Osmanlı toplumu içerisinde genelde kabul edilen dört millet (millet-i Erbia) vardı. Bunlar, Müslüman milleti, Rum milleti, Ermeni milleti ve Yahudi milletidir. Müslüman milleti “Millet-i Hâkime” Ermeni milleti ise, “Millet-i Sadıka” olarak isimlendirilmişti.
Selçuklulardan itibaren Türklerle aynı toprakları paylaşan Ermeniler en itibarlı dönemlerini İstanbul’un fethinden sonra yaşadılar. Osmanlı tarihinde Millet-i Sâdıka olarak siyasetten mimariye, musikiden el sanatlarına pek çok alanda silinmez izler bıraktılar. Diğer azınlıklardan Rumlar ve Yahudilere göre Ermenilerin daha ayrıcalıklı ve itibarlı yaşadıkları, biraz da bu yüzden kendilerine “Milllet-i Sâdıka” denildiği malûmdur.
Türk-Ermeni ilişkileriyle ilgili gerçekçi ve olumlu yazıları olan Prof.Dr.Abdülkadir Özcan; “Tarihleri MÖ 6. yüzyıla kadar uzanan Ermeniler Asya kökenli kavimlerden olup ilk zamanlarında eski İran devleti içinde yer almışlardı. Bir süre Büyük İskender’in, sonra da Selevkosların idaresine girdiler. Doğu Roma İmparatorluğu zamanında bu devletin himayesinde yaşayan Ermeniler, Selçuklu Türklerinin Anadolu’ya girmesiyle, 11. yüzyıldan itibaren Türk egemenliğinde varlıklarını sürdürdüler ve en rahat yıllarını yaşadılar. Hatta Haçlı Seferleri esnasında Kilikya’da Anadolu Selçuklularının himayesinde yarı bağımsız bir siyasî topluluk haline bile geldiler.” Demekte ve şöyle sürdürmektedir: “Bu durumda Türk-Ermeni beraberliğinin yaklaşık bin yıllık bir mazisi olduğu söylenebilir. Bunun son 600 yıllık dönemi Osmanlı İmparatorluğu hâkimiyetinde geçmiştir.”
Osmanlı Devleti’nin ilk Padişahları daha çok Balkan fetihleriyle meşgul oldularsa da, I. Murad’dan itibaren Anadolu birliğini kurma girişimlerinde bulundular. Orhan Gazi döneminde Kütahya’daki Ermeni ruhani merkezi Bursa’ya nakledilmiş ve burada cemaat olarak örgütlenmelerine izin verilmiştir.
Ermeniler asıl itibarlı yıllarına İstanbul’un fethinden sonra kavuştular. Bir Bizans tarihçisinin belirttiği üzere Fatih Sultan Mehmed İstanbul’u üç semavî dinin merkezi yapmak istiyordu. Bu amaçla ilk etapta bir süre önce Katolik dünyasıyla birleşen Ortodoksluğu ihya etti ve Gennadios’u Patrik olarak atayarak bütün Ortodoksları ona bağladı. Ardından Yahudi Başhahamlığı’nı da buraya nakletti.
Bursa’da yaşayan bazı Ermeniler ile Piskopos Ovakim’i 1461 yılında İstanbul’a getirterek kendisine Samatya’daki Kevork Surp Kilisesi olarak bilinen Sulu Manastır’ı tahsis etti. Hatta bu yüzden Rumlarla aralarında kanlı mücadeleler yaşandı ve bu kilise zaman zaman Kanlı Kilise olarak anıldı. Fatih’in amacı, bütün Ermenileri Ovakim’e bağlamaktı. Ancak bu düşünce Kanuni Sultan Süleyman döneminde gerçerleşmey başlamıştır. İşte o yıllardan beri Ermeniler “Osmanlı” şemsiyesi altında hiçbir sorun olmadan Türklerle yan yana en güzel asırlarını yaşadılar. Devlet Ermenileri, Katolikleştirme ve Protestanlaştırma faaliyetlerine karşı asırlarca korudu.
