Yasemin Merdivenci

Doğru Hisle Yaşamanın Huzuru-2

Yasemin Merdivenci

Doğru hisle yaşamanın öneminden bahsettiğimiz ilk yazımızda his ve zann konularını ele almış; insanın his ve zandan oluşmuş bir varlık olduğunu ifade edip; insanın gerçek yanının HİS, sanal yanının ise ZANN olduğunu Yılmaz DÜNDAR hocamın tanımıyla sizlerle paylaşmıştık. Doğru hisle yani hakikati olan ahseni takviym hisle yaşamanın kişiyi hakka, huzura götüreceğini, zannlarımızın ise hayatımızdaki tüm yanlışların kaynağı olduğunu vurgulamıştık. Dedik ki; his (yani can, yani ben) tek gerçektir ve bu gerçeklik tek “VAR”a, Allah’a aittir. Gerçek “VAR”ı görebilmek ve bu gerçek var olanda yaşıyor olduğumuzu fark edebilmek için insanın hakikate talip olması, hayatı bu gerçek üzerine bina etmesi gerekiyor.

Doğru hisle yaşayabilmek için yapılması gereken en önemli şey, öncelikle her türlü zannı fark edip, zanlarla mücadele etmek, zanlardan uzak durmaktır. Çünkü zann, olmayan bir şeyin algısıdır. Zannla yaşamak bu sebeple insanı gerçeklikten uzaklaştırır ve bu durum insanın hem dünya ve hem de ahiret yaşantısı için çok tehlikelidir. Tehlikenin boyutlarını Fussilet Suresi 23. Ayetten daha iyi anlıyoruz. Rabbimiz bu ayetle bizi “Euzü billahi mineş şeytanir racim Bismillahi’r Rahman’ir Rahiym."Rabbinize karşı beslediğiniz şu zannınız yok mu? işte sizi o helak etdi. Bu yüzden hüsrana uğrayanlardan oldunuz" diyerek uyarmaktadır. Günün sonunda hüsrana uğrayan kişilerden olmamak, razı olunmuşlardan olabilmek, cennet ehli olarak Rabbimiz Allah’tan muhataplık alabilmek için insanın kendisini sonsuz sınırsız gerçek “HİS” olan Allah’ta, O’nun dilediği bir “his” olarak bilmesi, kendini böyle tarif etmesi, yaşantısını bu his üzerine ve doğru idrakla sürdürmesi ve dünyadan da bu hisle ayrılması büyük önem arzetmektedir. Bundan dolayıdır ki Efendimiz (sav) “Nasıl yaşarsanız öyle ölür ve nasıl ölürseniz öyle dirilirsiniz.” diyerek inananlara ikazda bulunmuştur. Efendimizin bu sözü dünya hayatımızın, aynı zamanda ahirette nasıl yaşayacağımızın da belirleyicisi olduğu gerçeğini anlatmakta, insanların yaşarken Allah’ı ve kendilerini nasıl tanımladıkları ve nasıl tahayyül ettiklerinin dünya ve ahiret yaşantıları için ne kadar büyük hayati öneme sahip olduğu hususunda bizi uyarmaktadır.

Diğer çok ama çok önemli konulardan biri de konuşma dilidir. Konuşma dili insanın veri tabanındaki yani perde arkasındaki hayal, fikir, düşünce ve yorumların somutlaşmış halidir. Konuşurken kullanılan her bir kelime ve kavram, kişinin idrakıyla ilgili durum tespiti yapma konusunda önemli ip uçları verir. Kişi konuşurken kullandığı kelimelerden kendisinin hangi idrakla konuştuğunu kolayca anlayabilir. Bununla ilgili şu iki ayet çok tefekkür edip, kalbimizde özenle ve korkuyla taşımamız gereken ayetlerdir:

Lukman-6: “İnsanlardan kimi de vardır ki, hakkında bilgi sahibi olmadıkları halde Allah yolundan saptırmak ve onu alay konusu edinmek için lehvel hadis (boş söz) satın alırlar. İşte onlar için aşağılayıcı bir azab vardır.”

Muhammed Sûresi (30): “Dileseydik elbette onları sana gösterirdik de simalarından kesinlikle tanırdın. Yemin olsun ki sen onları kavlin lahnından (sözlerinin kastından) tanırsın. Allah amellerinizi bilir.”

Birçok ayet ve hadisle uyarıldığımız bu konuda, bu iki ayetten de anlıyoruz ki; doğru idrakla yaşamaya talip olan insanın konuşma diline de dikkat etmesi şart! Bunun telaşına düşen için bilmesi gereken ve hemen uygulaması gereken bazı önemli hususların altı şöyle çizilebilir. Konuşurken;

  1. Suçlama içeren cümleler kurmamak

  2. Şikayet eden cümleler kurmamak

  3. Nefret içerikli cümleler kurmamak

  4. Mağduriyet hissi uyandıran cümleler kurmamak

  5. Emir içerikli cümleler kurmamak

Doğru iman etmiş ve bu imanla yaşama gayretine girmiş bir kişi, bu beş maddede sıralananları konuşma dilinden temizleyebilirse eğer, doğru hisle yaşama konusunda büyük ölçüde yol kateder ve zamanla her konuşmasını Allah’la ilişkilendirmeyi öğrenir.

