Prof. Dr. İrfan Görkaş

Kocatepe Felsefe'nin Mekân Ve İmkânı: Afyonkarahisar Türk Ocağı'nda Yanan Meşela 'Milli Mefkure'

Prof. Dr. İrfan Görkaş

Afyonkarahisar Türk Ocağında Yakılan Felsefe Ateşi

Gazi Mustafa Kemal Atatürk 02 Mart 1931 tarihinde Afyonkarahisar’a geldiğinde, projesini Mimar Ahmet Koyunluoğlu’nun, inşasını Afyonkarahisar cezaevindeki mahkûm usta ve işçilerin yaptığı “Afyon Türk Ocakları” yeni hizmet binasını ziyaret eder ve ziyaretçi defterine yazdıklarıyla 1914 yılında kurulan Afyon Türk Ocağında milli felsefenin ateşini yakar.

“Türk Ocağı azaları ile bugün müşerref oldum. Ocakta geçen dakikalar birbirimizi anlamak ve dinlemek için güzel vesileler bahşetti. Çok memnunum; bilhassa Karahisar halkının, gençliğinin, münevveranının kıymetli tahassüslerini, Hakimiyet-i Milliye’nin muhafazasındaki kati azimlerini kendi heyecanlı lisanlarından işitmek benim için pek çok inşirah ve itminanını mucip olmuştur. Karahisar-ı Sahip halkı cidden memleketine, milli mefkureye sahiptirler. Karahisar, mevki-i mühimminin icap ettiği bütün inkişaflara mazhar olacaktır. Çünkü burada yanan Ocak Türk’ün en temiz kalbinden feyz alıyor. Çok temenni ederim ki Afyonkarahisar Türk Ocağı, millet ve memleketin bütün Türkün daima iftihar edeceği hakiki bir nur ve irfan kaynağı olsun. Bu ocağın alevleri vatanın afakını daima tenvir etsin. 23 Mart 1339/1923. Latife-Mustafa Kemal. (Yusuf İlgar, Türk Ocakları Afyonkarahisar Şubesi, 3/23-27; M.Ülküer Abi, Geçmişin İzinde Afyonkarahisar-Kaybolan Yapılar, Ankara 2020, s.115”.

Atatürk’ün bu sözlerinde, bir imkân olarak “Kocatepe’de Felsefe”nin yeni mekânını ve bu mekânda yanan ve vatan ufuklarını aydınlatacak olan yeni felsefe ateşinin temellerini belirleyebiliriz. 

  1. Afyonkarahisar Türk Ocağı mefkuresi, 02 Mart 1931 tarihinden itibaren yeni mekânında yanmaya başlamakta ve bu mefkure Türk’ün en temiz kalbinden feyz almaktadır.

  2. Türk Ocağı, Afyonkarahisar halkıyla birlikte memleketine ve milli mefkureye sahiptirler.

  3. Onlar kıymetli tahassüslerini ve Hakimiyet-i Milliye’nin muhafazasındaki kati azimlerini kendi heyecanlı lisanlarıyla ortaya koymaktadırlar.

  4. Türk Ocağı, millet ve memleketin, bütün Türkün daima iftihar edeceği hakiki bir nur ve irfan kaynağı olmalıdır.

  5. Bu ocağın alevleri vatanın afakını daima tenvir etmelidir.

Atatürk’ün bu arzusu, “Bedenimin babası Ali Rıza Efendi, hislerimin babası Namık Kemal, fikirlerimin babası ise Ziya Gökalp’tır” sözüyle birlikte düşünüldüğünde, Türk Ocağı mekânında “Türk’ün en temiz kalbinden feyz alarak yanmaya başlayan felsefe ateşi”, açıktır ki “Milli Mefkure”dir. Mefkure, ocakta yanan bir kordur, bu kor Ziya Gökalp’le yanmaya başlamış, milli mücadeleye dönüşerek istiklal ve milli hakimiyetle meyve ve sonuç vermiştir. Şimdi onun muhafazası gereklidir ve o Afyonkarahisar Türk Ocağına emanet edilmektedir. 

Mefkure ve Ülkü Terimleri 

Osmanlıca sözlükler bugün Arapça “mefkure” için, biri Türkçe “ülkü” diğeri Fransızca yahut İngilizce “ideal” olmak üzere, iki özdeş terimle karşılık vermektedirler. Mefkureyi Arapça fikir’den türeten düşünür Ziya Gökalp’tir.

