Müslümanlar Neden Birleşemiyor-1 konulu makalemizde Hucurat Suresi 14. Ayeti kriter kabul edip öğrenmiştik ki; Müslümanların gerçek manada birleşmesinin sağlanabilmesi için, Müslüman olmak yeterli değildir. Kalpler üzerinden yürüyecek bir telif yani birleşme, ancak mümin olmakla gerçekleşebilmektedir. Allah indinde mümin olmanın asgari şartının da Allah’ı doğru tanımak olduğunu, bu tanımanın ise bize; çok kısa, çok net, çok yeterli, çok kolay ve anlaşılır bir şekilde İhlas Suresi ile öğretildiğinden bahsetmiştik. İşte bu TEK ve GERÇEK VAR’da, DIŞI ve SINIRI olmayan VAR’da yaratılan biz kullar, Allah’ta, O’nun ilminde kullar olarak, bu hakikati fark eden Billahi İmanlılarla kardeşiz. Hepimiz aynı Allah’tayız! İşte bu imana göre bir idrak oluşturup, bu idraka göre bir hayat sürmeye çalışanların diğer kardeşleri için kin, nefret gibi düşünceleri, düşmanlık, haset veya fesatlıkları olamaz, mümkün değil! Efendimizden öğrendiğimize göre; dünyadaki Müslümanların birlik sağlayamamalarının en önemli sebebi, Allah’a Vahidiyet’iyle, Ehadiyet’iyle değil de, dunihi algıyla inanmaları ve bu inanış çerçevesinde bir hayat sürmeleridir. Ne yazık ki günümüzde de Müslümanların çoğunda bu yanlış inanış hakimdir! Önceki yazımızda ele aldığımız bu konuyu geniş kapsamda okumak isteyenler, Müslümanlar Neden Birleşemiyor? 1’e bakabilirler.
Müslümanlar Neden Birleşemiyor-2 başlıklı yazımızda ise Müslümanların birleşemiyor olmalarını bir hastalık gibi düşünüp, “kalplerin birleşememesi hastalığı”nın teşhisi ve tedavisini ayetler ve hadislerle tefekkür etmeye çalıştık. “Allah’ın dışı var” algısı olan dunihi idrakla yaşayan Müslümanların, kendini ve diğer insanları (kendimizdeki ve diğer insanlardaki Allah gücü, kuvveti, kudreti ve Allah’ın verdiği vasıflar sebebiyle) birer GERÇEK VAR yani İLAH gibi algıladıklarından, hal böyle olunca da ilahlık hissiyatıyla yaşayan bu müslümanlar arasındaki kin, nefret, haset, fesat, kavga, didişme ve şiddetin kaçınılmaz olduğundan bahsetmiştik. Müslümanlar olarak kalplerimizin bir olabilmesi ve bir duvarın tuğlaları, bir vücudun organları gibi olabilmek için, Kur’an’daki “hanif olun” uyarısını çok hızlı ve doğru biçimde anlamamız gerektiğini, sonra da ikinci adım olarak, hanif bir müslim olan bir hayat tarzı oluşturmamız gerektiğini söylemiştik.
Bugün bu konudaki üçüncü yazımızda daha kolay yapılabilir bir yaklaşımı ele almak istiyorum. Neden? Çünkü herkesin Billahi manada iman idrakında ve bu algı ile yaşıyor olmasını beklemek, ayet ve hadislerle öğretilen istatistiki bilgilere göre çok mümkün değildir. Bu nedenle amacımız; kimseyi ötelemeden, yargılamadan, kimse hakkında hüküm vermeden, bir durum tespiti yapmak ve “Gelin müslümanlar olarak birlikte kardeş olalım, Efendimizin tebliğ ettiği gibi doğru imanda olalım…” telaşıyla, bir yardımlaşma, bir farkındalık oluşturma gayreti içinde düşüncelerimizi paylaşmaktır.
