Osmanlı istihbaratı, Devletin topraklarının korunması için büyük çaba harcıyordu. Ama İngilizler ve Avrupa’daki kimi ülkeler, Osmanlı’yı bitirmek için ellerinden geleni arkalarına koymuyorlardı. Sadece Türkler değil aynı zamanda Almanlar da aynı bölgeye ajanlar göndererek halkı İngilizlere karşı gelmeye teşvik ediyordu. Hatta bazen iki ülke ortak ekipler oluşturarak bölgeye gidip ortak istihbarat çalışması yürütüyordu.
Ancak Doğu Afrika'daki ve denizlerdeki İtilaf Devletleri'nin hakimiyeti bu çalışmaları hayli zorlaştırıyordu. Bu ekiplerden biri de Abdülkerim Paşa takma adıyla da bilinen Alman Prof. Dr. Leo Frobenius'un öncülük ettiği heyetti.
2 Aralık 1914'te İstanbul'dan yola çıkan bu heyet farklı güzergahlardan sonra Kızıldeniz'de bir tekne ile seyahat ederken Fransızlar tarafından durdurulmuş, yapılan aramalar sırasında Almanlar ve İtalyan felsefeci Passarge, hayvan postlarıyla hurma yığınları altında gizlenmişlerdi.
Teknede bulunan Kuzey Afrikalıların soğukkanlılıklarını koruyarak kendilerinin Mekke'ye hacca giden Faslılar olduğuna inandırmalarıyla Fransızlar yola devam etmelerine izin verdi.
Sudan'a sızmayı başaran heyetle birlikte faaliyet gösterenlerden biri de Libyalı Teğmen Abdülcelil Efendi'ydi. O Sudan'a gönderilen Teşkilat-ı Mahsusa ajanlarından biriydi. Sudan'ın Kızıldeniz sahilleri boyunca Osmanlı devletinin İtilaf Devletleri'ne karşı ilan ettiği cihat kararını duyurarak, Müslümanları İngilizlere karşı ayaklanmaya teşvik etmekle görevliydi.
Propaganda bildirilerini bütün meydanlara ve camilere astırmış, halk arasında etki yaratmış, Hartum ve Port Sudan arasında bulunan önemli bir ticaret merkezi olan Kassala'da ciddi bir ayaklanma çıkmıştı.İngilizler, bunun üzerine Kassala'daki şeyhe rüşvet vererek onu sakinleştirici açıklamalar yapmaya yöneltmiş, böylece isyanı durdurmuşlardı. Sudan'daki örtülü faaliyetlerle ilgili İstanbul'a rapor gönderen Abdülcelil, ülkedeki Müslümanların Türkler ve Almanlardan memnun olduğunu söylemişti.
Abdülcelil ve ekibi Sudan'da faaliyet gösterirken yine onlara bağlı olan Cezayirli Emir Muhammed Said de Eritre'de eş zamanlı Pan-İslamist propaganda yapmaktaydı. Ancak bir süre sonra Şam'a dönecektir. Bu arada bölgeye gönderilen ortak heyette yer alan Türk ve Almanlar arasında ciddi anlaşmazlıklar da çıkmış, istenilen sonuçların elde edilememesi heyete komuta eden Alman profesör Frobenius'ün zayıf liderliğine bağlanmıştı.
İstihbari çalışmaların ardından Teğmen Abdülcelil, Hüseyin Bey'den oluşan 16 kişilik Teşkilat-ı Mahsusa ekibi de 1915 yılının içerisinde küçük bir yelkenli ile önce Yemen'e oradan da yine bu ülkede bulunan Osmanlı güçlerinin merkezlerinden Konfuda Limanı'na ulaşmayı başardı.
Kayıtlardan Abdülcelil Bey ve ekibinin Kızıldeniz'i geçmekte kullandığı yelkenli geminin ücretinin de 19 Temmuz 1915'te Medine'de ödendiği, ekibin biriken maaşlarını da ancak burada aldıkları anlaşılmaktadır.
Türk-Alman çalışmalarının devamlılığının sağlanamamasındaki en büyük nedenin ise lazım olan paraların gönderilememesi olduğu da o dönem de kayıtlarda belirtilmiştir.
Teşkilat-ı Mahsusa'nın Sudan'daki faaliyetlerinin merkezinde Darfur Sultanı Ali Dinar'ın Osmanlı saffına çekilerek İngilizlere karşı savaş ilan etmesinin sağlanması olmuş, bu konuda da başarı sağlanmıştı. Yine Libya'daki Senusiler aracılığıyla Mısır'ın batısındaki bazı İngiliz hedeflerine saldırılar düzenlenmişti.
