Türk Milletinin Anadolu’yu yurt edinme tarihini Alparslan’ın Malazgirt Zaferi ile özdeşterilmesinin yanlış olduğu, çok daha önce Anadolu’ya gelen ve hatta Anadolu’da bir Krallık kurmuş olan Türkler’in de var olduğu, yapılan araştırmalarla ortaya çıkarılmaktadır. Örneğin Türk adı ile Anadolu’da binlerce yıl önce Turukku adıyla bir Türk Krallığının kurulmuş olduğu gerçeği vardır.
Turukki Devletinin kuruluş tahmini bilinmemekle birlikte tahmini olarak kuruluş yılının MÖ 2250 olduğu düşünülmektedir. Bazı kaynaklar ise MÖ 3. binyılın 2. çeyreğinde MÖ 2500’de kurulduğunu söyler.
Turukkular Eski Süryani İmparatorluğu için büyük bir tehdit idi. Özellikle I.Şamşi-Ahad (MÖ 1813-1782) ve oğlu İşme-Dagan (MÖ 1871-1850) döneminde tehdidin dozu daha çok yüksekti. Turukkular, Ahazum devleti ile müttefikti ve Yasmah-Ahad'ın yazdığı bir mektupta İkallum'da İşme-Dagan ile savaşmak için oraya toplandılar.
Turukkiler, tarihçi Peter Plafziner'e göre MÖ 1769 ya da MÖ 1768'de Hurri yönetimi altındaki Mardaman şehrini yağmalamışlardı. Babiller'in Turukkileri mağlûp edişinin 37. yılı Hammurabi tarafından yaklaşık MÖ 1773'te kutlandı.
Turukkular'ın yayılım alanının Dicle'nin doğu sınırındaki “Kalah, Ninive, Kavilhum ve Ninet” gibi şehirlerin içinde bulunduğu bölge olduğu belirtilmiştir. Diğer bir ifadeyle, Turukkuların yayılım alanı, Ninive (Ninova)’nin doğu sınırından başlayıp, güneyde Dicle Nehri’nin yataklarına kadar genişlemektedir. Buna karşın Şemşara tabletlerinden edinilen bilgilere göre ise, Turukkularla bağlantılı olan çok sayıda krallık ve şehir tam olarak Raniya Ovası’nın kuzey ve kuzeydoğusundaki küçük dağlık alana lokalize edilememektedir. Ancak Şemşara arşivinde adları geçen bu şehirlerin ve krallıkların Turukkularla ilişkilerini yok saymak da mümkün değildir. Nitekim Turukkularla ilişkilendirilen Kunşum (Itabalhum), Aliae, Ardamekum, Ilalae, Saşharşum ve Zukula gibi şehirler ile Zutlum Kusanar(h)um, Şudamelum krallıkları Itabalhum krallığıyla yakın ilişkiler içerisinde bulunmuşlardır.
MÖ 1. 1000 yılın başlarında aynı bölge için Turukkum, Turukku ve ti-ru-ki-i gibi isimler kullanılmaya başlandı. Daha geniş anlamda Turukki gibi isimler genel anlamda "dağ insanları" veya "dağlılar" anlamında kullanılmıştır.
Tukru veya Turukkum'un Mezopotamya'nın kuzeydoğu kenarını ve Zagros Dağları'nın bitişik bir bölümünü kapsadığı söyleniyordu. Özellikle Urmiye Gölü havzası ve kuzeydoğu Zagros'un vadileriyle ilişkilendirildiler. Bu nedenle antik Lullubi'nin kuzeyinde bulunuyorlardı ve en az bir Yeni Asur (MÖ 9. ila 7. yüzyıllar) metni tüm bölgeye ve buradaki halklara "Lullubi-Turukki" olarak atıfta bulunuyor. Turukkiler'in yıkılış zamanının Demir Çağının ilk yıllarında olduğu düşünülüyor.
