Elif Çaylıoğlu

Kader(6)

Elif Çaylıoğlu

Kader konusunu hakkıyla anlayabilmemiz için gerekli kurallardan biri de Allah’ın hakkını gözetmektir. Önceki yazılarımızda ilk üç kuralı konuşmuştuk, bu da 4. Kural. Kader anlatılırken veya anlaşılırken Allah’ın Hakkı Gözetilmelidir.
İnsan dunihi algı ve zanlarıyla yaşıyorsa ve bunun da farkında değilse daima Allah’ın hakkını örten yaklaşımlar sergiler. Bu halde olduğunu reddetse bile böyle bir idrakla yaşadığı için Allah’ı överken bile O’nun hakkını vermeyen pozisyonundadırlar. Nisa Suresi 28. Ayet ve başkaca ayetlerde bunu görmekteyiz. Mesela “Onlara yeri göğü kim yarattı diye sorsan Allah derler” mealindeki ayetlerde “Allah” dedikleri halde algıları bozuk olanlar kınanmaktadır. Allah’ın hakkını gözetmek tek şeydir; Allah müstakilen var ve muhtardır, başka müstakilen var ve muhtar bir varlık yoktur idrakını kabul etmek ve buna uygun yaşama gayretine girmektir; Allah’ın hakkını gözetmenin temeli budur. Bunu günlük yaşantıdaki hak gözetmeler gibi düşünürsek yanılırız. Yaşantımızda çoğumuz etrafımızdakilerin hakkını gözettiğimize inanırız, hatta gözetiriz de. Çocuklarımızın hakkını gözettiğimizi, eşimizin hakkını gözeterek bir ev yaşantısı sürdüğümüzü, çalışanlarımızın hakkını gözeterek bir çalışma sistemi kurduğumuzu rahatlıkla söyleyebiliriz. Elbette, insan Allah’ın hakkını gözetip gözetmediğini önce belki bu bakışla düşünür ama sonra Allah’ın hakkını gözetmenin ne ve nasıl olduğunu doğru tanımlamayla yola başlamaldır.
Demek ki “Allah’ın hakkı nedir?” dediğimizde Evvel olan, Ehad olan Allah’ın hakkı “Müstakilen var ve muhtar” olmaktır; öncesiz ve sonrasız VAR olmaktır, GERÇEK VAR olmaktır. İşte bu özelliklerle VAR olanın sadece Rabbimiz Allah olduğunu bilmek ve bu bilişe göre de bir hayat tarzı oluşturma gayretine girip yaşamak, Allah’ın hakkını gözetmenin en temel, an alt ve en alt basamağıdır.
“Müstakilen var ve Muhtar olan Allah’tır” tanımını bir motto cümlesi, kitabi bir bilgi olarak okuyup geçmeyelim lütfen. Her yazımızda altını çizmek istediğimiz, farklı farklı örneklerle açmaya çalıştığımız, hep bu idrakın bizde vücut kimyası haline gelmesidir. Dünya hayatına dunihi algı ile başlayan bir kulun kurtulması gereken hallerin başında gelen ve en önemlisi olan kendimizdeki müstakillik iddiası ve onun getirdiği ilahlık hissiyatıdır; bu hissiyatla ilan ederek oluşturduğumuz hayat tarzıdır çünkü bu idrak ve hayat tarzı bu hakkı gözetmez, gözetemez. Çünkü insan dünya yaşantısı gereği “müstakilen varım ve muhtarım” zannıyla dünyaya gelir, bu algıyla oluşturduğu hayat tarzıyla yaşantısını sürdürür.
Eğer ki Rasulullah (SAV) Efendimiz ve Kur’an’ın temel tebliği olan bu mananın yani “müstakilen var ve muhtar” olanın ancak Allah olduğunun farkına varmaz isek dünyamız da ahiretimiz de hüsrandır; ancak bu hüsran halini ancak o hüsrandan kurtulmuş olanlar görebilir, fark edebilir. Efendimiz (SAV)’in ashabına “Ben sizi kuşağınızdan tutup ateşten kurtarmaya çalışıyorum, siz ise benden elinizi eteğinizi kurtarmaya çalışıyorsunuz” buyuran hadisini lütfen hatırlayın (Müslim, Fezâil 19).
