Kültür Bakanlığından emekli, halkbilim uzmanı değerli dostum Aydın Kuran zaman zaman telefon eder, uzun uzadıya söyleşiriz. Zaman zaman da facebook adresime gönderdiği iletileri vardır ki, bazıları ilginç konuları içerir. Örneğin geçtiğimkiç günlerde gönderdiği ileti, benim de yaşamımı konu aldığı için, hemen arayıp sordum. “Aydın’cığım buşiirsel iletiyi sen mi yazdın?” dediğimde, “Nazım Hikmet’in” dedi ama, inanmadım. Neyse kim yazmış olursa olsun ben bu iletiyi buraya aynen almak istiyorum. Buyurun okuyunuz:
***
Yetmiş yaşıma bastığımda bir koltuğa oturdum, yaşadığım hayata baktım ve düşündüm:
“Demek buraya kadarmış… Son düzlük yaklaştı.”
Peki ne gördüm?
Bir zamanlar bütün kalbimle inandığım pek çok şeyin aslında birer yanılsama olduğunu.
Çocuklar mı? Onların kendi hayatı var.
Sağlık mı? Delik bir kovadan akan su gibi, sandığından hızlı tükeniyor.
Emeklilik mi? Haberlerde geçen rakamlar ve gürültülü vaatlerden ibaret.
Yaşlılık acımaz. En çok can yakan yerden vurur: umut.
Ve ben de kendi sonuçlarımı çıkardım acı, gerçek ama insanı ayakta tutan sonuçlar.
1. Çocuklar yalnızlıktan kurtarmaz.
Hayat boyu şöyle düşünürüz:
“Çocuklar büyüyünce yaşlılığım güzel geçecek. Yanımda olacaklar, destek olacaklar.”
Kulağa hoş geliyor. Ama gerçek farklı.
Çocukların kendi dertleri var: iş, borç, kendi ailesi, kendi çocukları…
Ve sen, bir telefon bekler gibi beklersin.
Sanki bayram gelecekmiş gibi…
Telefon haftalarca susar.
Sonra bir gün kısa bir mesaj gelir:
“Merhaba, her şey yolunda mı var mı bir yaramazlık”
Ekrana bakarsın… iyi olduklarına sevinirsin.
Ama içindeki boşluk geçmez.
Şunu anladım:
Çocuklar yalnızlığa karşı garanti değildir.
2. Sağlık sonsuz değildir.
Eskiden düşünmeden gittiğin yerlere artık gitmek istemediğinde anlarsın:
Sağlık görünmez bir rezerv değil.
O, senin asıl sermayendir.
3. Emekli maaşı ve para
Emekli maaşı hayat değildir çoğu zaman bir alay gibidir.
Sadece ona güveniyorsan, kendi kuyunu kazıyorsun demektir.
Yıllarca şöyle düşündüm:
“Bizi bırakmazlar.”
Bırakırlar. Hem de hiç düşünmeden.
Bir maaş, faturaya ve ilaca ancak yeter.
Gerisi mi? Kendin halledeceksin.
Bu yüzden kendi kurallarımı koydum.
Masal değil bunlar onurlu yaşamak için gerekenler.
Hayat için 5 dürüst kural
Kural 1:
Para, çocuklardan daha güvenilirdir.
Kırılma ama gerçek bu.
Çocuklar sevgidir, mutluluktur… ama emeklilik planı değildir.
Sonuç net:
Kendin için biriktir.
Kenara koy.
Çalış.
Geleceğini düşün.
Az bile olsa özgürlüktür.
Kural 2:
Sağlık senin asli işindir.
Birinci hedef: Ağrısız kalkabilmek.
Hareket et.
Yürü.
Egzersiz yap.
biraz daha az tuz, daha az şeker…
Basit görünür ama işe yarar.
Hastalık zengin fakir ayırmaz.
Kendine bakmayanı bulur.
Kural 3:
Kendi kendinle mutlu olmayı öğren.
Beklemek en büyük düşmandır.
Telefon bekleme.
İlgi bekleme.
Hediye bekleme…
Sonu genelde hayal kırıklığıdır.
Mutluluğu kendin üret:
İyi bir yemek, güzel bir kitap, bir yürüyüş, sevdiğin bir müzik…
Sevinç, üzüntüye karşı en güçlü aşıdır.
Kural 4:
Yaşlılık zayıflık sebebi değildir.
Bazıları sürekli şikayet eder:
“Her yerim ağrıyor… herkes suçlu…”
Sonuç?
En yakınları bile uzaklaşır.
Zayıflık merhamet değil, yorgunluk yaratır.
İnsanlar zor zamanda bile güçlü kalana saygı duyar.
Kural 5:
Geçmişi bırak.
En tehlikeli tuzak: “Eskiden…”
Eskiden çimler daha yeşildi…
Çocuklar daha söz dinlerdi…
Hayat daha kolaydı…
Ama “eskiden” yok artık.
Sadece “şimdi” var.
Ben de bunu öğreniyorum:
Hayatı olduğu gibi kabul edip içinde yaşamayı.
Özgürlük ve güç senin elinde
Yaşlılık bir sınavdır.
Kimse senin yerine vermez bu sınavı.
Ya hayatı olduğu gibi kabul edip yeniden kurarsın…
Ya da koltukta oturup şikayet eder, birinin gelip seni kurtarmasını beklersin.
Kimse gelmeyecek.
Ama başını kaldırıp derin bir nefes alır, kendine gülümsersen…
Şunu fark edersin:
Yetmişten sonra da hayat var.
Ve o da iyi bir hayat olabilir.