Salih Seçkin Sevinç
Türkiye’nin farklı şehirlerinde aynı hafta sonu gastronomi festivalleri düzenleniyor. Afişlerde yöresel ürünler, ünlü şefler, workshoplar, yarışmalar, kortejler ve konserler var.
Takvime uzaktan bakınca insan seviniyor.
Anadolu’nun yemekleri konuşuluyor, şehirler kendi ürünlerine sahip çıkıyor, yerel mutfaklar görünür oluyor.
Peki festival alanına biraz yaklaştığımızda gerçekten ne görüyoruz?
Şehrin ustasını mı?
Yerel üreticiyi mi?
O yemeğin hikâyesini, malzemesini ve pişirme tekniğini mi?
Yoksa en büyük puntolarla yazılmış sanatçı isimlerini, sponsor logolarını ve birbirinin aynısı yiyecek standlarını mı?
AYNI HAFTA SONU ÜÇ GASTRONOMİ FESTİVALİ
29-30 Ağustos’ta Muğla’nın Yatağan ilçesinde 2. Uluslararası Muğla Lezzet Festivali düzenleniyor. Bozüyük Mahallesi ve Stratonikeia Antik Kenti’ne yayılan programda yerel üretici pazarı, kadın kooperatifleri, coğrafi işaretli ürünler, şef atölyeleri, söyleşiler ve konserler var.
Aynı tarihlerde Ankara’da 2. Uluslararası Kahramankazan Kavurma ve Gastronomi Festivali yapılıyor. İlçenin coğrafi işaretli kavurması dev kazanlarda hazırlanacak. Festivalde yöresel ürün stantlarının yanında Emrah Karaduman, Emre Fel ve Sefo konserleri düzenlenecek.
Hatay’ın Arsuz ilçesinde ise 28-30 Ağustos tarihleri arasında Chef ArslanBey Gastro Fest var. Yemek yarışmaları, gastronomi söyleşisi, künefe çevirme gösterisi, çocuk etkinlikleri ve DJ performansları aynı programda buluşuyor.
Üç festival, üç şehir, üç ayrı ürün ve mutfak hikâyesi.
Programlara baktığımızda gastronomi de var, konser de var, yarışma da var, eğlence de.
Buraya kadar sorun yok.
Festival dediğimiz şey zaten biraz kalabalık, biraz eğlence, biraz sahne, biraz da şehir şenliği.
Benim takıldığım yer başka.
Sahne söküldükten sonra o şehrin mutfağından geriye ne kalıyor?
TÜRKİYE’DE GASTRONOMİ FESTİVALİ ENFLASYONU
2026’da yayımlanan bir araştırmada Türkiye’de 2024 yılı boyunca gerçekleştirilen 120 gastronomi etkinliği incelenmiş. Bunların yüzde 94,2’si festival formatında. Etkinliklerin yüzde 55’i bölgesel bir ürünün çevresinde kurulmuş. Organizasyonların yüzde 45,8’inde başlıca düzenleyici belediyeler.
Rakamlar şaşırtıcı değil.
Türkiye’nin neredeyse her şehrinde festivale dönüştürülebilecek bir yemek, tarım ürünü ya da pişirme geleneği var.
Kavurma, kayısı, fıstık, kiraz, hamsi, cağ kebabı, pastırma, mantı, ciğer, incir, üzüm, zeytin, bal, peynir…
Liste uzar gider.
Belediyeler de doğal olarak bu ürünleri şehir tanıtımının bir parçası yapmak istiyor. Fakat ortaya çıkan organizasyonların önemli bir bölümü aynı şablonla hazırlanıyor.
Bir festival alanı kuruluyor.
Stantlar kiralanıyor.
Protokol konuşmaları yapılıyor.
Birkaç şef davet ediliyor.
Dev bir kazan kuruluyor.
Akşam da popüler bir sanatçı sahneye çıkıyor.
Ertesi gün sosyal medyada kalabalık görüntüleri paylaşılıyor ve festivalin “büyük ilgi gördüğü” açıklanıyor.
Peki kaç kişi gerçekten o şehrin yemeğini öğrenerek evine dönüyor?
KONSER KALABALIK GETİRİR, YEMEK KİMLİK KAZANDIRIR
Konser yapılmasına karşı değilim. Konser insan getirir, festival alanını doldurur, şehirde hareket yaratır.
Ancak gastronomi festivalinin başarısını yalnızca meydana gelen kalabalık üzerinden ölçersek ortaya tuhaf bir sonuç çıkar.
