Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından “10. Yılında 15 Temmuz Destanı: Hafıza, Direniş ve Gelecek” başlıklı bir eser yayımlandı. İletişim Başkanlığı’nın internet sitesinden erişilebilen eser, 15 Temmuz Hain Darbe Girişimi konusunda unuttuklarımızı tekrar hatırlatıyor; bunun yanı sıra devletimizin 15 Temmuz’daki refleksinin, sonraki krizler için öğretici olduğu ortaya konuluyor.
“10. Yılında 15 Temmuz Destanı: Hafıza, Direniş ve Gelecek”, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın takdimi ile başlıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın takdimindeki şu cümleler çok önemlidir:
“O gece hedef alınan, herhangi bir kurum ya da siyasi irade değil, doğrudan doğruya milletin özgür iradesi ve bağımsızlık azmiydi. Ancak aziz milletimiz, tarih boyunca maruz kaldığı her türlü tehdide karşı gösterdiği kararlılığı bir kez daha ortaya koydu. Çanakkale’de, Sakarya’da ve İstiklal Harbi’nin en çetin günlerinde olduğu gibi, vatan toprağını canından aziz bilen milyonlar meydanlara çıktı. Kadınıyla erkeğiyle, genciyle yaşlısıyla milletimiz; tankların, silahların ve karanlık hesapların karşısına yalnızca inancı, cesareti ve vatan sevgisiyle dikildi. 15 Temmuz gecesinde Türk milleti, egemenliğin kayıtsız şartsız kendisine ait olduğunu bütün dünyaya ilan etti. Şehitlerimizin fedakârlığı, gazilerimizin kahramanlığı ve milletimizin destansı direnişi sayesinde Türkiye, adını demokrasi tarihine altın harflerle yazdıran kutlu bir zafer kazandı.”
“10. Yılında 15 Temmuz Destanı: Hafıza, Direniş ve Gelecek” isimli eserde 15 Temmuz Hain Darbe Girişimi ile ilgili önemli hatırlatmalar ve tespitler yer alıyor. İşte bunlardan bazıları:
“Darbe girişiminin en yoğun yaşandığı merkezlerin başında Ankara gelmiştir. Başkentte savaş uçakları alçak uçuşlar gerçekleştirmiş, helikopterlerden güvenlik güçlerine ve stratejik kurumlara yönelik saldırılar düzenlenmiştir. Ankara Emniyet Müdürlüğü, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Polis Özel Harekât Daire Başkanlığı hedef alınan yerlerdendir. Türkiye Büyük Millet Meclisi tarihinde ilk kez savaş uçakları tarafından bombalanmıştır. Meclis binasında büyük hasar meydana gelmesine rağmen milletvekilleri çalışmalarını sürdürmüştür. Farklı siyasi partilere mensup milletvekilleri darbe girişimine karşı ortak tavır almıştır. Meclis çatısı altında verilen bu birlik mesajı, demokrasi adına önemli bir duruş olarak kayıtlara geçmiştir.”
“15 Temmuz gecesi yaşanan toplumsal direniş, Türk demokrasi tarihinin en önemli dönüm
noktalarından biri olarak kayıtlara geçmiştir. Milyonlarca vatandaşın meydanlarda ortaya
koyduğu irade, demokratik düzenin korunmasında belirleyici bir rol üstlenmiştir. Millet,
seçilmiş yönetime sahip çıktığını ve anayasal düzeni hedef alan girişimleri kabul etmediğini
açık biçimde ortaya koymuştur. Bu nedenle 15 Temmuz gecesi, millet iradesinin güçlü biçimde tecelli ettiği tarihî bir dönüm noktası olarak hafızalarda yer edinmiştir.”