Yakındoğu toplumlarından biri olan Turukkular, Babil ve Asur gibi eskiçağ dünyasının güçlü devletlerinin yanı sıra, bölgenin yerel prenslikleri ve küçük devletleriyle de yakın ilişkiler içerisinde olmuşlardır. Nitekim Eski Asur, Turukkuların belki de en çok ilişki kurduğu devlettir. Öyle ki, çivi yazılı vesikalardan kral I. Şamşi-Adad'ın iktidarı süresince Asurlular ile Turukkular arasında yoğun bir mücadelenin yaşandığı anlaşılmaktadır. Bu mücadelede kral I. Şamşi-Adad, Turukkular üzerine askeri seferler düzenleyerek onların saldırgan tutumlarına karşılık verdikten sonra, bir zamanlar Turukkular tarafından mesken tutulan Raniya Ovası'nda da egemenliğini tesis etmiştir.Kral I. Şamşi-Adad bir yandan Eşnunna kralı Naram-Sin'in halefi olan Daduşa ile Arbela bölgesindeki Qabra'nın hâkimiyeti için mücadele ederken, diğer yandan da Şemşara şehri yüzünden Turukkular ile karşı karşıya gelmiştir. sahip Onun döneminde özel bir kent olan Şemşara kentinin de içinde bulunduğu Rania Ovası Asur'un kontrolündeydi. Ancak Asur'un egemenliğinde olan kentin nüfusunun çoğunluğunu Hurriler, geriye kalan kısmını ise Lullubiler oluşturmaktaydı.
Öyle ki, bölgenin yoğun bir şekilde Turukku ve Guti akınlarına maruz kalması, buradaki halkın her an çıkabilecek olan bir saldırıya karşı temkinli olmasını gerektirmiş ve bu da savaşçı bir kimlik kazanmasına olanak sağlamıştır. Asurluların baskın tutumlarına karşın ilk tepkiyi veren Turukkulu Lidaya MÖ 1779'da bazı Turukku şehirlerini I. Şamşi-Adad'ın oğlu Işme-Dagan'a karşı isyan hareketi etrafında birleştirmiştir. Fakat Asurluların, Turukkuların düşmanı olan Gutilerle bir ittifak içerisine girmeleri, Lidaya'nın bu siyasi manevrasının olumlu sonuç getirmesini engellemiştir.
Lidaya, Asurlulara karşı giriştiği siyasi manevranın başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından, bu sefer ırkdaşı ve adını bilemediğimiz bir Turukku şehrinin lideri olan Kuwari'nin öncülüğünde yeni bir isyan tertip etme girişimi içerisine girmiştir. Ancak I. Şamşi-Adad tarafından yapılan bir toplantıya Kuwari'nin davet edilmesi, Lidaya ile Kuwari arasındaki ilişkinin bozulmasıyla sonuçlanmıştır. Dahası Kuwari'nin, böyle bir toplantıya davet edilmesi, onun Turukku toplumları içerisindeki yüksek konumunu anlamamız açısından önem arz etmektedir. Ayrıca söz konusu hadiseler Turukkuların bölge siyasetinde oynadığı rolü görmek açısından önemlidir. Diğer taraftan birbirlerine yakın memleketlerde oturan ve ezeli düşman olan Kuwari ve I. Şamşi-Adad ikilisi artık müttefik olmuşlardı, buna karşın daha önce Kuwari'ye bağlılığını bildiren Lidaya ise, şimdi onun koruyucusu durumuna gelen I. Şamşi-Adad'a karşı isyan etmişti.
Turukkiler hakkında pek az şey bilinmektedir ve ırkları hakkında farklı iddialar bulunmaktadır. En bilindik olanları: Turukkiler Hurrice konuşan bir Hurri kavmiydi. Turukki halkı açıkça, ilkel toplumsal koşulların zaten çürümüş olduğu ve kabile liderlerinin yağmurla beslenen tarım uygulayan devlet tarafından organize edilen nüfusla kısmen ekonomik baskı yoluyla kurulan yakın temas nedeniyle kalıcı bir işlev icra ettiği Rania Ovası ve Zagros eteklerinde yaşayan geç dönem Yahudi olmayan gruplara aitti. Başka bir araştırmacı ise bu halkın Hurri ya da Semitik olduğunu düşünmektedir. Ancak Turukkiler aynı zamanda bir Hurri şehri olan Mardaman'ı yağmalamıştır.