Müslümanın konuşma dilinde olması gereken özelliklerle ilgili diğer bir hususu da Kitabımızdan öğreniyoruz. “Hiç bir şey için, onu yarın kesinlikle yapacağım deme! Ancak, inşaAllah şeklinde demen müstesna.” (Kehf; 23, 24). Ayette “inşaAllah”ın öneriliyor olması onu mutlaka dil ile söylemek anlamına gelmiyor. İnşaAllah demek; “yapılacak işin ancak Allah dilerse mümkün olabileceği, işi yapanın da ancak Allah olduğu” idrakında olmak demektir.

Konuşma dilinin yanında dikkat edilmesi gereken önemli bir husus da üsluptur. Sadi Şirazi der ki, “yanlış üslup doğru sözün celladıdır” Üslup saygı ve sevgi temelinde olmalı, muhatabına güven vermelidir. Zira konuşma dili güzel bir üslupla taçlandırılmadığı sürece, doğru da olsa etkileyici ve ikna edici olmayacaktır. Dilimiz Rasulullah Efendimizin ki gibi son derece açık, anlaşılır ve muhatabın seviyesine uygun, üslubumuz da güler yüzlü, nazik, saygı ve sevgi çerçevesinde olmalıdır. 

Hayatı anlamlı kılan bu değerler, aynı zamanda evrensel genel doğrulardır. Bu doğruların insan hayatına hâkim olması, insanın hak ve hakikati önceleyerek hayat tarzı haline getirmesiyle mümkündür. Bu manadaki hayat tarzını küresel ölçekte ve sürdürebilir hale getirecek şey ise; İnsanın kullandığı ve uyguladığı sistemlerin veya yöntemlerin hak ve hakikat öncelikli olmasıdır.

“İnsanın fikri ne ise zikri de odur” düsturunca bilmeliyiz ki, düşünce alt yapımız dilimize, dilimiz duygularımıza ve davranışlarımıza yansır. Bu nedenle günümüzde; hak, hakikat, adalet, merhamet, sevgi gibi evrensel genel doğrularla yaşamayı önemsemiş, “yaratılanı severim Yaratan’dan ötürü” bakışını önceliğine almış veri tabanına sahip insanlara çok ihtiyacımız var. Niçin? İnsan onuru, barış ve esenlik için! Çünkü veri tabanını güzel hasletlerle süsleyen insan güzel bakar, güzel düşünür, güzel söyler, güzel davranır… Buradaki “güzel”in içerdiği mana öyle bir manadır ki, evrensel hakkların tümünü içine alır. Hakkı gözetmeyen toplumların barış, esenlik ve selamet içinde yaşaması mümkün değildir. Diğer insanların da en az kendisi kadar değerli ve hakları olduğu bilinciyle hareket etmesi ve adaletli olması mümkün değildir. Bu gerçeği özellikle bugünlerde, Gazze’de yaşananlar sebebiyle maalesef çok net bir biçimde görüyor ve çok acı bir şekilde tecrübe ediyoruz. 

Konuyu özetleyecek olursak; İslam’ı doğru manada yaşamaya talip bir Müslümanın hislerini doğru kulvarda sabitleyebilmesi için tüm zanlardan uzak durması, hak, hakikat ve adaleti önceleyen bir hayatı yaşam tarzı haline getirmesi gerekmektedir. Müslümanın konuşma dili yukarıda saydığımız suçlayıcı, emredici, şikayet ve benzeri ifadelerden arınmış olmalıdır. Üslubu daima kuşatıcı ve kucaklayıcı olmalıdır. Konuşurken üstünlük kurma çabasına girmemelidir, zira inancımıza göre insanlar eşit yaratılmıştır, kimsenin kimseye üstünlüğü yoktur. “üstünlük ancak takvadadır.” Hucurat/13. Takvaca üstünlük de ancak Allah’ın bileceği bir iş olduğu için, insanların birbirine karşı üstünlük kurma çabaları boşa kürek çekmekten ve doğru hisle yaşamanın verdiği huzurdan mahrum olmaktan başka bir işe yaramayacaktır.

Vesselam…

Yorumlar 2
Dilek 30 Nisan 2026 11:13

Güzel Yüreğinize ve Kaleminize Sağlık çok güzel bi konu

Matematik öğretmeni 30 Nisan 2026 07:51

Çok anlamlı ve değerli bir yaz olmuş emeğinize belinize sağlık.

Yazarın Diğer Yazıları