Memleketin şurasını burasını yabancılar istila etmişler, Padişah ve şürekasının umurlarında değildi, ama Türk ulusu, bir şeyler yapma heyecanını duyuyor ve yapıyordu…Fatih ve Üsküdar Mitinglerinin ardından 22 Mayıs 1919’da Kadıköy’de bir miting daha tertiplendi. Konuşma yapması için çağrılan Halide Edip (Adıvar)’in mitingle ilgili değerlendirmesi şöyle: “Fırtınalı ve yağmurlu bir gündü. Fakat bu, halkın orada toplanmasına engel olamadı. Ben gene belediye binâsının balkonundan konuştum. Önümde bir şemsiye denizi çalkalanıyordu. Halk üç saate yakın oradan ayrılmadı. Bu miting de Fatih Mitingi’nin hemen tekrârından ibâretti.”
Mitingde, “Asker Saime” nâmıyla bilinen Münevver Saime Hanım, yaptığı konuşmayla adını târihe yazdırdı. Darülfünun’da öğrenci olan Saime Hanım, topluluğu dehşete düşüren şu sözleri haykırdı:
“Yâ Rab! Vatanın felâketi karşısında bir genç kızın feryâdını dinle! Bu ağlayan anneler şehitlerin annesi; bu boynu bükük genç kadınlar fedâkârların genç zevcesi; şu hıçkıran yavrular askerlerin yetimleri değil mi? Ey târihlerinin kara gününü yaşayanlar! Size hitâb ediyorum: Milletler için kara günler olabilir. Milletimizin yok edilebileceğine inananlar aldanacak. Heyecanlarımız, kanlarımız söndürülse bile, göğsümüzde milletten yapılmış bir kalp var ki onda bir düşmanın ne ihtiras, ne korkusu yaşar. Oğlum bana “Ben neyim?” diye ilk sorduğu gün, ona semâlardan haykıran bir melek gibi, “Büyük târihli bir Türk’sün.” diye hitâb edeceğim. Ninnisini söylerken, bugünleri yanık sesle rûhuna serpeceğim. Kundağına, mimarların yaptığı âbideleri işleyeceğim. Masallarda Fatihleri, Yavuzları anlatacağım. Oğlumun kalbine ektiklerim hürriyet çiçekleri olarak açacak, kızıl isyan olarak taşacak. Sulhu ebedî düşünenler, bize indirilecek darbenin aksi sedâsının yarınki insanlığın sükûtunu mutlaka ihlâl edeceğini unutmamalıdır. Bir millet yok edilemez! Efendiler, az söylemek, çok iş görmek zamânı gelmiştir. Ağlamakla kazanılacak hak, gözyaşlarıyla adâlette muvaffak olunmaz. Teşkilâta girişmeliyiz! Müfrezeler tertip etmeli, faaliyette bulunmalıyız!”
Kadıköy Mitingi’nden bir gün sonra 23 Mayıs 1919’da Sultanahmet’te, 200 bin kişinin katıldığı çok daha muhteşem bir miting gerçekleştirildi. Mitinge katılımı artırmak için hazırlanan dâvetiyede şu heyecanlı ifâdelere yer verildi:
“Müslüman! Yedi asırlık bir saltanatın taksim olunduğunu görüyorsun! Şu hicranlı günlerimizde birleşmeye, anlaşmaya her hususta ihtiyâcın var. İşini-gücünü bırak; Cuma namazından sonra Sultanahmet’teki içtimaa koş! Kadın-erkek, çoluk-çocuk orada bulun!”
Mitingde açılan pankartlar üzerinde şunlar yazıyordu: “Müslüman ölmez, öldürülemez!”, “Yaşamak isteriz!”, “Hak isteriz!”, “İzmir Türk’tür, Türk kalacaktır!” O mitingin de bir numaralı değişmez hatibesi Halide Edip idi ve şu târihî sözleri serdetmişti:
“Dâvâmızı ilân ediyorum. Dâvâmız, Türkiye’nin hak ve istiklâlidir. Türkler, Türkiye’nin ebedî hakkına asla dokundurmayacaklar. Kardeşlerim, evlâtlarım, dâvânızdan kaçmayınız. Bugün iki dostunuz vardır: Birisi, kalbi ve mâbetleri bizimle olan Müslüman dünyâsı, birisi zâlimleri yakasından sürükleyecek hak sâhibi büyük milletlerdir. Osmanlı toprağında böyle târihî bir günü belki bir daha idrâk etmeyeceğiz. Olur da bir daha toplanamazsak, içimizde ölenler olursa, Türk’ün istiklâl bayrağıyla mezarı üzerine geliniz.” Halide Edip, mitingin detayları, gözüne çarpan ilginç manzaralarla alâkalı hâtıralarında şu çarpıcı tasvirlere yer veriyor: “Yalnız meydan değil, tâ Ayasofya’ya kadar insan doluydu. Halk o kadar sıkışmıştı ki hareket edemeyecek haldeydi. Kürsüden aşağıya baktığım zaman, önümde bir sakat asker kalabalığı gördüm. Hepsi özenle giyinmişlerdi. İçlerinden bir genç grup kürsünün önünü almış, kalabalığın oraya girmesine engel oluyordu. Türk gençliğinin gözlerinden yaşlar akıyordu.”