Osmanlı askerî ve idarî kadrolarına adam yetiştirmeye yönelik bir uygulama olan devşirme sistemi çerçevesinde toplanan Ermeni gençlerinden vezirlik, hatta veziriazamlık yapan; başta maliye olmak üzere imar, denizcilik, darphane, sağlık ve eğitim hizmetlerinde görev alanların sayısı az değildir. Başta Süleymaniye Külliyesi olmak üzere büyük inşaatlarda usta ve işçi olarak Ermenilerin istihdam edildiği bir gerçektir. Hâsılı iki topluluk her alanda yüzyıllarca birlikte yaşama sanatının ibretlik örneklerini vermişlerdir.
Devlet adamları arasında 4 defa kaptanıderyalık, 2 defa da veziriazamlık yapan Kayserili Halil Paşa’nın ayrı bir yeri vardır. Devşirme olarak alınıp Enderun’da bir süre eğitim gördükten sonra sancak ve eyaletlerde görev yapan Halil Paşa, I. Ahmed ve II. Osman dönemlerinde getirildiği kaptanı deryalıkları sırasında Akdeniz’de korsanlara karşı güvenliği sağladı. Donanmada önemli yenilikler yaptı. Kuzey Afrika’da Cezayir ve Tunus’ta Osmanlı hâkimiyetini güçlendirdi. 1616 yılı sonlarında getirildiği Veziriazamlığı sırasında da denizlerde İspanyol tehdidine karşı donanmayı güçlendirdi ve asıl tehlikenin Venedik değil, İspanya olduğunu fark ederek bu hususta Sultan II. Osman’ı bilgilendirdi.1620’de İtalya’nın Adriyatik kıyısındaki liman şehri Manfredonya’ya baskın düzenleyerek birkaç ay orada kaldı. İkinci sadrazamlığı esnasında II. Osman’ın intikamını almak için ayaklanan Erzurum Beylerbeyi Abaza Mehmed Paşa’nın üzerine gitmekle ve devamında İran seferiyle görevlendirildi. Ancak başarılı olamadı ve IV. Murad tarafından görevinden alındı.
1878 Berlin Antlaşması gereğince, Ermeni vatandaşların yoğun olarak bulunduğu Doğu Anadolu’da ıslahat yapılması gerekiyordu. Buna dayanarak Ermeniler Batılı devletlerin tahrikiyle ayaklanarak katliamlara başladılar, Türkler de karşılık verince, birlikte yaşama kavramı düşmanlığa dönüştü.
Prof. Özcan der ki; “Sözde Ermeni Meselesi’nin mucidi aslında Türkler veya Ermeniler değil, üçüncü şahıslar olmuştur. Özellikle Batılı devletlerin diaspora Ermenilerini kışkırtmaları 1890’lı yıllardan itibaren İmparatorluk Türkiye’sinde derin yaralar açtı. Çok kısa zaman öncesine kadar özellikle II. Abdülhamid döneminde Osmanlı bürokrasisinin her alanında istihdam edilen Ermenilere ne oldu ki, böyle büyük katliamlar yaptılar, hatta bu padişaha bile suikast düzenlediler?”
1915’te gerçekleştirilen tehcir olayının ise Osmanlı Devleti’nin bir iç meselesi, yani zorunlu iskân politikası olarak değerlendirilmesi gerekir. Cumhuriyet döneminde Türk-Ermeni ilişkileri devam etmiştir; hatta İstiklal Harbi’ne katılmış ve madalya almış Ermeniler vardır.
Yüzyıllarca birlikte yaşayan Türkler ve Ermeniler arasında kültürel etkileşimler yaşanmıştı. Ermeni vatandaşlar arasından başta mimarî ve musiki alanlarında olmak üzere çok sayıda sanatkâr yetişmişti. Etnik kökeni tartışmalı olsa da gerçek bir Osmanlı olan Mimar Koca Sinan başta olmak üzere 19. yüzyıla damgasını vuran Balyan ailesinden gelen mimarlar Boğaziçi kıyılarını eserleriyle süslemişlerdi. Hekimoğlu, Nusretiye, Dolmabahçe, Aksaray Pertevniyal Valide Sultan ve Ortaköy camileri ile Dolmabahçe, Çırağan, Beylerbeyi ve Yıldız saraylarının, Beyazıt Yangın Kulesi’nin mimarları Ermeni kökenli Osmanlılar vatandaşlarıdır.
