İrfan Ünver Nasrattınoğlu

Kölelikten Sultanlığa Baybars

İrfan Ünver Nasrattınoğlu

Kırım’a yaptığım seyahatlerden birisinde, Türk-Tatar Tiyatrosunun sehnelediği “Baybars” adlı oyunu seyretmiştim. Kırım Tatar Türkçesiyle sahnelenen oyunda yer alan dialoğları yüzde yüz anlayamasam da, büyük ölçüde anlamış ve etkilenmiş olduğumu belirtmek isterim. Yıllar önce seyrettiğim oyunun etkisiyle, gerek Sultan Baybars, gerekse Memlûk Devletiyle ilgili gördüğüm her yayını dikkatle tekrar tekrar okudum.

Türkiye’mde tarihim ve Milletimle ilgili değerlendirmeler yapıldıkça, eski Türk kahramanları ve kahramanlıkları beni yeniden ve daha çok ilgilendirmektedir. 

Gelin  “Baybars” adıyla tanınan bu Türk kahramanı hakkındaki şu bilgileri bir de birlikte gözden geçirelim…

Sultan Baybars, 1233 yılında Karadeniz'in kuzeyinde doğmuş bir Kıpçak-Tatar Türkü’dür Mısır ve Suriye'de hüküm sürmüş Kıpçak asıllı Memlûk Devleti sultanıdır. Baybars, muhtemelen 15 yaşında köle olarak satın alınıp, bir memlûk olarak yetiştirilmiş, yeteneği sayesinde hızla yükselerek emirliğe kadar yükselmiştir. Mansure Muharebesi ve Ayn Calut Muharebesi'ni başarılı sevk ve idaresiyle bu muharebelerin kazanılmasında baş rol oynamış ve ün kazanmıştır. Mısır Eyyûbî sultanı Turanşah'ı bir suikastla öldürmesinden sonra Kutuz sultan olmuş, Baybars çeşitli nedenlerle onu da öldürerek Memluk Sultanlığı hükümdarı olmuştur. Esasen Devletin gerçek anlamda kurucusu olarak kabul edilir. Pek çok Haçlı kalesini ve kentini ele geçirmiş, Levant'daki Haçlı varlığını birkaç sahil kentine kadar daraltmış, İlhanlılar'ın Kuzey Suriye'deki varlığına son vermiştir. Anadolu Selçuklu Devleti'ni İlhanlı işgalinden kurtarmak için Anadolu'ya bir sefer düzenlemiş olmasına rağmen Anadolu Selçuklu yöneticilerinden vadedilen desteği göremeyince ülkesine geri dönmüştür.

Baybars, on dört yaşındayken Moğollar tarafından esir alınmış; esir olarak Sivas-Halep üzerinden Şam'a götürülmüş buradaki köle pazarında satılmıştır. Baybars'ı satın alan Eyyubi sultanı Salih Eyyub'un yakınlarından olan Aytekin el-Bundukdarî'dir. Daha sonra 1246 yyılında, ondaki olumlu özellikleri gören Salih Eyyub tarafından satın alınmış, kışlaya gönderilerek askeri eğitim alması sağlanmıştır. Eğitimini tamamlayan Baybars orduya katılmış, Haçlılarla girişilen bir dizi çatışmada kahramanlıklar göstermiş, kısa sürede  emirliğe kadar yükselmiştir.

Baybars ilk büyük askeri başarısını birkaç yüz tapınak Şövalyesinin de dahil olduğu, Fransa kralı IX. Louis komutasındaki 1.500 kişilik haçlı ordusuna karşı, Eyyubi ordusunda bir komutan olarak kazandığı 1250’de Mensure Savaşında elde etmiştir. Yedinci Haçlı Seferi sırasında Haçlı kuvvetleri Dimyat'da karaya asker çıkarmış, bölgedeki Memluk askerî birliği komutanı Fahreddin çıkarmayı önleyemeyerek geri çekilmiştir. Kent halkı da Memluk askerlerinin kenti savunamadığını görünce paniğe kapılmışlardır. Haçlı ordusu kenti işgal etmiş, ardından Kahire yönünde ilerleyerek, Nil Nehri kıyısında karargah kurmuşlardır. Memluk ordusu da karşı kıyıdaki karargahındadır. Sabaha karşı Haçlı ordusu Mansure'ye üç km. mesafedeki Eyyubi ordusuna saldırmış, Mısır askerleri panik halinde Mensure'ye kaçmıştır. Soğuk kanlılığını koruyan Baybars, baskında ölen komutan Fahreddin’in yerine geçerek komutayı ele almış, kaçan askerleri tekrar toparlamıştır. 