Darfur'a ilk ulaşan Teşkilat-ı Mahsusa ajanı Hasan Arif Bey oldu.Nisan 1915 gibi Darfur'a gelen Arif Bey, Darfur Ordusu'nu denetledi. Yine Darfur'a gelen Giritli Hüseyin Bey ile Gheis Bey de Sultan Ali Dinar ile İstanbul'un haberleşmesinde önemli rol oynuyordu. Bu kişiler Sultan Ali Dinar'dan aldıkları mektupları bugünkü Libya sınırları içinde kalan Kurfa'ya götürüyorlar, oradan mektuplar İstanbul'a ulaştırılıyordu. Ancak zor şartlarda bu haberleşme bazen kesintiye uğruyordu.
Kurmay Binbaşı Mehmed Tarık Bey de Darfur'a ulaşmayı başaran teşkilat mensubu subaylardan biriydi. Büyük Sahra çölünde 3-4 bin km'lik bir yolculuktan sonra 1916 yılı içerisinde Darfur'a ulan Tarık Bey bu başarısından dolayı yüzbaşılıktan binbaşılığa terfi etti.
Darfur Sultanı'nın Osmanlı lehine ayaklanması üzerine 12 Mart 1916'da İngilizlerce buraya başlatılan harekata büyük direniş gösteren Sultan Ali Dinar'ın 6 Kasım'daki şehadetine kadar sürdü.
Mesafenin uzaklığı, zorlu coğrafi koşullar, irtibatın düşman bölgelerden geçilerek yapılması gibi nedenlerle Ali Dinar'a gönderilen yardımlar yeterli olmamıştı.
Teşkilatı Mahsusa'nın Etiyopya ve Somali'deki faaliyetleri daha çok Osmanlı'nın Etiyopya konsolosu olan aynı zamanda bir teşkilat mensubu olan Ahmet Mazhar Bey üzerinden olmuştu. Habeş İmparatoru Iyasu ile hayli yakın ilişki kuran Ahmet Mazhar Bey, onu Osmanlı ve Almanların yanında saf tutması noktasında hayli etkilemişti. Bu gizli faaliyetlerini imkan oldukça İstanbul ile paylaşmış, gelen emirleri yerine getirmeye çalışmıştı.
Osmanlı'dan ve Almanlardan yardım geleceğine inanan Iyasu'nun siyasetinden rahatsız olan İtilaf Devletleri kendisine karşı bir darbe düzenlemiş, uzun savaşların ardından Iyasu yenilmiş, tahtı kaybetmişti.
Yine Somali'de İngiliz karşıtı Dervişler adlı hareket ile temas kurmayı başaran Mazhar Bey onları da harekete geçmeye teşvik etmişse de yine yetersiz yardım, düşmanın olanaklarının daha güçlü olması Dervişler hareketinin başarısız kalmasına neden olmuştu.
Savaş süresince Hasib el-İdlibi de Osmanlı adına Etiyopya'da faaliyet gösteren ajanlardan biriydi Savaşın kaybedilmesi ile İstanbul ile bağlantısını kaybeden Mazhar Bey, bir süre İtilaf Devleti yanlısı yeni hükümete karşı Hararlı Müslümanlarca himaye edilmiş ardından 1919'da Cubuti'ye gitmişti.
13 Ocak 1920'de Cubuti'de vefat eden Mazhar Bey'in oğlu Yusuf Mazhar Bey de bir asker olarak 1. Dünya Savaşı'nda Atatürk'ün mahiyetindeki subaylardan biriydi. O da babasının yolundan gitmişti. Milli Mücadele sırasında "Karakol Cemiyeti" adlı istihbarat yapılanmasında "Bürhan 36" bünyesinde rumuzuyla çalışarak İngiliz işbirlikçisi Sarı Molla'nın ajan Rahip Frew'e gönderdiği mektupları ele geçirmişti.
Cubuti'de ölen babası Mazhar Bey'in mezarı bilinmemekle birlikte yıllar sonra 2015'te Cumhurbaşkanlığı'ndan yapılan açıklamada bu ülkede kendisi için bir anıt dikileceği duyurulmuştu.
