Hocam, orucu o kadar farklı anlattınız ki elhamdülillah; bu farkındalık inşaAllah çok güzel oldu. Samediyeti “Müstakilen var ve muhtar olan Rabbimizin hiçbir şeye muhtaç olmaması” olarak açıklarsak, samediyet nuruyla fark ediyoruz ki, biz bu göründüğümüz bedenden fazlasıyız. Bunu oruç üzerinden düşündüğümüzde, yemek yemeyen, su içmeyen “BEN” yanımızın olduğunu anlıyoruz. Muhtaç olduğumuzu sandığımız şeylere aslında muhtaç olmayan “BEN”liği fark ederek Rabbimizi Billahi anlamda yaşamaya çalışıyoruz. Eğer bu işler dünihi algıyla yani ilahlık hissiyatıyla yapılırsa kendimizi ilah ilan etmemiz mümkün. Bu duyguyla hazırlanan “güç bende” programları var. “Sen hiçbir şeye muhtaç değilsin, ihtiyaç duyduğun güç sende” diyen, ilahlık hissiyatı oluşturan bu programlar kişiyi daha da saptırıyor. Özetlersem; oruç tutarken aslında ne kadar aciz olduğumuzu değil, tam tersi, muhtaç olduğumuzu sandığımız şeylere aslında muhtaç olmadığımızı fark ediyoruz ama burada bir tehlike de var sanki... İnsan "Günlerce aç kalabiliyorum, ne kadar güçlüyüm. Açlığa dayandım, başardım" diyerek farkında olmadan kendimizi ilahlaştırmamız mümkün. Onun için sizin hep söylediğiniz gibi önce örtücü ilahlıktan kurtulmak gerekiyor değil mi?
Kişi örtücü ilahlığından kurtulması gerektiğinin farkında olmadan ibadetlerle meşgulse "Başardım, şu kadar gün aç durdum, bu kadar gece uykusuz kaldım" diyerek kendi ilahlığını güçlendirir. Bilmeliyiz ki kurbanın kanı Allah’a ulaşmadığı gibi, açlığımız ve uykusuzluğumuz da Allah’a ulaşmaz. Allah’a ulaşan tek şey takvadır. Kişi kendine hep sormalı: "Şu an oruç tutan kim? Örtücü ilah mı, yoksa kul mu?"
Örtücü ilahlığı fark etmek ve bundan kurtulmak halinin en öncelikli mücadele ve hedef olduğunun farkında olmadan, yakîn elde etmek için uzun süre aç veya uykusuz kalarak onu güçlendirirler. Örtücü ilahlığının ve bundan kurtulmanın en öncelikli iş olduğunun farkında olmadan, bunu öncelikli hale getirmeden yakîn elde etmek için uzun süre aç veya uykusuz kalır, birkaç gün peş peşe oruç tutar, geceleri uyumaz, uykusuz kalır, böylece kendisine “başardım, kaç gün oruç tuttum, aç durabildim. Şu kadar uykusuz durabiliyorum” der. Bunlar da komando tanrıdır, iyi komando olurlar. İlan ettikleri örtücü ilaha aç kalmayı, uykusuz kalmayı öğretiyorlar çünkü. Eğer kurban bahsini incelerseniz şu dikkat çekicidir; kestiklerinizin kanları Allah’a ulaşmaz! Dolayısıyla buradan hareketle deriz ki; açlığınız, uykusuzluğunuz Allah’a ulaşmaz. Ancak sizin takvalarınız önemli, onunla ilerlersiniz. Takvayla!
“Örtücü ilahlık hissiyatıyla oruç tutulur mu?” gibi bir soru için ne dersiniz?
Buradan “Örtücü ilahlık halinde olanlar oruç tutmasın” manası çıkmaz! Cümleye çok dikkat edin; eğer uzun süre aç ve uykusuz duran örtücü ilahsa! O zaman kişi kendisine soracak; “Ben aç duran bir örtücü ilah mıyım, şu anda oruç tutan örtücü ilah mı?” Bunu kendimize hep soracağız. O kadar ki, ne yapıyorsak bunu soracağız: Bu hayrı yapan örtücü ilah mı? Salâttaki kim, orucu kim tutuyor? Örtücü ilahsa, örtücü ilahlık şirk koşmaktır. Zümer-65, “Şirk koşanların amelleri boşa gider” der. Ne kadar aç kalsalar da ne kadar uykusuz kalsalar da, ne kadar seccadede olsalar da şirk koşanların amelleri boşa gider.
