Bugün Sırbistan ve Karadağ’ın arasında bölüşülmüş olan Sancak, Osmanlı İmparatorluğu’nun özerk bölgelerinden biridir. Çünkü burada yaşayan insanlar, Müslüman Türkler’dir. Nitekim, Balkan bozgunundan başlayarak, bu güne kadar Sancak Türkleri’nin, Anavatan olarak gördükleri Türkiye’ye göçler olagelmiştir. Bu özerk bölgenin yüzölçümü 8687 kilometrekare olup, nüfusu bir milyon civarındadır. Sırbistan yakasından kalan Başkent Yeni Pazar (Novi Pazar)’ın yanısıra şu önemli kentler Sancak sınırları içerisindedirr: Sjenica, Tutin, Prijepolye, Nova Varoş, Priboj, Pljevlja (Taşlıca), Plav, Bijelo Polje (Akova), İvangrad (Berane) ve Rojaşe. Nüfusunun % 85’i Müslüman Türk olup, ötekiler Sırp, Hırvat, Arnavut, Çingene vb.’dır.
Sancak Türk’tür
Dağılan eski Yugoslavya’nın hakim zümresini oluşturan Sırplar, öteki Müslüman Türkler’e uygulamış olduğu baskıyı Sancak Türkleri’ne de uygulamış, burada yaşayan Müslümanlar’ın , Osmanlı döneminde zorla Müslümanlaştırıldıklarını yalanını söylemiştir. Halbuki Sancak Türkleri’nin bir kısmı, Osmanlı’dan çok önce Balkanlar’a yerleşmiş olan Peçenek ve Kuman-Kıpçaklar’ın devamıdırlar. Bunlar zaman içerisinde dillerini kaybedip, Sırpça konuşmuşlardır. Ama soylarını unutmamışlar, aynı soydan olan Osmanlılar bölgeye gelince, kendi arzuları ile İslamiyeti kabul etmişlerdir. Şimdi ise, Balkanlar’da, milliyetçilik duyguları ön plana geçtiğinden, Sancak Türkleri de göğüslerini gere gere “biz Türk’üz” diyebilmektedir.Tıpkı, Makedonya’daki Torbeş Türkleri gibi… Ne var ki, dünyanın bu halisane duygulara karşı duyarsız oluşu, Sırplar’ı yüreklendirmekte, Sancak Türkleri üzerinde baskı kurmalarına yol açılmaktadır. Kuşkusuz Türkler’in bu bölgeye gelmelerinden önce, burada başka milletler de yaşamışlardır ve asırlarca aynı yerde yaşayan topluluklar arasında soysal karışmalar meydana gelmiştir. O takdirde verilecek kararda, insanların kendilerini ne hissettikleri rol oynamalıdır. En iyisi, tartışılan bölgelerde referandum yapılmalıdır ki, Sancak’ta bu yapılmıştır.
Tarihe Bir Bakalım!
Osmanlı Devleti Balkanlar’ı işgal ettikten sonra, idari yapılanma sırasında söz konusu Sancak Bölgesi, müstakil bir sancak olarak devlete bağlanmıştır. Zira Sancak’ın stratejik önemi büyüktür. Viyana’yı da imparatorluğun sınırları içerisine almayı hedefleyen ecdadımız, bu hedefine ulaşmak için Sancak’ı çok önemli mekân olarak görmüş ve değerlendirmiştir. Nitekim 17.Yüzyılın sonuna gelindiğinde Sancak’a özerklik verilmiş, bugünkü deyimle Sancak, Özerk bir devlet olarak, Osmanlı Devleti haritasında yer almıştır. Bosna-Hersek’ten de önce fethedilen Sancak, böylelikle Avrupa yolu üzerinde, Osmanlı’nın önemli bir üs’sü haline gelmiştir. O dönemde Yeni Pazar veya Yeni Pazar Sancağı olarak adlandırılan bölgeye Karaman ve Konya dolaylarından getirilen cengaverler yerleştirilmiştir. İşte bugün Sancak’ta yaşayanlar Orta Asya kökenli Kıpçak Türkleri ile, Anadolu’dan getirilen Oğuz Türkleri’nin soyundan gelen insanlardır. Ve bunların ne Sırp’lık ile ve ne de bir inanç sistemi olan Bogomil’lik ile ilgileri yoktur. Ne yazık ki, Türkiye’de bile, bu tarihi gerçeklerden bi-haber insanlar mevcuttur ve kimi yabancılar gibi, bunlar da bilerek veya bilmeyerek tarihi gerçekleri saptırmaktadır!…
Sancak Türkleri, öylesine Türk’türler ki, Balkan bozgununu müteakip, Osmanlı’nın Balkanlar’dan çekilmelerinden sonra dahi, Sırplar’a karşı uzun süre savaşmışlardır. Daha sonra Bosnalı Türkler (Boşnaklar) ile aynı devletin sınırları içerisinde ve birlikte yaşadıkları için, onlara da Boşnak denilmiştir. Fakat Boşnaklar ile Sancak Türkleri’nin çıkış noktaları ve bölgeye yerleşmeleri farklıdır. Hatta açıkça söylemek gerekirse, Sancak Türkleri Evlad-ı Fatihan’dır.