Teşkilat-ı Mahsusa'nın o günkü imkanlar ölçüsünde sonuç alınamasa bile Doğu Afrika'da çabaladığı bilinmektedir. Tüm bu konularda Tarihçi Tuğrul Oğuzhan Yılmaz, Teşkilatın bölgede savaş boyunca ciddi çabalar gösterdiğini kaydederek, sonuca ulaşmamasıyla ilgili şunları söyledi:
Söz konusu çabaların kesin sonuca ulaşamamasının temel sebeplerinden biri ise öncelikli olarak imkansızlıklar. Bir kere Osmanlı Devleti savaşın kilit ülkelerinden biri olarak kabul görüyor. Aynı zamanda savaşın tarafları arasında en çok cephede savaşan devlet. Kaldı ki Doğu Afrika'da bir Osmanlı hakimiyet ve idaresinden söz edemeyeceğimiz gibi burası coğrafi açıdan da merkeze çok uzak bir bölge. Dolayısıyla lojistik ve ikmal sorunları buradaki faaliyetleri doğrudan etkiliyor. Ayrıca şunu belirtmek gerekir ki burada kazanılacak başarılar savaşın genel seyrini değiştirmeye yetmeyecekti. Çünkü Birinci Dünya Savaşı'nın Avrupa merkezli bir savaş olması sebebiyle Osmanlı Devleti açısından kesin sonuca ulaşabilmek için Avrupa'daki müttefiklerimizin İtilaf Devletleri'ne ağır bir darbe vurmaları şarttı. Osmanlı Devleti savaş boyunca tıpkı Doğu Afrika'da da olduğu gibi bütün cephelerde üzerine düşeni fazlasıyla yaptıysa da Almanya, Avusturya-Macaristan ve Bulgaristan, kesin sonuca ulaşabilmek için İtilaf Devletlerine ağır bir darbe indiremedi.
Yılmaz, devamla; "Belki iddialı olacak ama ilerleyen yıllarda burada kurulacak bağımsız devletlerin de bir bakıma temeli atıldı. Bunu Teşkilat-ı Mahsusa'nın temas halinde olduğu kişilerin kendi ülkelerinin milli kahramanları olmasından hareketle ifade etmemiz mümkün" diye konuştu.
"Peki sizi en çok hangi karakter etkiledi?" sorusuna şu cevabı verdi:
Ama en çok etkilendiğim ismi sorarsanız kesinlikle Mazhar Bey diyebilirim. Savaş yıllarında Osmanlı Devleti'nin Habeşistan'daki Başşehbenderliği görevini yürüten Mazhar Bey bir kere çok iyi bir eğitim almış. Sıkı bir ittihatçı ve tam bir görev adamı. Hiç şüphesiz Osmanlı'nın son idealist kuşağının neredeyse tamamı zaten Mazhar Bey gibi fedakar ve vatansever. Mazhar Bey savaş boyunca çok büyük mücadeleler veriyor. Bir kere keskin zekasının yanı sıra olayları analiz edebilme yeteneği ve adımlarını hesaplayarak hareket etmesi çok yerinde tespitler yapmasını ve kararlar almasını sağlamış. Zaten yazışmalarında da bunu görebiliyoruz. Yani günümüzde dahi Mazhar gibi diplomatlara ihtiyacımız olduğunu ifade edebilirim. En çok üzüldüğüm nokta ise bugün neredeyse hemen hiç kimse tarafından hatırlanmaması. Adamcağızın mezarı dahi kayıp. Zaten Mithat Cemal Kuntay demiyor mu 'Kabrin, o da yok, varsa, kırık bir taşı yoktur; naaşın gibidir, gövdesi yoktur, başı yoktur' diye. Mazhar Bey de böyle bir kahraman işte. Oğlu Yusuf Mazhar Bey de babasının izinden gitmiş. Atatürk'ün emrinde refakat subayı olarak görev yaptıktan sonra Milli Mücadele sırasında Karakol Cemiyeti için çalışmış. Daha başka etkilendiğim birçok karakter de var tabi: Sudanlı Kurmay Binbaşı Mehmed Tarık Bey, Sudanlı Binbaşı Abdullah Almas, Trablusgarplı Teğmen Abdülcelil, Suriyeli Hasib el-Idlibi, Harar Valisi Somalili Abdullah Ali Sadık Paşa gibi isimler bunlardan bazıları olarak sıralayabilirim.
Yazarın Diğer Yazıları
Osmanlı Habeşistan Başşehbenderi-Diplomat Ahmet Mazhar Bey
17 Eylül 2026 01:10Azerbaycan’ın İlk Kadın Halk Şairi Mirvarid Dilbazi
16 Eylül 2026 01:10Çağdaş Türk Müziğinin Büyük Ustası K u b a t
15 Eylül 2026 01:1010. Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer (85.Yaşını Kutlarken)
14 Eylül 2026 01:12Hafızlıktan Kuvâ-Yı Milliyeye Bir Kahraman Köpekçi Nuri Efe
12 Eylül 2026 01:06