Baybars tarihi bir savunma başarısı göstermiş, haçlı kuvvetlerini şehrin içine çekerek, omuz omuza bir savaş başarısı ile,  Haçlı ordusunun tamamını, komutanları ve Fransa kralı da dahil olmak üzere pek çok Fransız’ı esir almıştır.

Bu tarihlerde Mısır Eyyubi sultanı olan Muazzam Turanşah, memluk kuvvetlerinin söz konusu muharebedeki sonuç getirici çabalarını, değerlendirememiş; sonuçta liderliğini Baybars'ın yaptığı bir grup Memluk subayı harekete geçerek Turanşah'ı bir suikast sonucu 30 Nisan 1250 tarihinde öldürmüştür. Böylece Turanşah’ın ölümüyle, Mısır'da Eyyubi hanedanı hakimiyeti sona ermiştir. 

Zaten güçlü durumda olan memluk emirleri artık devlet yönetimi üzerinde karar sahibidirler. Ancak sultan tayini için hepsi de gergindir. Hanedandan birinin değil de bir Memluk emirinin tahta geçmesi halk arasında huzursuzluk yaratacaktır. Sultan belirlenmesi üzerine Memluk emirleri bir süre görüştükten sonra Salih Eyyub’un eşi Şecerüddür’ü sultan seçmeye karar vermişlerdir. Bunda hanedandan birinin dul eşi olması, devlet işlerinden anlaması ve Memluklara yakın bir tutum izlemesi kuşkusuz etken olmuştur. Lakin kısa bir süre sonra bir kadının Müslüman bir toplumda hoş karşılanamayacağı anlaşılmıştır. Hem ülke halkı arasında, hem de diğer Müslüman ülke yöneticilerinden tepkiler yükselmeye başlamıştır. Özellikle Bağdat’taki Abbasi Mustasım Billâh’ın biraz ölçüsüz mektubu durumu içinden çıkılmaz hale getirmiştir. Halife mektubunda “İçinizde sultan olacak erkek yoksa size Bağdat’tan erkek göndereyim” demektedir. Bunun üzerine Şecerüddür Memluk emiri Aybeg ile evlenip tahtı ona bırakmıştır. Böylece devletin başına bir Memluk geçmiş, Memluk Devleti de resmen kurulmuştur. 

Aybeg'in Şecerüddür ile evlenerek Memluk tahtına oturması, Bahri Memluklar'ı rahatsız etmiştir. Salih Eyyub ailesine güçlü bağlılıkları olan bir grup memluk, Aybeg'in devletin başına Eyyubiler'den bir meliki getirmesini şiddetle tercih ediyorlardı. Sonuçta memluklar içinde Bahrim Memluklar ile Oğuz grubu arasında bir anlaşmazlık ortaya çıkmıştı. Aybeg'in kendine bağlı kölelerden bir memluk grubu oluşturması ve kendisine muhalefet eden Bahri Memlukları cezalandırması, bu memlukların Mısır dışına, Suriye'deki Eyyubi meliklerinin yanına, Kerek, Şam ve Filistin'e, 130 kadarı ise Anadolu Selçuklu'ya kaçmasına yol açmıştır. Bir süre sonra Aybeg'in, kendi pozisyonu için bir tehlike olarak gördüğü Memluk emiri Fariseddin Aktay'ı Seyfeddin Kutuz'a öldürtmesiyle Aktay'ın yandaşı olan kalabalık bir Memluk grubunu çok daha zor bir duruma düşürmüştür. Bir süredir Bahri Memlukları emiri olan Baybars, onlarla yaptığı bir toplantıda Aybeg'e karşı mücadele edilmesi gerektiğini anlatmış, ama çoğunluk tarafından desteklenmeyince Suriye Eyyubi sultanı Nasır Yusuf’a yazarak adamlarıyla birlikte emrine girmeyi önermiştir. Kabul edilince de Suriye’ye gitmiştir. Aybeg’in hamamda öldürülmesinde parmağı olduğu ileri sürülen Kutuz tahta hakim olmuş, Oğuz ve Kıpçak memluklar arasında bir denge kurmuştur. 