Ülkü (ülgü) terimi, Uygur Türkçesinde birincisi “kut, saadet, pay, hisse”; ikincisi “ölçü, miktar, adet, sayı” anlamına gelmekte; ülüglamak fiili “kutlu, tahtlı, mutlu olmak ve unvan almak” demek olmaktadır. Olumsuzu olan ülgüsüz ise birincisi “hadsiz, hesapsız, sayısız”; ikincisi “nasipsiz, kısmetsiz” anlamlarına sahiptir. Kök terim ülük ise sözlükte “pay ve hisse”ye ilaveten “kut ve saadet”le özdeştir (Bak. Ahmet Caferoğlu, Eski Uygur Türkçesi Sözlüğü, Türk Dil Kurumu, Ankara 2021, s.272). 

Gökalp’in Kurtuluş Mefkuresi

Ziya Gökalp mefkureyi, Kut veya Altın Işık olarak adlandırmaktadır. Ülkünün (mefkure, altın ışık) kaynağı göktür, semadır. Bir nur ve ışık olarak oradan inmekte, dokunduğu şeyi kutsallaştırmaktadır.

Gökalp farklı millet tanımlarının varlığına işaret etmiş, zaman zaman farklı açılardan bu tanımları vermiş ve neticede bir ümit ve kurtuluş (necat) felsefesi ortaya koymuştur. O bu felsefeyi gören-görülen, fâil-fiil terimleriyle ifade etmektedir. Mefkure açısından yaptığı tanımda millet, aile, meslek toplulukları ve devleti olan topluluk (ma’şer) olarak belirtmektedir. Yine Millet, “mefkurevî (ideal, ülkücü)” bir toplum olabilmeyi sağlayarak tam bir bütün olabilmektir (Ziya Gökalp, Makaleler VIII, Kültü Bakanlığı, Ankara 1981, s.76) diye tanımlamaktadır. Bu anlamlardan hareketle söylemek gerekirse, Gökalp’in ülküsü (mefkuresi), maddenin ve menfaatin dışındadır, hayatî kıymetlerin temeli ve menşeidir. Kıymetlerin değişmesi mefkurenin değişmesine bağlıdır. 

Gökalp, mefkurelere, aşiret mefkuresi, kast mefkuresi, imparatorluk mefkuresi ve milliyet mefkuresi gibi alt örnekler verir, mefkure mensubiyetinin kişileri kıymetli ve vecdli yaptığını belirtir. Bir mefkureye (ülküye) mensubiyet demek “onun için çalışmak” demektir. Milliyet mefkuresine mensup olmak, milletin istiklali, hürriyeti ve terakkisi için vecdle çalışmaktır. Ziyaret defterindeki yeni şekli, milletin istiklali, hürriyeti ve terakkisinin korunmasıdır.

Milli Mefkure: Milli Egemenliğin Muhafazası

Atatürk’ün Ocak defterine düştüğü not açıktır ki “milli mefkure”dir. Milli mefkurenin mahiyeti, düşülen notta “kıymetli tahassüsler” ve “Hakimiyet-i Milliye’nin muhafazası” olarak kaydedilmiş Afyonkarahisar’ın duygu ve zihin dünyası olarak görünmektedir. Milli egemenliğe ait duygu ve düşüncelerin muhafazası, Afyonkarahisar Türk Ocağının mefkuresidir.

Sonuç

Sonuç olarak Kocatepe Felsefenin mekân ve imkânından biri, Afyonkarahisar Türk Ocağı ile Atatürk’ün Ocak defterine yazarak kaydettiği “mefkurevî milli egemenlik felsefesi”dir. Bu felsefenin muhit ve mekânı, Namdar Rahmi’nin Ocak Reisi olarak ziyarette Atatürk’e brifink sunması ve Afyonkarahisar Nur Mecmuası sahibi Ahmet Sami’nin Türk Ocağı kurucuları arasında olması birlikte düşünüldüğünde, Afyon Lisesi ve karşısındaki Türk Ocağı binasıdır demek gerekmektedir. Bu felsefenin kurucu düşünürü Ziya Gökalp ise, Ocak felsefesini önceki yazılarında Türk İslam felsefesi sonraki yazılarında Felsefî Türkçülük olarak ifade etmekte, bu felsefenin kaynağının Türk halkı olduğunu, aranıp bulunması ve ortaya konulması gerektiğini belirtmektedir. O halde Kocatepede Felsefenin modern kaynak ve imkânı, Gökalp’in Türk İslam felsefesiyle ilgili eserleri ile Türk halkının kendisi olacak, onlara Namdar Rahmi ve Ahmet Sami’nin düşünceleri ilave edilecek, böylece Atatürk’ün ocakta yaktığı felsefe meşalesinin alevleri, Atatürk’ün istediği gibi “vatanın afakını daima tenvir edecektir”.

Yazarın Diğer Yazıları