“Tarih boyunca bazı olaylar, yaşandıkları dönemin sınırlarını aşarak bir milletin ortak hafızasının parçası hâline gelmiştir. Çanakkale’de gösterilen direniş, Millî Mücadele yıllarında verilen bağımsızlık mücadelesi ve Cumhuriyet’in ilanı nasıl ortak hafızayı şekillendiren dönüm noktaları arasında yer alıyorsa, 15 Temmuz da yakın dönem Türk tarihinin önemli hafıza unsurlarından biri olarak kabul edilmiştir. Çünkü bu tarih, tek başına bir güvenlik meselesi veya siyasi kriz olarak değil, millet iradesinin korunmasına yönelik bir mücadele olarak hatırlanmaktadır.”
“10. Yılında 15 Temmuz Destanı: Hafıza, Direniş ve Gelecek” başlıklı eserde, şimdiye kadar fark etmediğimiz bir ayrıntı da satırlara yansımış. Devletimizin her zaman “18 yaşında” olduğunu, bu farkındalık vesilesi ile bir kez daha hissetmekten mutluluk duydum:
“Darbe girişiminin ardından kamu kurumlarının kriz yönetimi anlayışında önemli bir dönüşüm
yaşanmıştır. 2016 öncesinde kriz yönetimi daha çok doğal afetler, terör saldırıları veya olağanüstü güvenlik olayları bağlamında ele alınırken, 15 Temmuz sonrasında kurum içi güvenlik, personel güvenilirliği, kurumsal risk analizi, bilgi güvenliği ve hizmet sürekliliği gibi konular daha merkezî hâle gelmiştir. Kamu yönetiminde güvenlik algısı bu noktada genişlemiştir. Güvenlik artık yalnızca kolluk kuvvetlerinin veya savunma kurumlarının sorumluluğu olarak değil, bütün kamu kurumlarının yönetim kültürünü ilgilendiren ortak bir mesele olarak görülmeye başlanmıştır. Kamu yönetiminde güvenlik algısının dönüşümü, özellikle risk yönetimi ve kurumsal dayanıklılık kavramlarının öne çıkmasına yol açmıştır. Kamu kurumları açısından önemli olan yalnızca kriz ortaya çıktığında müdahale etmek değil, krizin ortaya çıkma ihtimalini azaltacak önleyici mekanizmalar kurmak hâline gelmiştir. Bu anlayış, kurumların iç denetim sistemlerini, personel politikalarını, bilgi güvenliği uygulamalarını ve acil durum planlarını yeniden değerlendirmesine neden olmuştur. Böylece kamu kurumlarının kriz yönetiminde edindiği tecrübenin daha sonraki yıllarda farklı kriz alanlarında da etkili olduğu görülmektedir. COVID-19 salgını, deprem ve doğal afetler, düzensiz göç hareketleri ve bölgesel güvenlik gelişmeleri, kamu yönetiminin çok boyutlu krizlerle başa çıkma kapasitesini yeniden test etmiştir. Bu süreçlerde 15 Temmuz sonrasında gelişen koordinasyon, hızlı karar alma, dijital hizmet sunumu ve merkezi-yerel iş birliği deneyimleri önemli bir birikim sağlamıştır. On yıllık süreçte kamu kurumlarının kriz yönetimi anlayışında dört temel değişim öne çıkmıştır. Birincisi, kriz yönetimi yalnızca olay anına ilişkin bir faaliyet olmaktan çıkarak sürekli bir hazırlık ve risk izleme sürecine dönüşmüştür. İkincisi, güvenlik algısı bütün kamu kurumlarını kapsayacak biçimde genişlemiştir. Üçüncüsü, dijitalleşme kamu hizmetlerinin sürekliliği açısından stratejik bir unsur hâline gelmiştir. Dördüncüsü, bürokratik yapı krizlere karşı daha denetimli, koordineli ve güvenlik odaklı bir işleyişe yönelmiştir. Bu yönleriyle 15 Temmuz sonrasındaki on yıllık dönem, Türkiye’de kamu yönetiminin kriz yönetiminden kurumsal dayanıklılık anlayışına geçiş süreci olarak görülmektedir.”