Baybars Suriye’de Nasır Yusuf’u Mısır’a saldırmaya teşvik ediyordu, bu arada kendi adamlarıyla Mısır hakimiyetindeki bölgelere talan akınlarında bulunmaktaydı. Aybeg, Abbasi halifesinden yardım istemiş, yardım göremeyince bir ordu hazırlayarak Suriye’ye göndermiştir. Nasır Yusuf ve Baybars yenilgiye uğramış, Abbasi halifesinin araya girmesiyle iki taraf arasında ateşkes sağlanmıştır. Bu antlaşmada Bahri Memlukların Mısır’a teslim edilmesi şartı bulunuyordu, diğer yandan Baybars’ın arası Nasır Yusuf’la açılmıştır. Bu yüzden Baybars Suriye’den ayrılarak Ürdün-Kerek naibinin himayesine girmiştir. Buradan aldığı bir takviye kuvvetiyle yakınlarda bir Mısır birliği üzerine gitmiş, fakat çatışmada yine yenilgiye uğramıştır.

Moğollar 1258 yılında Bağdat'ı ele geçirerek Abbasi halifesi Müstasım ve ailesini öldürmüş,  Kuzey Suriye'ye kadar ilerlemişlerdi. Moğol istilası 1259 yılında Halep’i kuşatmış ve ele geçirmiştir. Daha sonra ilerleme yönünü 1260’da Mısır’a çevirmişlerdir. Nasır Yusuf’un ordusu ise Moğol ilerlemesini haber alınca dağılmıştır. Bu sırada Baybars, Sultan Kutuz’un savaş hazırlıkları içinde olduğunu öğrenmiş, haber göndererek emrine girmek istediğini bildirmiştir. Moğol yayılması karşısında sadece kendisine bağlı memluklarla tutunmasının olanaksız olduğunun, Bahri memlukları da seferber etmekten başka çaresi olmadığını anlayan Kutuz, onlar üzerinde güçlü bir otoritesi olduğunu bildiği Baybars’ın bu teklifini kabul etmiştir. Bunun üzerine 1260 yılının mart ayında Baybars can güvenliği için Kutuz’dan söz alarak Mısır’a dönmüştür. Kutuz, Baybars’ı Memluk ordusunun öncü birliği komutanlığına getirmiş ve savaşın kazanılması durumunda kendisine Halep’i vereceğihi vadetmiştir. Hülagu Han Memluk Sultanı Kutuz’a haber göndererek Mısır’ın “il olmasını” istemiş ama bu istek red edilmiştir. 

Baybars'ın askeri kariyerindeki en parlak ikinci başarısı 3 Eylül 1260 tarihinde Ayn Calut Muharebesi’deki Memluk ordusunun öncü birliği komutanı olarak oynadığı roldür. Ordu hazır olunca sefere çıkılmış Akka’ya gelindiğinde Moğol ordusunun Ölü Deniz’in doğusundan güney yönünde ilerlemekte olduğu haberi alınmıştır. Bunun üzerine Kutuz, Moğol ordusunu karşılamak için ordunun yönünü güneydoğuya, Ölü Deniz’in güneyinde yer alan Ayn Calud’a sevk etmiştir. Bir süre sonra Moğol ordusu görünmüş ve savaş başlamıştır. Mısır’dan ayrıldıktan sonra bu bölgeyi iyi tanımış olan Baybars’ın asıl savaş stratejisi başlamıştır. Savaşın sonunda aralarında Moğol komutan Ketboğa Noyan’nın da olduğu Moğol ordusu çok büyük bir kısmıyla imha edilmiştir. 