Sanatçıyı izlemek için gelen on bin kişiyi, şehrin mutfağına ilgi gösteren on bin kişi zannederiz.
Oysa ikisi aynı şey değil.
Bir gastronomi festivalinde sahne yardımcı unsur olabilir. Asıl mesele ürün, usta, üretici, esnaf ve mutfak hafızası.
Kahramankazan’da kavurma konuşuyorsak kasabı, besiciyi, eti seçen ustayı, kullanılan hayvanı, pişirme tekniğini ve kavurmanın ilçedeki geçmişini de konuşmalıyız.
Muğla’da coğrafi işaretli ürünlerden söz ediyorsak üreticinin festivalde yalnızca stant açması yetmez. Ziyaretçi o ürünü kimden alacağını, nasıl kullanacağını ve festivalden sonra nerede bulacağını öğrenmeli.
Arsuz’da künefe çevriliyorsa o tepsinin başındaki ustanın da adı kalmalı. Hatay mutfağı zaten başlı başına büyük bir hafıza. Onu birkaç dakikalık sahne gösterisine sıkıştırmamak gerekiyor.
İYİ BİR GASTRONOMİ FESTİVALİ NE BIRAKIR
Bence bir gastronomi festivalini değerlendirirken beş basit soruya bakmak yeterli.
Bir: Festivalde o şehrin gerçek ustaları var mı?
Televizyondan tanıdığımız şefler elbette ilgi çeker. Fakat yörede yıllardır aynı yemeği yapan, çoğu zaman sosyal medyada bile hesabı bulunmayan ustalar programın neresinde?
İki: Yerel üretici para kazanıyor mu?
Festival alanına dışarıdan gelen standart yiyecek stantları kurulurken köyde üretim yapan kadın, çiftçi, kasap, peynirci ya da fırıncı dışarıda kalıyorsa şehir kendi festivalinde figüran olur.
Üç: Yemeğin tekniği kayıt altına alınıyor mu?
Tarifler, ustalarla yapılan söyleşiler, eski fotoğraflar, üretim yöntemleri ve yerel kelimeler dijital bir arşive dönüşebilir. Her festival sonunda şehrin mutfak hafızasına yeni bir kayıt eklenebilir. (Bunu nla ilgili bir manifesto bile yazdım.) 2024 yılında yayınlandı. Türkiye Gastronomi Manifestosu diye Google'da aratabilirsiniz)
Dört: Festival şehre kalıcı bir yemek rotası bırakıyor mu?
Ziyaretçi iki ay sonra aynı şehre geldiğinde o kavurmayı, peyniri, pideyi ya da tatlıyı nerede yiyecek?
Festival sitesinde çalışan bir gastronomi haritası var mı?
Ustaların, üreticilerin ve yerel lokantaların adresleri yayımlanıyor mu?
Beş: Festival bittikten sonra sonuç ölçülüyor mu?
Kaç kişi konsere geldi sorusunun yanında kaç üretici satış yaptı, kaç yerel işletmeye ziyaretçi gitti, hangi ürünün siparişi arttı, şehirde kaç gece konaklama yapıldı gibi sorular da sorulmalı.
FESTİVAL ALANINI DOLDURMAK KOLAY
Bir festival alanını popüler bir sanatçıyla bir gece doldurabilirsiniz.
Zor olan, o şehrin lokantasını, pazarını ve üreticisini yıl boyunca görünür kılmak.
Başarı, konser videosunun kaç kez izlendiği kadar basit değil.
İnsanlar festivalden sonra Kahramankazan kavurması yemek için ilçeye gidiyor mu?
Muğla’daki kadın kooperatiflerinden ürün sipariş ediyor mu?
Arsuz’da künefeyi çeviren ustanın adını hatırlıyor mu?
Festivalin gerçek karşılığı bu soruların cevabında.
Gastronomi kelimesi son yıllarda büyük değer kazandı. Belediyeler, oteller, alışveriş merkezleri ve organizasyon şirketleri bu kelimeyi seviyor. Çünkü hem turizm, hem kültür, hem eğlence, hem de şehir tanıtımı yan yana gelebiliyor.
Fakat gastronomi yazmakla gastronomi festivali yapılmıyor.
Mesele afişteki kelime değil.
Mesele o şehrin ustası, ürünü, esnafı, üreticisi ve mutfak hafızası.
Konser biter, sahne sökülür, kalabalık dağılır.
İyi bir gastronomi festivali bundan sonra başlar.
Ve ben genelde festivallerden sonra şehirleri gezerim.
İyi haftalar...