Yasemin Merdivenci

Hak'kı Önemseyelim!

Yasemin Merdivenci

Hak, hukuka uygunluk, adalet manalarına gelir. Dünyadaki bütün ilişkilerin temelinde hak yani adalet yatar. Çünkü adalet; mülkün, sürdürülebilir yaşantının temelidir. Günlük yaşantımızda “iyilik” veya “kötülük” diye tanımladığımız şeylere dikkatlice baktığımızda iyiliğin sahibine teslim edilen haklardan oluştuğunu, “kötülük” dediğimiz şeylerin ise bir hakkın sahibine teslim edilmemesinden kaynaklandığını, yani hak ihlali olduğunu fark edeceğiz. “Hak” kavramı yeterince önemsenmediğinden, bu sebeple de anlaşılamadığından, günlük yaşantımızda gerekli değeri görememektedir malesef. Bu nedenle, insanlar arasında hak vermek ve hak almak zorlaşmıştır. Aslında “hak” kavramı bir iken “insan hakları, hayvan hakları, işçi hakları, çocuk hakları, engelli hakları, hasta hakları” gibi isimlendirmelerle bin bir çeşide bölünmüştür. Halbuki hak tektir; bu herkes ve her şey için geçerlidir; her canın, her nefsin, her nesnenin hakkı aynıdır. Bunu fark etmesi, önemsemesi ve yerine getirmesi gereken insandır. Bu yüzden insan anlasın diye hak kavramının ilk önce “insan hakları” diye garanti altına alınmaya çalışıldığını görmekteyiz. Gelin bu sürece birlikte bakalım.

İnsan hakları ilk kez Magna Carta ile yazılı bir metin haline getirilerek belgelenmiştir. 1215 yılında imzalanmış olan bu belge ile İngiltere kralına günlük yaşantıdaki sınırsız mutlak güç vehmeden bakış açısı kırılmıştır. Kral ile toprak sahibi baronlar arasında yapılan bu sözleşme, hakların bir kişinin tekelinde olması durumunun kabul edilebilir bir şey olmadığını göstermesi bakımından önemlidir. Fakat bu sözleşmeye, o günlerde üzerinde yaşadığı toprakla birlikte alınıp satılan halk dahil edilmediği için, aslında sözleşme insan haklarının değil, hak ihlalinin de bir nevi yazılı belgesi olmuştur. Tam da bu sebeple Magna Carta’dan 733 yıl sonra Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 10 Aralık 1948 tarihinde toplanarak İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ni yayınlamıştır. 

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesiyle birlikte bütün insanlar, insanlık ailesinin birer üyesi olarak kabul edilmiş; doğdukları andan itibaren hür, haysiyet ve haklar bakımından eşit oldukları, birbirlerine kardeşlik zihniyeti ile davranmaları gerektiği belirtilmiştir. Herkesin yasalar önünde eşit olduğu, kimsenin üstünlüğünün olmadığı, tüm insanların yaşam hakkı olduğu, hürriyet ve kişi emniyetinin her ferdin tartışılamaz hakkı olduğu vurgulanmıştır. Kimsenin özgürlüğünün keyfi olarak kısıtlanamayacağı, kimsenin alıkonulamayacağı, sürgün edilemeyeceği, haksız şekilde cezalandırılamayacağı kayıt altına alınmıştır. Daha birçok konuya değinen bildirge 30 maddeden oluşmaktadır. Maddelerini incelediğimizde görürüz ki; her biri insan hakkı ve onuru için gerekli, olmazsa olmazlardır. Fakat aradan 77 yıl geçmesine rağmen bu maddelerin uygulanmasında yeterince mesafe alınamadığından, gelişmiş ve demokratik denilen ülkeler dahil olmak üzere tüm dünyada hala güncelliğini korumakta, hala uygulanmayı beklemektedir. 

Bildirgenin ilk maddesinde insanların birbirlerine karşı kardeşlik zihniyeti ile hareket etmeleri gerektiği belirtilmiştir. Aslında sadece bu ilk maddesi bile günümüzde yeterince uygulanabiliyor olsaydı eğer, dünyada açlık ve açlıktan ölümler, düşmanlıklar ve savaşlar, ekonomik krizler ve zulümler olmazdı.

“insanlık kardeşlik zihniyetiyle hareket edebilseydi bunların hiçbiri olmazdı” Ancak lütfen şuna dikkat ediniz ki bu gibi sorgulamalarda kişi sorguya öncelikle kendinden başlamalıdır. Yaşanan her bir insanlık dramında benim payım nedir acaba? diye düşünmeliyiz; hatta bu düşünce uykularımızı kaçırmalı. En azından yeterince empati yapamıyor, yeterince destek olamıyor olmakla biz de bu işin içindeyiz sanki. 