Savaştan sonra Kutuz Halep konusunda Baybars’a verdiği sözü tutmamış, bunun üzerine de Baybars 22 Ekim 1260 tarihinde Kutuz ava çıkınca, bir fırsat bulmuş ve onu öldürmüştür.

Devlet erkanı, oybirliğiyle Baybars’ı Sultan seçmiş, Baybars da 26 Ekim 1260 tarihinde Kal‘atü'l-Cebel'e giderek Memluk tahtına oturmuştur. Kal‘atü'l-Cebel, Selahaddin Eyyubi tarafından yapımına 1176 yılında saltanat merkezi olarak başlanan kale ve içindeki saraylardır. 

Baybars’ın Tahta geçtiğinde ilk icraatı Kutuz'un yükselttiği vergileri düşürmek olmuştur. Bu karar, sultanı öldüren adamın onun yerine tahta çıkmasının halkta yarattığı hoşnutsuzluğu gidermiş, Baybars'ı sevdirmiştir. 

Baybars içteki sorunları çözdükten sonra sonra, ülkesinin düşmanları olan Levant'daki Haçlı krallıkları, Kilikya'da Kilikya Ermeni Krallığı ve İlhanlı Hanlığı'ydı. Bu düşmanlarına karşı, aralarında çıkar çatışması olmayan hükümdarlıklarla ittifaklar kurmaya çalışmıştır.

Sultan Baybars'ın Anadolu Selçuklu ile tarihin akışını belirleyen önemdeki ilişkisi Anadolu Selçuklu'nun devrik sultanı II. İzzeddin Keykavus'un Antalya'ya çekildiği dönemde Baybars'a arasındaki bir ittifaka varan mektuplaşmalarıdır. Tabii Memluk Sultanlığının Altın Ordu Devleti ile kurduğu ittifak ta aynı tarkihlerde gerçekleşmiştir.

İslam tarihinde Hristiyan dünyasıyla sistematik ve sürekli diplomatik temas arayan ilk hükümdarın Baybars olduğu bilinen tarihi gerçeklerdendir. Ancak, tarihler, Baybars’ın hayatı boyunca haçlı seferleriyle meşgul olduğunu yazmaktadır. Moğol Ordularıyla yaptığı macadeleler bir yana Kilikya Ermeni Krallığı ile de sık sık karşı karşıya gelmiştir. 

***

Sultan Baybars, güçlü bir Memlûk ordusunun başında 2 Mart 1277 günü Kahire'den Anadolu'ya doğru harekete geçmiştir. Halep’den geçerken Moğol ordusunun olası bir kanat hareketini önlemek için bir kısım kuvvetini burada bırakmıştır. Nitekim Baybars, 7 Nisan'da Halep’ten ayrılırken bir komutanın emrinde çıkardığı öncü keşif kuvveti, üç bin kişilik bir Moğol birliğini yakalayıp imha etmiştir. Memluk ordusu 13 Nisan 1277 günü Ceyhan Nehri’ni geçerek Elbistan Ovası’na ulaşmıştır. Sultan Baybars’ın Anadolu’yu amaçlayan hareketini öğrenmiş olan İlhanlı ve Anadolu Selçuklu ordusunun öncü kuvvetleri de ertesi gün Elbistan Ovası’na inmiştir. Anadolu Selçuklu ordusuna tabi devletler olan, Ermeni ve Gürcü kuvvetleri de bulunmaktadır. Tatavun Noyan ve Toku Noyan komutasında olan İlhanlı ordusu 15-17 bin kişiliktir. Anadolu Selçuklu ordusuna ise Pervâne Muineddin Süleyman komuta etmektedir. Elbistan Muharebesi hemen ertesi gün, 15 Nisan 1277 günü İlhanlı - Anadolu Selçuklu ordularının ağır yenilgisiyle sonuçlanmıştır. Yenilginin ardından Pervâne Muineddin Süleyman kaçmayı başarır. Muharebe sırasında oğlu, torunu, damadının kardeşi, Erzincan, Sivas, Sinop valileri, Sivas subaşısı ile bir kısım Anadolu Selçuklu devlet ricali Memlûk saflarına geçenlerdendir. Onlarla birlikte bir kısım Anadolu Selçuklu askeri dahi Memlûk tarafına geçmiş ya da silahlarını bırakarak teslim olmuştur. Bazı kaynaklarda Anadolu Selçuklu ordusunun savaşmadığı belirtilmektedir. Moğol kayıplarının ise çok ağır olduğu bildirilmektedir, Tatavun Noyan da ölenler arasındadır. Sultan Baybars seferi sona erdirip Anadolu’dan Mısır’a dönerken savaş alanına uğramıştı. Burada Elbistanlı alimlerden savaş alanında kaç Moğol ölüsü saydıklarını sordu, içlerinden biri 6.770 Moğol cesedi saydığını söylemiştir fakat muharebe alanından yakındaki tepelere çekilen Memlûk askerlerinin kendilerini izlemesi üzerine atlarından inerek dövüşen ve cesetleri orada kalan Moğol askerleri bu sayıya dahil değildir. 