Sosyal hayata paralel olarak Türkçe ve Ermenice arasında da etkileşimler olmuştu. Ayrıca asırlar içinde Ermeni halk musikisi de Türk halk müziğinin bir dalı gibi gelişti. Ermeniler arasından halk ozanları ve âşıklar çıktı. II. Abdülhamid dönemi ve sonrasında, özellikle 1. Dünya Savaşı’nın ardından Ermeni dul ve yetimleri devlet himayesine alındı.
Sonuç olarak yüzyıllara damgasını vuran birlik ve beraberliği son asırlarda yaşanan acı olaylar perdelemiştir. İki millet arasındaki ilişkilere sadece 1878 sonrasından değil, tarihin derinliklerinden, Selçuklu döneminden, uzun Osmanlı asırlarından bakmak gerekir.
***
Osmanlı Ermeniler’inin bir kısmı Afyonkarahisar’da yaşamıştır. Ayrı bir mahallede yaşayan kendilerine özgü hamamı olan, Ermeni Kilisesinde ibadetini yapan bu topluluk, Yunan ordusunun ilimizi işgali ile birlikte, yanlış bir yola girmiş, Türk Ordusunun attığı tokat üzerine şehrimizi terk eden Yunan askerleriyle birlikte, onlar da hem Afyonkarahisar’ı, hem de Türkiye’yi terk etmek mecburiyetinde kalmışlardır.
Tabii bu terk ediş, Türkiye genelinde olmuş, fakat Türkiye’de doğmuş büyümüş, iş-güç sahibi olmuş olan birçok Ermeni, hiçbir yere gitmeyip, Ülkemizde yaşamlarını sürdürmeyi tercih etmişlerdir.
Milli Mücadele sürecinde, Osmanlı Bankası Genel Müdürü olan Berç Keresteciyan, Büyük Atatürk’e, “Paşam, Banka kasaları emrinizdedir” demiş, kurtuluştan sonra, Yüce Önder’in önerisi ile TBMM 4.,5.,6. Ve 7. Dönemlerde, Afyonkarahisar Milletvekili olarak TBMM’nde yer almıştır. Soyadı kanunu çıkınca da bu Berç Efendi, yine Atatürk’ün önerisiyle, “Türker” soyadını almıştır.
Kültür, sanat ve başka alanlarda ünlü olan, Ermeni asıllı öyle kişiler var ki, çoğumuz onların Hristiyan kökenli Ermeni Yurttaşlarımız olduklarını bile bilmiyoruz. İşte örnekler:
Adile Naşit, Asu Maralman, Ayla Erduran, Cem Karaca, Fedon, Mıgırdıç Şellefyan, Necip Naşit Özcan, Rana Cabbar, Selim Naşit Özcan, Hrant Dink, Ara Güler, Hayko Cepkin, Nubar Terziyan, Kenan Pars, Sami Hazinses, Onno Tunç, Sevan Nişanyan, Agop Dilaçar, Etyen Mahçupyan, Pars Tuğlacı, Şınorhk Kalustyan, Vahan Dadrian, Levon Panos Dabağyan, Can Arat, Arto Tunçboyacıyan, Mıgırdiç Margosyan, Rober Hatemo, Kamer Sadık, Nişan Yaubyan, Jak İhmalyan, Vartan İhmalyan, Madam Anahit, Mihran Azaryan, Zaven Biberyan, Anta Toros, Hagop Mıntzuri, Daron Acemoğlu, Matild Manukyan, Ani İpekkaya, Zehra Bilir, Artin Penik, BJK Amigo lideri Alen Markaryan, Aram Andonyan, Cenk Taşkan, Garbis Zakaryan, Toto Karaca, Markar Esayan, Rupen Semerciyan, Varaztad Kazancıyan, Jaklin Çarkçı, Mesrob Naroyan, Nonna Bella, Arman Pandikyan, Ebru Şahin, Danyal Topatan, Ani İpekkaya, Anta Toros, Aram Gülyüz, Vahi Öz, Ayhan Işık, Konyalı Halk Ozanı-Şair Panos Özararat ve bazı siyasetçiler…