Sancak, Osmanlı Devleti’nin 2 Şubat 1877 Tarihli kararına göre bağımsız bir eyalet olmuştur. 14 Haziran 1878 Tarihinde toplanan Uluslar arası Berlin Kongresi’nde Sancak’ın statüsü de gündeme gelmiş ve bu bölgenin, Osmanlı devleti’ne bağlı bir eyalet olduğu kabul edilmiş, yani tanınmıştır. Böylelikle Sancak, Bosna-Hersek, Sırbistan ve Karadağ gibi, bağımsız bir eyalet statüsüne kavuşmuştur. Sancak bununla da yetinmeyip, 21 Nisan 1879 Tarihli İstanbul Anlaşması ile Osmanlı İmparatorluğu’nun sınırları dışında, ayrı bir devlet olma hakkını elde etmiştir. Kuşkusuz, Osmanlı devleti’nin, Sancak’a böylesine ileri seviyede bir bağımsızlık vermesinin büyük anlamı ve önemi vardır. Sancak’ı bu statü ile yönetilmesi, 1912-1913 Yıllarında, etrafının Sırbistan ve Karadağ ile kuşatılmasına kadar devam etmiştir. Çünkü bu tarihten itibaren Karadağ-Sırbistan ittifakının Sancak’a yönelik saldırıları başlamıştır. Zira daha 1876’da bu iki millet, Sancık’ı kendi aralarında paylaşmak için gizli bir ittifak yapmışlardır.
Saldırılar, Katliamlar ve Sancak’ın İşgali
1913 Yılında yapılan Belgrad Anlaşması ile Sancak, Sırbistan ve Karadağ arasında paylaşıldı. 1917’de Sjenica’da toplanan Türkler, Sancak’ın bağımsızlığı için mücadele etme kararı aldılar. 1918 Yılında tutuklanan liderlerin hepsi hapsedildi. Sonra Yugoslavya kuruldu. Ama Türkler’le meskûn olan bölgenin durumunda bir değişiklik olmadı. Aksine sürekli baskı altında tutulan bir bölge oldu ve her alanda geride kalmasına özen gösterildi.
1938 Yılında Yugoslavya Krallığı, Türkiye Cumhuriyeti ile anlaşarak, Sancak’tan 40 bin kişinin Türkiye’ye göç etmesine izin verildi. Bu büyük bir hataydı. Çünkü o tarihten başlayarak göçler devam etti ve bir anlamda balkanlar boşaltıldı!…Parçalanan ailelerin birleştirilmeleri tezi ile bir göçü, öteki göçler izledi…
20 Kasım 1943 tarihinde Plevlja kentinde Türkler “Sancak Antifaşist Milli Meclisi” kurdular. Bu meclis, İkinci Dünya savaşı sonrasında kurulacak yeni Yugoslavya içerisinde yeniden özerk bir statü elde etmeyi amaçlıyordu. Nitekim savaş sırasında Türkler. Kendi özel ve idari birimlerini de oluşturdular. Ancak, faşist Almanlar’a karşı savaştıklarını söyleyen Sırplar 29 Mart 1945’de Sancak’a saldırdılar ve ülke bir kez daha Sırbistan’la Karadağ arasında paylaşıldı. Ne yazık ki bu saldırılar sırasında 15000 Sancaklı Müslüman Türk şehit edildi. Bu arada çok sayıda Türk, Bosna-Hersek, Kosova ve Makedonya’ya göç etti. 1954 Yılında komünist Yugoslavya’nın, faşist lideri Rankoviç’in baskıları sebebiyle 16000 Türk, Türkiye’ye göç etti. Bu Rankoviç adlı zalim diktatör zamanında, Türkiye’ye en kalabalık göçler yaşandı. Sancaklı kardeşlerimizin ifade ettiklerine göre şu anda Türkiye’de bir milyondan fazla Sancaklı Türk yaşamaktadır. Makedonya Cumhuriyeti’nde ise, 29 köyün nüfusları tamamen Sancak Türkleri’nden oluşmaktadır.