Sultanahmet’te ikinci büyük miting 30 Mayıs 1919’da düzenlendi. Öğrenci Şukufe Nihal Hanım’ın konuşması mitinge damgasını vurdu. Türkiye’nin ilk üniversite mezunu kadını onurunu taşıyan Şukufe; “Aziz vatan, beşiğimiz sendin, mezarımız yine sen olacaksın! Belâların sebebi, saldırılar karşısında isyân edilmemesidir.” sözleriyle dinleyenleri galeyâna getirdi. Mitingin en etkili konuşmasını Muallimler Cemiyeti Başkanı Nakiye Hanım yaptı: “Efendiler! Fatih’in, Selim’in, Süleyman’ın mezarını, ecdâdının ebedî âbideleri olan câmileri, türbeleri bırakıp çıkacak içinizde bir erkek var mıdır? Ben tasavvur etmiyorum, çıkmayacaksınız, bırakmayacaksınız. Biz de dâimâ sizinle berâber olacağız.”
13 Ocak 1920 günü Sultanahmet Meydanı’nda “İstanbul Türk’tür ve Türk Kalacaktır” isimli üçüncü bir miting daha düzenlendi. 150 bin kişinin katıldığı mitingde, yine Nakiye Hanım bir hitâbette bulundu.
Ve Münevver Saime (Asker Saime) Hanım
İstanbul Hanımlarından olup, Anadolu’ya geçen ve Mili Mücadele’ye fiilen katılarak savaşan mücahit kadınlarımızdan birisi de “Asker Saime” olarak bilinen Münevver Saime Hanım’dır. Saime Hanım,15 Mayıs 1919’da İzmir’in işgali nedeniyle Kadıköy Belediye Dairesi önünde gerçekleştirilen mitingde konuşmuş, bu miting sonrası İtilaf Devletleri’nin baskısıyla tutuklanmıştır. Münevver Hanım bu olaydan sonra Anadolu’ya geçmiş ve Milli Mücadele’ye katılmıştır. İstiklâl Madalyası aldığı için de “Asker Saime” olarak anılmaya başlayan Münevver Saime Hanım daha sonra edebiyat öğretmenliği yapmıştır. 1 Haziran 1951 tarihinde vefat etmiş olan Saime Hanım hakkında Fevziye Abdullah Tansel, okulun edebiyat öğretmeni olan Saime Hanım hakkında şunları söylemiştir:
“İstanbul Kız Lisesi’nin orta ve lise sınıflarında öğrenciliğim sırasında, 1927-1932’de, (Saime Hanım) yanılmıyorsam Türkçe dersi okutuyordu. Benim hocam değildi. Adının Münevver olduğunu bilmiyorduk. Asker Saime denildiği için ilgilenirdik. Epeyi iri yarı, kumral, allıksız pudrasız, daima kısa topuklu iskarpin ve kostüm giyen, belki askerlikten kalma bir alışkanlık olarak ceketinin beline geniş bir kemer takan, saygıdeğer ve sevimli bir hanımefendi idi.”
Evet, asıl adı Münevver Saime olan Asker Saime, Kurtuluş Savaşı'na katılan Türk kadın milislerdendir. Anadolu'ya geçmiş, Garp Cephesi'nde bizzat silah kuşanarak çatışmalara katılmış ve yaralanmıştır. Kurtuluş Savaşı'ndan sonra İstanbul'da edebiyat öğretmenliği yapan Saime Hanım, cephede çarpışan bir milis olduğu gibi,aynı zamanda kritik görevler üstlenen bir istihbaratçıdır.
Yedek Subay olan eşi Münir Bey ile birlikte Ankara hükümeti tarafından Yozgat'taki iç isyanı bastırmakla görevlendirilen askeri kıtanın içinde yer almış ve operasyona fiilen katılmıştır. İzmit bölgesindeki tehlikeli bir askeri görev esnasında ateş hattında kalarak yaralanmış, ancak görevini bırakmayarak gizlice tamamlamıştır. Mondros Mütarekesi sonrası İstanbul'da kurulan gizli direniş cemiyetlerine katılarak işgal kuvvetlerinin faaliyetlerini takibe almış; Ankara hükümetinin talimatıyla İstanbul ve Ankara arasında gizli kuryelik yapmış; stratejik askeri bilgileri, belgeleri ve mesajları iki merkez arasında güvenle taşımıştır. İşgal altındaki İstanbul'a gizli kimlikle dönerek askeri istihbarat toplama ve işgal kuvvetlerinin planlarını Ankara'ya raporlama görevlerini üstlenmiştir.
Gösterdiği bu üstün başarılar neticesinde kendisine İstiklal Madalyası verilmiş ve halk arasında efsaneleşerek "Asker Saime" ünvanını kazanmıştır.