timur'un başkenti olan Semerkant'ı ele geçirmeyi başardı. Fakat Özbeklerin Hanı Şeybânî'ye mağlup oldu. 1501'de Semerkant'ı tekrar ele geçirse de 1503'te tekrar Özbeklere bıraktı. Timur'un soyundan gelen hükümdarların idaresindeki küçük devletler Özbekler tarafından ortadan kaldırılıp Timurluların önemli şehirleri SemerkantBuharaHerat, Özbeklerin eline geçip hanedandan olan prensler mirzaların birer birer hayatını kaybetmesi ile Timurlu hanedanından bölgede bir tek Babür kalmıştı. Timur'un mirasına sahip çıkmaya çalışan Babür de, Özbek Hanı Şeybani Han karşısında sürekli mağlup olmaktaydı. 

Büyük bir mağlubiyete uğramış olmasına rağmen ümidini kaybetmeyen Babür, Pamir Dağları'na çekilmiş ve yanında bulunan birkaç kişi ile bir Türk kadınının evinde saklanmaktaydı. Bu kadının kardeşi, Timur'la Hindistan seferlerine katılmıştı. O dönemde Kâbil Hindistan, Çin, Orta Asya ve İran'dan getirilen ticaret mallarının satıldığı bir pazar haline gelmişti. 

Babür, 1508 yılının Eylül ayında ilk defa Hindistan'a sefer düzenledi. 1519'dan itibaren Hindistan'a düzenlediği seferler sonunda bütün Kuzey Hindistan'ı kontrol altına alıp 1526'da Delhi Sultanlığı'na son vererek AfganistanPakistan ve Hindistan'ın kuzeyini kapsayan topraklar üzerinde kendi Devletini kurdu. 

Tarihe meraklı olan Babür, dedesi Timur'un tarihini bularak okumaya başladı. İşte bu dönemde Hindistan'ı zaptetmeyi akılına koydu. Bu idealle, Horasan İllerindeki Türklere haber gönderdi. Kısa bir süre içinde etrafında 20,000 asker toplamayı başardı. Bu ordu ile Hindikuş Dağları'nı aşarak 1504'te Kabil şehrini ele geçirerek kendisini şah ilan etti. Bâbür'ün Kâbil'i ele geçirmesi şehrin tarihinde önemli bir dönüm noktasıydı.

Babür Şah'ın Çağatay dönemi edebiyatına önemli katkıları olmuştur. Çağatay Türkçesi ile kaleme aldığı ve yaptıklarını kronolojik olarak anlattığı Babürnâme Türk edebiyat tarihinin nesir türündeki başyapıtlarından biri olarak kabul edilir. Hatt-ı Baburi denilen yazı şeklini geliştirmiş olan Babür Şah aynı zamanda Çağatay edebiyatının Ali Şir Nevai'den sonraki en büyük şairi olarak kabul edilir. Fars kültüründen de yoğun olarak etkilenmiş olan Babür Şah'ın hem kendisi hem de halefleri üzerindeki bu etki, Hindistan'da bu kültürün önemli derecede gelişmesine katkıda bulunmuştur.

***

Semerkant'ta tutunamayacağını anlayıp güneye doğru çekilmeye karar veren Babür, 1518'de gerçekleştirdiği Güney Afganistan seferi ile Hayber Geçidi'ni aşıp Sind bölgesini ele geçirdi. 1519 yılının Kasım ayında Sind nehrini 1500 kişilik kuvvetle sallarla geçip Peşaver yakınlarına geldi. Beş defa Pencap’a sefer düzenledi ve bu seferler neticesinde, Pencap bölgesini ele geçirdi. 1522'de ise Kandehar'ı ele geçirdi. Daha önce beş kez Hindistan'a sefer düzenlemiş olan Bübür altıncı seferinde Hindistan'ın en güçlü lideri Delhi Sultanı, İbrahim Ludî ile Nisan 1526'da Panipat Muharebesi'nde karşı karşıya geldi. Sultan İbrahim Ludî'nin 100.000 asker ve 1.000 filden müteşekkil büyük ordusunu 13.500 askeri ile 7 saat içerisinde büyük bir mağlubiyete uğrattı. Sultan İbrahim Ludi'nin 50 bin askeri savaş meydanında öldü. Zaferin hemen ardından Delhi ve Agra'yı alıp Agra'yı başkent yaptı. Bu savaş onun en büyük zaferidir. Savaşın kazanılmasındaki en büyük etken, Babür'ün "asrımızın biriciği" şeklinde andığı Osmanlı subayı Mustafa Rumi'nin başında bulunduğu topçu taburuydu. O dönemde o bölgede Babür'ün ordusu dışında hiçbir ülkenin ordusunda top kullanılmıyordu. Babür'ün kazandığı bu zafer, Hindistan'daki Timuri hanedanının başlangıcı olarak kabul edilir. Zaferden sonra Babür, Agra imparatorluk sarayına girerek kendisini Hindistan imparatoru ilan etti. 