Memlûk ordusu Anadolu'da kaldıkları sürece Sultan Baybars'ın emri gereği tüm ihtiyaçlarını parasını ödeyerek satın almışlar, hiçbir şeye el koymamışlardır. 

Sultan Baybars, Anadolu seferine çıkmadan önce Pervâne Muineddin Süleyman olmak üzere Anadolu Selçuklu ricalinden aldığı vaatlerin hiçbirini görememiştir. Onları Kayseri'ye daveti ise oyalama olduğunu anladığı geçiştirmelerle karşılanıyordu. Tüm Anadolu beylerini Kayseri'de birleşmeye davet etmişti ama bazı Türkmen beyleri dışında hiçbiri buna yanaşmamıştı. Üstelik askerlerin erzakı, diğer ihtiyaçları ve hayvan yemi olarak ordunun harcamaları yüksekti. yönünde harekete geçti. Yolda kendisine Pervâne Muineddin Süleyman ve Gıyaseddin Keyhüsrev'in bir elçisi geldi ve Anadolu'dan ayrılmamasının rica edildiğini bildirdi. 

Sultan Baybars,

”… Tatarların istilasından beri onlar meşum (uğursuz, kötü) insanlar olmuşlardır… Bundan sonra ne yardımlaşma ne de bu konuda konuşma olacaktır… Anadolu halkının kanını dökmedik ve malını da yağmalamadık… Tatarlara vermeyi arzu ettiğiniz mallarınıza dokunmak şerefsizliğini göstermedik… ”

cevabını vermiştir. 

Anadolu Selçuklu ümerası ve alimlerinden bazıları aileleriyle birlikte kendi istekleriyle Sultan Baybars'la gelmek istediler. Sultan, Pervâne Muineddin Süleyman'ın oğlu, torunu ve anası, bazı önemli ve zengin emirleri kendi iradeleri dışında yanında götürmüştür. Birkaç Moğol da onunla gelmek istemiştir. 

Sultan Baybars'ın Anadolu Seferi'nde, Anadolu Selçuklu'yu Moğol tahakkümünden kurtarmaktan çok daha önemli stratejik amaçları olduğu ileri sürülür. Anadolu'daki Moğol istilasıyla, Mısır'ın Kıpçak sahası ile ticari bağlantısı kesilmişti. Sultan Baybars, Memluk ordusunun sürekli yenilenmesi gerektiğini, bunun için Kıpçak sahasından düzenli olarak köle akışının sağlanması gereğini çok iyi biliyordu. Baybars bu ticareti deniz yolundan sürdürmek için Altın Ordu Devleti’ne bir temsil heyeti göndermiştir. Fakat bu heyet İlhanlılarla ilişkilerinin bozulmasını hiç istemeyen Bizans imparatoru VIII. Mihail tarafından tutuklanmıştı. Baybars, Moğolları Anadolu’dan atarak kara ulaşımını yeniden açmayı düşünmüştür. 

Dönüşü Şam’a olmuştur. Şam’a ulaşması 10 Haziran 1277 ya da 6 Haziran günüdür, Şam’a dönüşünde hastalanmış, on dört gün sonra, 20 Haziran 1277 tarihinde ölmüştür. 

Yazarın Diğer Yazıları