Kişi eğer dunihi algı ve zanlarıyla yani bir ilah kişiliğiyle yaşıyorsa yaşantısında her ne yaparsa yapsın, her ne olursa olsun bir türlü tatmin olamaz, tatmin olamayız; tatmin edilecek duygunun (ilahlık hissiyatlı kişiliğin) bizde bir karşılığı olmadığı için gerçek tevekkülü yaşayamaz ve sürekli tedirgin, güvensiz, kaygılı bir hayat süreriz. Örneğin kendimize iş hayatımızda bir hedef belirleriz. O hedefe ulaşmak için bir plan yapar ve uygulamaya koyuluruz. Belirlediğimiz hedefe ulaşsak bile bir türlü tatmin olamayız. Allah’ı ve nimetlerini göremediğimiz için manevi bir huzura ulaşamayız; sürekli etrafımızla didişiriz, başkasının işine göz dikeriz, her şeyden şikâyet ederiz, kendimizi över başkasını yereriz. İşte bu ve bu gibi durumlar kesinlikle bizdeki ilahlık hissiyatının yansımalarıdır ki bu da Allah’ın hakkını vermediğimizin (bu idrakla da asla veremeyeceğimizin) göstergesidir. Rabbimize ait özellikleri kendimize aitmiş gibi görmemiz ama bu görüşe uygun bir karşılık da bulamıyor olmamız sebebiyle sürekli şikâyet eder, didişir, göz diker, suçlama yaparız. Bu ve bunun gibi halleri kendimizde hem de tek tek yakalamaya çalışmazsak ömrümüze yazık ediyor olabiliriz. Konuşurken, davranırken hatta düşünürken acaba şikâyet ettiğimiz bir olay mı var, hemen bunu test edelim. Büyük ihtimalle, şikâyet ettiğimiz durum Allah’ın hakkını gözetmemekten kaynaklanıyordur. İnsan çok sevdiklerinin ve çok nefret ettiklerinin yanındayken genellikle Allah’ın hakkını unutur yani o anlarında Allah’ı unutur. Çünkü o gibi durumlar (yani yanlış sevgi ve yanlış öfke) dunihi algıyla yaşayanın kendini müstakil ve muhtar hissetmesini güçlendirir. Bu ve bunun gibi örnekleri kendimizde (düşünme, konuşma ve davranışlarımızda) 7/24 arayıp bulmak zorundayız. Allah’ın hakkını gözetmeyen bir yaşantı zulümdür, zulmettir. Gerçek karanlık bu yaşantıdır ama dünya maalesef kahır ekseriyetle o yaşantıya aydınlık zannetmektedir. Dunihi algı ve zanları sebebiyle tatminsiz, kuşkulu ve güvensiz yaşantının hâkim olduğu bir dünya var; reçetelerin hemen hepsine girmiş bir antidepresan gerçekliği var; çünkü ilahlık hissiyatlı kişilikler ruhsal olarak rahatsızdır, kesin. Kaçınılmaz bu böyledir.
Allah’ı hakkıyla tanıyamamakla ilgili olarak ayetlerle ve hadislerle uyarılırız çünkü Rabbimiz de Rasulü de biz kullarına anlayamayacağımız kadar çok rahim, çok merhametli, çok şefkatli…
Zümer Sȗresi 67. ayet: “O’nun kadrinin hakkınca Allah’ın hakkını veremediler/ Allah’ı hakkıyla tanıyamadılar.”
Nisa Suresi 78.ayet: “Nerede olursanız olun ölüm sizi yakalar; sarp ve sağlam kalelerde olsanız bile! Kendilerine bir iyilik dokunsa “Bu Allah indinden” derler, başlarına bir kötülük gelince de “Bu senin indinden” derler. “Hepsi Allah’ indindendir” de. Ne oldu bu topluluğa ki bir türlü söyleneni anlayamıyorlar!”
Sonuç şudur ki Allah’ı hakkıyla tanıyamamak yanlış bir kader inancını ortaya çıkarır; Allah ve kader anlayışlarından eğer birisi yanlışsa diğeri de öyledir.
“Allah’ım, seni hakkıyla tanıyabilmeyi, böylece Kaderini de doğru anlayabilmeyi, bunu sağlayacak Billahi Anlamda İmanı bize lütfediver; lütfediver de biz seni ve kaderini senin razı olduğun şekilde anlayıp, kabul edip ve o halde de yaşayabilelim. Allah’ım, bunu bize ilham ediver, ikram ediver, lütfediver (âmin).”

Yazarın Diğer Yazıları