Bugün Durum
1991 Yılında başlayan, Yugoslavya’nın dağılma süreci, bu ülkede yaşayan bütün Müslüman Türkler’in hayatını tehdit etmektedir. Felaket önce Bosnalı Müslümanlar üzerine yoğunlaşmış; bundan sonra sıra Sancak ve Kosova’ya gelmiştir. Bütün Müslümanlar, birlikte hareket etmedikleri, İslam Dünyası tarafından da desteklenmedikleri için, Sırplar Türk kökenli Müslüman topluluklarla ayrı ayrı hesaplaşmayı yeğlemişlerdir. İslam ülkeleri duyarsızdır; çünkü biliyorlar ki Boşnaklar da Sancaklılar da Türk’tür ve kurulacak devletler de birer Türk devleti olacaktır. Öyleyse Sırplar istediklerini yapsınlar!…Sadece Türkiye kalmaktadır; Türkiye ise, bir yandan Orta Asya Türk Devletleri, bir yandan Azerbaycan, Kafkasya, Afganistan, İran, Irak; öte yandan Balkanlar ve Rumeli’de elinden geldiğini yapabilme çabası içerisindedir. Bütün sorunlarına tek başına yetebilecek bir Türkiye’yi ise, hiçbir ülke istememekte ve bu nedenle de içeride kargaşa çıkarmaktadırlar!…
Sancak Müslüman Milli Meclisi
Kişinin kendi kaderini tayin etme, karar verme ve seçme konusundaki vazgeçilmez haklarından hareketle; başka milletlerle barış, hoşgörü ve işbirliği politikasını izleyerek ve de sancak Müslümanlarının egemenliğinin ve birey ve toplum haklarının korunması amacıyla, Sancak Müslüman milli Meclisi (SMMM) oluşturulmuştur. Esasen geçmişte de var olan bu Meclis 11 Ocak 1992 Tarihinde toplanarak, toplumun haklarını korumak gayesiyle “Sancak Özyönetimi”nin kurulmasını kararlaştırmıştır. Bu arada Yeni Yugoslavya’nın yaptığı seçimler, Sancak’ta boykot edilmiştir. Çünkü bu seçimler, eski Yugoslavya döneminde verilen bütün hakları ortadan kaldırmıştır. SMMM, daha sonra yapılacak olan bütün seçimleri de, hakları verilinceye kadar boykot edeceğini ilan etmiştir.
26-28 Ağustos 1992 Tarihinde Londra’da düzenlenen Yugoslavya barış Konferansı’na SMMM Hey’eti de davet edilmiş, heyet bu konferansa Sancak Özyönetimi kararını da sunarak, onaylanmasını istemiştir. Sancak Özyönetimi, barış Konferansı’nın Cenevre’deki 16-17 Eylül 1992 Tarihli toplantısında SMMM ve barış Konferansı’nın temsilcileri arasında cereyan eden müzakerenin esasını teşkil etmiştir. Bu konuya ilişkin görüşmelerin devamı, SMMM Hey’eti ile Barış Konferansı’nın eşbaşkanları Cyrus Vance ve Lord David Owen, ayrıca Milliyetler Grup Başkanı Gert Arens ve yeni tayin edilen Cenevre Konferansı Sancak Grup Başkanı Marcel Rey arasında 18-19 Kasım 1992 Tarihlerinde Cenevre’de yapılmıştır. Bu görüşmelerde, ilerideki görüşmelere esas teşkil edebilecek bir sancak Özyönetimi konusunda, SMMM hukuki ve somut bir tutum ortaya koymasına karar verilmiştir. Bu mutabakata dayanarak ve kamuoyu önündeki açık tartışmalardan sonra, SMMM’nin uzmanlar hey’eti, Sancak’ta uygulanacak Özyönetim ile ilgili muhtıranın hazırlığına başlamış ve ortaya konan metin SMMM’nin şu hususları göz önünde bulundurduğu açıklanmıştır:
– Sancak Müslüman halkı ile ilgili konunun adil ve barışçı bir şekilde çözümlenmesinin önemi.