Arzu ettiğimiz, hedeflediğimiz kalp birlikteliğine ulaşmak ana hedefimiz olsa da bu noktaya kısa zamanda gelemeyebileceğimizi de düşünerek, “Acaba müslümanların birleşmesinin asgari sınırı ne olmalıdır, bu nasıl sağlanabilir?” konusunu biraz tefekkür etmeye çalıştım. Çünkü müslümanlar olarak; bu ideal saflığa, temizliğe, hanif yaşantıya, ahsen-i takviym yapıya nasıl ulaşır, ne zaman kavuşuruz, bilemiyorum! Bu durumda günlük yaşantımızda birbirimizi ilmihal uygulamaları gibi sebepler dahil, ne sebeple olursa olsun bölmekten, ayırmaktan uzak tutacak, asgari barış, onur ve demokrasi standartlarında bir hayat için gayret edeceğimiz bir platforma ihtiyacımız olduğu kanaatindeyim. Bunun için, Medine-i Münevvere’den nurlanarak yaşamaya talip insanlar olarak, en azından “medeni” yani “medineli” olmak gayretine girmek ve bir medeni müslüman hayat standartına kavuşmak için çalışmak güzel olacaktır.
Elbette herkesin kendi yaşamına göre ekleyeceği, kısaltıp-uzatabileceği farklı maddeler olabilir ama en azından bir fikir ve farkındalık oluşturması için hazırladığım bir listeyi, önce kendim için olmak üzere istifadelerinize sunmak istiyorum:
En kıymetlimiz olan zamanımızı; başkalarının yanlışlarıyla değil, kendi yanlışlarımızı düzelterek değerlendirelim.
Karşımızdakini dinlerken onu anlamak için dinleyip, ondan duyduklarımızın bizi geliştirebileceği, bize mutlaka bir katkı sağlayabileceği düşüncesiyle “iyi bir dinleyici” olalım.
Hayatımızdaki sorunları “doğru” tespit ederek, katılımcı, şeffaf ve sürdürülebilir çözümler bulalım.
Her şeyden ve herkesten şikâyet eden bir duygu durumu ve konuşma dilimiz varsa, acilen bu şikayet halini ve dilini terk edelim.
Kişiler ve olaylar hakkındaki yalan yanlış tahminler bir yana, zanlardan dahi kaçınıp, “Aslında ben şöyle zannetmiştim” gibi cümleleri hayatımızdan çıkaralım, duygu düşünce, konuşma dili ve davranışlarımızı gerçek verilere dayandıralım.
Göz boyayan, algı peşinde koşan, gücün imkanlarını kullanarak insanları kandıran değil, İnsanlara güvenen ve güven veren olalım.
Sözlerimizde ve davranışlarımızda şeffaf, net, dürüst, sözünde duran ve emniyet veren, olalım.
Sabırlı, zarif, kibar ve empatik bir Müslüman olalım.
Birbirimize; istişare eden, önemseyen ve “evrensel genel doğruları” veri kabul eden bir anlayışla, “birlikte güçlüyüz, güzeliz ve başarılıyız” idrakıyla yaklaşalım.
Gücümüzü karşımızdakini sindirmek veya susturmak için değil, korumak için kullanalım,
Hizmet bekleyen değil hizmet eden, alan değil veren olalım.
Müslüman kardeşlerimizi kırmaktan ve onları incitecek söylem ve davranışlardan kaçınalım.
Bir yanlış veya hataya düştüğümüzde üzerini kapatmayı değil, özür dileyip hemen düzeltmeyi tercih edelim.
Farklı fikirlere ve kararlara saygı duyup; yaratılanları (özellikle de bir Müslümanı) Yaratan’dan ötürü sevelim.
Dile getirerek çözmeye çalıştığımız ama çözemediğimiz sorunları şiddet kullanarak çözmeye kalkmayalım, daima akılla hareket edelim.
Şartlar ne olursa olsun müslüman kardeşlerimize karşı daima şefkat, merhamet, sevgi, güler yüz ve diğerkâmlık gösterelim.
“Önce hakkımı alayım” değil önce “hakkını vereyim” düşüncesinde, takdir bekleyen değil takdir eden, teşekkür bekleyen değil teşekkür eden olalım.ve bütün bunları yapmaya; ilk önce en yakınlarımızdan, yani eşimizden çocuklarımızdan, komşularımızdan, cami cemaatinden, iş arkadaşlarımızdan, yolculukta yan yana oturduklarımızdan, aynı trafikte seyirde olduklarımızdan, aynı markette alışverişte bulunduklarımızdan, aynı apartmanda aynı sokakta yaşadıklarımızdan başlayalım. Biiznillah Müslümanlar olarak birlikte ve bir olma yolunda ortaya koyacağımız bu gayretin; barış, huzur ve selametimiz için, çok kolay ve güzel, çok hayrlı ve bereketli olması dileğiyle.
Vesselam…