Her bir dramda, savaşlar, açlık ve yoksulluklar gibi her insani problemde mutlaka bir “hak” gaspı yani haksızlıklar yatmaktadır. Unutmayalım ki haksızlık bir çığ gibidir, ortadan kaldırılmadığı ve sessiz kalındığı sürece hızla büyür, sonra da boyutları ve sınırları öngörülemeyen insani ve vicdani bir vahşet olarak çıkar karşımıza. Hak ortadan kalkınca; alevlerin arasında can veren 19 yaşındaki yazılım mühendisi Şaban Ahmed’in yardım isteyen eli gözükür mesela, Nasır Hastanesi’ndeki solunum cihazına bağlı bebeklerin; önce ölüme, ardından çürümeye terk edilişine şahit oluruz, ya da narkozsuz ameliyata mahkum edilen çocukların, yaşadığı acıya dayanamayarak verdiği son nefese! Demem o ki; hak ortadan kalkınca, hayal sınırlarını zorlayan bir vahşet çıkar ortaya! Tıpkı bugün Filistin’de olduğu gibi…

Dünyada bir sorun varsa temelinde insanlar değil, önce ferd olarak insan vardır. Bu nedenle hak konusunda da sorgulamaya gelin önce kendimizden başlayalım. Mesela birlikte yaşadığımız veya karşılaştığımız bireylerin hakkına yeterince özen gösteriyor muyuz? Önce bu soruyu soralım kendimize! Çocuklarımızla iletişim kurarken onların haklarını gözetiyor muyuz? Veya çocuklar kardeşlerinin veya arkadaşlarının haklarını gözetiyor mu? Eşler birbirlerinin, komşu komşunun, trafikte biri diğerinin güvende olma ve yaşama hakkını önemsiyor mu? 

Öncelik evimiz olduğu için eve dönelim: Mesela işten yorgun gelip kendimizi kanepeye bıraktığımız anlarda çocuğumuzdan gelen soruları anlayışla karşılayıp, onun soru sorma hakkına riayet ediyor muyuz? Yoksa birkaç kelimeyle geçiştirip, başımızdan mı savıyoruz? Mesela eşimizin evde “özel alanım” dediği yere, saygı duyup o alanı koruyabiliyor muyuz? yoksa “aynı evin içinde özel alan mı olurmuş!” tavrında mıyız? Benim olduğu kadar komşumun da hakkı diyerek bir şeyi yapmaktan veya yapmamaktan geri durduğumuz oluyor mu mesela? 

Demek oluyor ki, hakların veya oluşabilecek haksızlıkların çıkış noktasında insanın önce kendisi var aslında. Hak öyle bir şeydir ki verilmeden alınamaz! Verilirken de karşılık beklenmeden verilmelidir! Bu bakışın eksikliği yüzünden, bırakın dünyayı, ikili ilişkilerde bile yeterince hakka riayet edilmiyor, hak çiğneniyor, yok sayılıyor. Bu durumda sağlıklı bir ilişkiden söz edilebilir mi? Mümkün mü bu? Bu ilişki karı-koca ilişkisi, anne-çocuk ilişkisi, iş ilişkisi, arkadaş ilişkisi de olabilir. Kısacası yaşantının tüm alanları ve detaylarında evde, işte, trafikte, pazarda, okulda, her nerede olursak olalım konu ne olursa olsun verilmesi gereken haklar mümkün mertebe verilmeye çalışılmıyorsa orada “hak” kavramı bozulmaya ve kaybolmaya başlamış demektir. Hak olmadan sağlıklı iletişim, toplumsal ilişkiler ve sürdürülebilir hayat olmaz ve “hak” yani “adalet” olmadan dünyaya nizam verilemez…

Gelin “hakk verme”nin hayatımızda önemli hale gelmesi ve öncelikli yer tutması adına bugün bir karar verelim ve hayatımıza “istişare yöntemi”ni monteleyelim. Bir şeye karar vermeden önce fikir alalım; eşimizin, çocuğumuzun, annemizin, arkadaşımızın ne düşündüğünü soralım ve bunu mümkünse konunun muhatabı olan kişilerle yapalım. İşe bu yöntemle başlamak bir hak verme süreci başlatacağından, bizi her fırsatta hak alma telaşına düşmekten de koruyacaktır. Her alanda ve her konuda olası gerilim, didişme ve istenmeyen durumlarla karşılaşma riskini de azaltacaktır. İkincisi, fikrimizi en zarif şekilde, en şeffaf biçimde, en güzel tarzda söylemektir. Örneğin çocuğumuz hiç uygun olmayan bir zamanda dışarı çıkmak istedi, hemen “Olmaz, çıkamazsın!” demek yerine önce ona hak verip, sonra da gerçeği onunla en uygun üslupla paylaşmalıyız; “Evet dışarıya çıkmak istemekte haklısın yavrucuğum ama bak şu, şu, şu gibi nedenlerle çıkmasan daha iyi olur diye düşünüyorum? Sen ne dersin?” şeklinde fikrini soran, bu durumda bile onun aklına müracaat eden olmak güzel olacaktır inşaAllah. Hakkın ortaya çıkması veya hak ihlaline fırsat verilmemesi, ancak fikirlerin hür iradeyle paylaşılarak ortak bir karara varılmasıyla mümkündür. Ortak alınan kararlar onurlu ve barışık insanlar, huzurlu ortamlar getirir. Bu da huzurlu aileler, huzurlu toplumlar, huzurlu bir dünya demektir.

Hakkı önemseyen olmak; bizi her zaman doğruyu bulmaya, hakikate ulaşmaya, hak verme peşinde olmaya götürecek çok önemli bir kazanım, çok değerli bir farkındalıktır. Ve lütfen bu yolda tercihimizi hak almak yönünde değil de önce hak vermekten yana kullanalım. Sadece bu yaklaşımda olmak bile bizi sorunların ateşli bir parçası olmaktan çıkaracak, çözümlerin huzur veren paydaşı haline getirecektir. 

Vesselam…

Yorumlar 1
Ali Aksoy 25 Haziran 2025 03:24

Hak hukuk kavramının tarihçesi anlatilmis hak hukuk insan yaşamının her safhasında önümüze gelir bunlara değinilmiş faydalı bir yazı okudum. Tebrik ederim

Yazarın Diğer Yazıları