Babur Şah, henüz 48 yaşında iken 26 Aralık 1530'da Agra'da vefat etti.. Tahtını oğlu Hümayun devraldı. Öldüğünde Agra'ya gömülmüş olan Babür Şah'ın mezarı 1539'da Kabil'e kendi kurduğu Babür Bahçelerine nakledildi. Kabri üzerine torunu Şah Cihan tarafından 1646'da bir türbe inşa edildi. 

Babur Şah, ölümünden sonra Hazret-i Firdevs - Mekani ve Hazret - i Giti - Sitani unvanlarıyla anılmıştır. Babür Şah'ın 1526'da kurduğu devlet 1858 senesinde İngilizlerin işgaline kadar, 332 sene varlığını sürdürdü…

Babur Şah kendi hatıralarını yazdığı Vekayî Baburnâme adlı eserinde Hindistan'da yaptığı bir seferi anlatırken der ki: "Bu halkın hayvan sürüleri ordugâhın etrafında ve civarında epeyce çoktu. Hâlâ Hindistan'ı ele geçirmek niyetindeydik. Bihre, Çânâb ve Cenyût gibi birkaç vilayet, kaç zamandır Türk idaresindeydi ve bunları kendi mülkümüz gibi düşünürdük; zorla veya barışla idareyi bizim ele alacağımıza emindik. Bu sebeple bu dağ halkıyla iyi ilişkilerde bulunmak zorunlu ve gerekliydi. Onun için de "Hiç kimse bunların hayvan sürülerine, ip ucu ve iğne kırıklarına bile zarar ve ziyan vermesin" diye ferman buyurdum… Hembâtû geçidinin başında, yerlilerden birkaç kişi az bir hediyeyle gelip sadakatlerini bildirdiler. Abdürrahim Şagavul da bu gelen adamlarla birlikte, Bihre halkını kazanmaya çalışarak "Bu vilayetler eskiden beri Türk'ün olagelmiştir; sakın ola ki korku ve telaşa yol verip halkı bozulmaya bırakmasınlar; bu vilayet halkıyla samimiyetimiz vardır ve yağmalanmayacaktır" diye söylemesi için Bihre'ye gönderildi." diye yazmıştır. Yine Vekayîde Babur Şah Delhi Sultanı İbrahim Lûdi'ye göndereceği elçiler dolayısıyla şöyle der: "Türklerin oturduğu vilayetleri kendimizin saymıştık. Bu yüzden de oralar yağmalanmadı. Halk arasında, barış için elçi giderse, Türklere ait olan vilayetlerin zorluk çıkarmayacakları söyleniyordu."

Babur Şah, 1526'da Panipat Muharebesi'nden sonra o ana kadar kendisine teslim olmayan Biyâne emirine gönderdiği bir elçiyle birlikte Farsça yazdığı şu iki beyiti de yollamıştır:

Ey Biyâne emiri, Türkler ile kavgaya girme;

Türklerin çevikliği ve kahramanlığı malûmdur.

Çabuk gelmez ve öğüt dinlemezsen,

Malûm olanı beyana ne lüzum vardır. 

Yazarın Diğer Yazıları