Turukkiler'in Türk kökenli olduğuna dair birçok kaynak vardır. Alman tarihçi Fritz Hommel'e göre Turukkiler Türk kökenli bir halktır. Azerbaycanlı tarihçi Yusif Yusifov ve F. Celilov Turukkiler'in Türk kökenli olduğunu savunmuşlardır. Boğazköy yazıtlarında çalışmış kişiler de Turukkilerin Türk kökenli olduğunu düşünmektedir.
İran'da çalışmış arkeologlar;Subartular, Rus kökenli araştırmacılar, Fransız tarihçiler, Ermeni kökenli tarihçi Saak Tarontsi gibi tarihçiler ile birlikte, Halkbilimci Barbara A. West, "West, Encyclopedia of the Peoples of Asia and Oceania" adlı kitabının 826. Sayfasında; "Publications de la Société d'histoire Turque" adlı Martijn Houtsma'nın " İslam Ansiklopedisi"nde; Montclair Üniversitesi profesörü H. Mark Hubey de Turukku halkının Türk olduğunu yazdılar.
Turukkiler, Tunç Çağı döneminde Antik İran'ın kuzeybatı bölgelerinde yaşamış bir Yakın Doğu halkıydı. Özellikle Urmiye Gölü havzasında ve Zagros Dağları'nın kuzeybatı vadilerinde yaşadılar. Turukkilerin Türk halklarının atası olan bir kavim olduğu ileri sürülmüştür. Kendileri hakkında fazla bilgi bulunmamakla birlikte, yöneticilerinden birinin ismi İlşu-Nail'dir.
Turukku sözcüğünün kökeni bilinmemektedir. Bazı kişiler bu sözcüğün Hurri diline ait olduğunu düşünse de, sözcüğün Türk kökenli olduğunu söyleyen kaynaklar da vardır. Örneğin Tarihçi Boris Altschüler, "Turukki" sözcüğünün kökeninin "Türk" olduğunu söyler.
Asur devleti MÖ 7. yüzyılın sonunda dağılıncaya kadar 1500 yıl boyunca periyodik olarak eski Azerbaycan da dahil olmak üzere komşu bölgelere yürümüştür. Asur krallarının bu seferlerle ilgili birçok kaydı bulunmaktadır. Turuk boylarına ilişkin Mari belgeleri ancak MÖ XIX-XVIII. yüzyılları kapsar. Her ne kadar bu yazıtlarda Süryanilerin olaylara karşı tutumu açıkça belirtilse de Türkler düşman olarak sunulmakta, her halükarda bu yazıtlar Asur-Türk ilişkileri açısından çok değerli tarihi belgelerdir. Olaylar Dicle Nehri'nin her iki yakasında, çoğunlukla da bugünkü Kerkük-Erbil bölgesinde ve Urmu Gölü'nün güneybatı yakasında yaşandı. O dönemde Arrapha (Ar-Apa) olarak adlandırılan Kerkük bölgesi, önce Asurlular'ın, sonra Hurriler'in, Kassiler'in, sonra da yine Süryanilerin saldırısına uğrayan bir Türk bölgesiydi ve nüfusunun etnik yapısı değişti. önemli ölçüde. Asur ordusu, Türk boylarından Ahazim ve Katanum (Kotan) bölgeleri ile vergi veren Hirbazanim (İrbasan) ve Tigunanim (Tigin'e ait) bölgelerinde ve Şuşşara (Susara) bölgesinde Türk askerleriyle savaştı. Lulu'nun Erbil ile Urmu Gölü arasında kalan kısmı. Asurlular genel olarak Dicle'yi geçip Subar, Guti ve Lulu topraklarına doğru yürüdüklerinde Türk askerleriyle karşı karşıya kaldılar.