– Avrupa’nın bu bölgesinde kalıcı barış ve güvenliğin yerleşmesi için katkıda bulunmanın önemi.
– Eski Yugoslavya’dan artakalan topraklarda genel demokratikleşmeye etkili katkıda bulunmanın önemi. Esasen bu husus, YSFC’nin uluslar arası alanda tanınması ve ambargonun kaldırılması yönünde ana şartlardan olup, bunun gerçekleştirilmesi ile de Sancak bu bölgedeki barış ve istikrarın önemli bir unsuru haline gelmiş olacaktır.
Uluslar arası Güvence
Eski Yugoslavya’ya ilişkin Uluslar arası Konferans ve onun halefleri, Özyönetim gerçekleşmesi için her türlü uluslar arası güvenceleri sağlamakla yükümlüdürler. Bu Konferans, Sancak için özel bir komite kuracak, Özel komite çoğunluğu oluşturan Konferans temsilcilerinin yanı sıra Yugoslavya, Bosna-Hersek Cumhuriyeti ve Sancak milli Meclesi’nin temsilcilerinden oluşacaktır. Özel Komite, bu muhtıranın hayata geçirilmesinden sorumlu olup, bu yolda her türlü çalışmayı yapacaktır. Komite ayrıca anlaşmazlık halinde sorunları da çözecek ve başka ülkelerle ilişkileri yürütecektir. Bunlardan başka, insan haklarına ilişkin gözlemciler heyeti kurulacak, bu gözlemciler Sancak’ın her yerine yerleşecekler, insan hak ve hukukunu denetleyeceklerdir.
Mücadele Sürecek
Bütün bu gelişmeler yaşanırken, Sırbistan Karadağ ittifakı bozulmuş; böylelikle Sancak bölgesinin bir kısmı Karadağ Cumhuriyeti sınırları içerisinde kalmıştır. Kuşkusuz bu durumda Sancak, ikiye bölünmüştür. 1991 Yılında kurulan SMMM örgütü Sırbistan Sancak’ında kalırken; Karadağ’da kalan bölümündeki Müslüman Türkler, “Demokratik Eylem Partisi” adıyla örgütlendiler. Fakat Bosna-Hersek’in siyasi platformlarda olduğu gibi, askeri cephede de başarılı olmasıyla birlikte Sırplar ve Karadağlı’lar, sancak Türkleri’ne baskı yapmaya, yapılan anlaşmaları da kaale almamaya başladılar! Nitekim Sancak Müslümanlarının liderleri, tutuklanarak hapsedilmişlerdir. Böylelikle kağıt üzerinde kalan özyönetim de büyük ölçüde kısıtlanmıştır.
Bu arada Türkiye’ye, Sancak’a çok yönlü destek vermektedir. 1000’den fazla öğrenci gelmiş, bunlar önce TÖMER vasıtasiyle Türkçe eğitimine tabi tutulmuş, sonra YÖK aracılığı ile okullara yerleştirilmişlerdir. Başarı düzeyi yüksek olan bu öğrenciler bulundukları yerlerde olumlu faaliyetlerde bulunmaktadır. Konya’daki öğrenciler “Behar”, Trabzon’dakiler “Zetra” adlı birer dergi yayınını başlatmışlardır. Ankara’daki öğrencilerin de “Studentski Glas Sandzaka” (Sancak Öğrencilerinin Sesi) adlı bir bültenleri yayımlanmıştır.
Ben bu küçük, ama çok güzel Türk yurdunun Sırbistan yakasını da, Karadağ yakasını da gezip gördüm. Diyebilirim ki; Sancak Türkleri, dünyadaki bütün İslam toplulukları ile mukayese edildiğinde en etkili biçimde İslamı yaşayan topluluk olarak görülüyordu. Bu insanlar bugün olduğu gibi, bundan sonra da İslamiyetin yanı sıra, Türklüğü de yaşayacaklardır.