Yasemin Merdivenci

Gerçek İnfakı Yapmaya Hazır Mıyız? İnfak Ederken İflas Etmeyelim!

Yasemin Merdivenci

İnfakı yaygın anlaşılan tanımıyla “Allah'ın rızası için malımızdan, gelirimizden ihtiyaç sahiplerine karşılıksız olarak vermek” şeklinde tanımlayabiliriz. Müslüman olarak infakın bir çok ayette ve hadiste önerilen bir ibadet olması nedeniyle çok önemli olduğuna inanırız, bu sebeple de mümkün olduğunca vermeye çalışırız.

Ancak hangi algıyla yapıldığında o iş Allah indinde “infak” kapsamına girer, bunun bilinmesi hayati önemdedir. Allah indinde infakın geçerli olabilmesi için, Billahi manada imanla, öyle bir idrak ve kasıtla yapılıyor olması gerekiyor. Daha önce “Müslümanlar Neden Birleşemiyor-1” başlıklı yazımızda “Billahi İman ve Dunihi Algı”dan bahsetmiş ve Billahi anlamda imanı Yılmaz Dündar hocamın “Kader” kitabından alıntıyla “Allah’ın Ehad oluşuna imandır, dışı ve sınırı, öncesi, sonrası olmayan Allah manasına imandır” demiştik. Her işimiz gibi infak davranışımızın da Allah indinde makbul olması için bu idrakla yapılması gerekiyor. Bu idrakla yapılan verme ve paylaşmalar Allah indinde infaktır, iyiliktir, sevaptır, güzeldir ve salih ameldir. Bu idrakla yapılmayan iş ve ameller dunihi algıyla yapıldığı için, dünyada bir faydası oluyor gibi görünse de Allah indinde yok hükmündedir. İşlerimizin salih amel olması önemlidir, ancak salih ameller bize rıza kapısını açabilir. “Allah var, ben de varım, muhtarım” algısıyla yani “dunihi algı”yla yaşamak şirktir, bu algıya cennet kapalıdır. Nisa/48: “Şüphesiz ki Allah, kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz.” 

Bu kadar tehlikeli olan “dunihi algı nedir?”, birkaç cümleyle hatırlayalım. Dunihi algı; Allah’ın dışı var sanmaktır, kişinin kendisini ve yaratılanları Allah’tan ayrı müstakil varlıklar sanmasıdır, Allah’ın dışı varmış gibi bir hisle düşünmesi, davranması ve yaşamasıdır. Tam bu noktada hatırlamamız gereken bir ayet var, Fussilet-23: “Rabbiniz hakkında beslediğiniz işte bu zan var ya, sizi o mahvetti ve kaybedenlerden oldunuz.” Ayette bahsedilen kaybedenlerden olmamak için, amellerimizin salih olabilmesi için bir an önce Allah’ın dışı varmış algısıyla yaşamaktan kurtulmalıyız deyip konumuza dönelim.

İnfak denilince hemen akla para, mal-mülk gibi şeyler gelse de aslında iş öyle değil. İnfak ilk önce kendi “ben” deyişimizden ve özelliklerimizden başlar; bahşedilen “ben” hissiyatı ve özelliklerimizin infakı, bunların Allah’a ait olduğunu teslim etmekle başlar. Ben duygumuzu ve bütün nimetleri Allah yolunda, Allah için, Allah adına kullanmak bir hayat tarzıdır ve adı da infak yaşantısıdır. 

Benliğinin Allah’a ait olduğunu kabulden sonra sıra Hakk ve Batıl arasında karar (tercih) yetkisine, daha sonra da bedene gelir. Mesela gözümüzü nasıl infak ederiz? Eğer kendimize ve bir başkasına bakarken onu Allah’ın ilminde bir ilmi suret, bir düşünce olarak görebilirsek biz Allah adına bakmaya, göz nimetini Allah için kullanmaya başlamış, gözün infakını yapma yoluna girmiş oluruz. Hz. Ebu Bekir es-Sıddıyk (ra) “Ben neye bakarsam önce Allah’ı! sonra baktığım şeyi görürüm!” diyerek infakın sadece malını vermekle olmadığını, asıl infakı yaşıyor oluşunu hissetmiş ve paylaşmıştır. Halifetullah olarak işitmek de işitme nimetini Allah adına Allah için infak etmektir. Bu yaklaşım bütün azalarımız için geçerlidir ve böyledir.  

Bir gün sahabelerden Muâz bin Cebel (ra) Rasûlullah (SAV)e şöyle bir soru sorar: “Canım Sana fedâ, Yâ Rasûlallâh! Allah’tan niyâzım, bizim emânetimizi Sen’den önce almasıdır ama Sen bizden önce vefât edersen, Sen’den sonra hangi ibâdetleri yapalım?” Rasulullah (SAV) soruya cevap vermeyince Muâz (ra) “Allah yolunda cihâd mı edelim?” diye sorar. Efendimiz (SAV) “Allah yolunda cihâd güzel şeydir; ama bundan daha hayrlısı vardır.” buyurur. “Oruç tutmak, zekât vermek mi?” diye sorunca, “Oruç tutmak, zekât vermek de güzeldir amaa daha hayrlısı var” buyurur. Muâz (ra) birçok işi sayar, Rasûlullah (SAV) Efendimiz her defasında “İnsanlar için bundan daha hayrlısı var.” buyurur. Muâz (ra) “Anam-babam Sana feda olsun, insanlar için bunlardan daha hayrlı olan nedir?” diye sorunca Efendimiz (SAV) ağzını gösterir ve “Hayr konuşmayacaksa susmak.” buyurur. Muâz (ra) “Konuştuklarımızdan hesaba mı çekileceğiz?” deyince Rasûlullah (SAV) Efendimiz Muâz’ın dizine hafifçe dokunarak buyurdu: “Allah hayrını versin ey Muâz! İnsanları yüzüstü cehenneme sürükleyen, dillerinin söylediğinden başka nedir ki? Kim Allâh’a ve âhiret gününe inanıyorsa, ya hayr konuşsun veya sussun! Sizler hayrlı söz söyleyerek kazançlı çıkın; boş söz söylemeyerek rahat ve huzûra kavuşun.” 

Efendimizin (SAV) hadisi şerifte buyurduğu “hayr konuşun, kazançlı çıkın, rahat ve huzura kavuşun” söyleminin muhatabı ancak Billahi Anlamda İmanlı olanlardır. Ancak bu bilinçle yaşayanların söyledikleri söz hayrdır, ancak onlar kazançlı çıkabilir, ancak onlar huzura kavuşabilir. Bu idrakla yaşamayanların bütün söz ve davranışları şerdir, daima kaybetmeye mahkumdurlar ve hiçbir zaman huzura kavuşamazlar. Kısacası onlar infak ettiklerini sanarak iflas edenlerdir. Bu nedenle ilk infak dunihi algıyı reddedip, Billahi imanla yaşamayı kabul etmektir. İşte bu infakı yapanı Allah sever ve buyurur:

"...Kulumu sevince de ben onun gören gözü, işiten kulağı, tutan eli ve yürüyen ayağı olurum. Benden ne isterse, onu mutlaka veririm, bana sığınırsa, onu korurum.” (Buhârî, Rikak 38) 

Bu makbul infakı yaparak yaşama gayretinde olanlara selam ve muhabbetlerimle…

Bu infakı yapar ve onu hayat tarzı haline getirenlerden oluruz inşaAllah…

Vesselam…

Yazarın Diğer Yazıları