Hocam, peki bu bizi ahirette müflis duruma düşürecek olan bu Örtücü İlah halinden yani ilahlık hissiyatından kurtulup da gerçek oruç idrakine ve yaşantısına nasıl hicret edeceğiz? Bu çok mu zor? İbadetlerimizi muhtar bir varlık olarak değil de "kul" olarak nasıl yapabiliriz? Örtücü ilahlıktan mutlaka kurtulmamız gerekiyor, bu nasıl olacak?
Kurtuluş salât ile! O bizi "A"dan "B"ye hicret ettirir; sonra oruç bir o rüya hükmündeki Billahi yaşantıyı da anlamsızlaştırır; seni vehimden sıyırıp Samediyet vasfına hazırlar. Ama bunun yolu önce şirki terk etmektir; "Ben vehmin zulmünden kurtulmaya adayım" deyip Nefs-i Levvame’ye girmeliyiz. Bu hicretle mümkündür. Örtücü ilahlıktan Hanifliğe hicret ettirecek önemli ibadet biçimi salâttır. Salât kişiyi örtücü ilahlıktan Haniflik noktasına HİCRET ettirir. Salâtla amaçlanan, “A” Takdim Formu”ndan kurtulup “B” Takdim Formu”nda “BEN” demektir. “A” Takdim Formu”ndan kurtulma isteği, öncelikle “B” Takdim Formu”nda “BEN” demek içindir. O yaşantı için “A”dan hicret edilir ve bunu sağlayan şey salâttır. Oruç; “B” Takdim Formu “BEN”in bir rüya hükmünde olan yaşantısını anlamsızlaştırır! Yani siz salâtla “A” Takdim Formu”ndan “B”ye hicret etmişsinizdir. Şimdi de oruç “B” Takdim Formu “BEN”in bir rüya hükmünde olan yaşantısını sizin için anlamsızlaştırır. Böyle olduğunda kişinin gelecek için hedefleri, arzuları, istekleri değişmeye başlar. Daha önce kendisine hoş ve cazip gelen helal şeyler bile, normal olduğu halde anlamsız gelmeye başlar. Ona daha önce hoş gelen şeyler, oruç ibadeti sayesinde anlamsız gelmeye başlar. “B” Takdim Formu “BEN”in anlamsızlaşması bizim vehim terkibinden sıyrılmamızı ve Samed vasfını anlamamızı kolaylaştırır.
Özetlersek; "Ben muhtarım" zannıyla ibadet muhtariyet iddianızı kuvvetlendirir, vehmin zulmetinde sabitler. Oradan kurtulmayı dilediğiniz an Nefs-i Levvame’ye girersiniz. Levvame sürecinde salât bizi örtücü ilahlıktan Haniflik noktasına hicret ettirir. Oruç ise hicretle gelinen "B Takdim Formu BEN" yaşantısını da anlamsızlaştırarak vehim terkibinden sıyrılmamızı sağlar. Eğer muhtarlığınızın farkına varıp önemsemez, kabul etmez ve kurtulmaya çalışmazsanız bu anlatılanlara rağmen “ben muhtarım” derseniz ibadetleriniz hep muhtariyetinizi kuvvetlendirir ve siz iyi bir müslüman olursunuz! Kendinizi, aklını ve hür iradesini Allah’ın kurallarını uygulamakta kullanan, o işlere dikkat eden iyi bir Müslüman olarak tarif edersiniz. Mesela oruç tutarak iyi bir komando olursunuz. Allah için aç durabilen bir komando! Allah sizin açlığınızı tokluğunuzu ne yapsın! “Kestiğiniz kurbanların kanı Allah’a ulaşmaz!” diyor. Açlık tokluk Allah’a ulaşmıyor ki... “Ne güzel, aç durdular. Haydi şimdi yesinler” gibi bir düşünce Allah için düşünülebilir mi? Allah muhafaza, böyle bir saçmalık olmaz! “Allahım senin için çok aç durmuştum” dersen, “durmasaydın” denir. O işi “muhtar” yapıyorsa netice böyle olur.
Hocam, camilerimizde vaiz efendilerden çok duyduğumuz bir hadis var; Rabbimiz bir kudsi hadiste “Orucun sevabını ben veririm” buyurmakta; bu hadisimizi biraz açabilir miyiz?
Evet, oruç öyle bir ibadet ki, Allah “Onun sevabını Ben veririm” buyuruyor; neden? Onun sevabını verebilecek bir ilmî suret yoktur da ondan! Çünkü siz oruçla ilmî suretlerin tükendiği bir yere gidiyorsunuz. Oruçla gittiğiniz yere ilmi suretler gelemezler; yanarlar. Orada onlar yok! İşte oraya ulaşmanın ibadetidir oruç. Ancak; oraya ulaşabilmek için önce vehmin zulmetinden kurtulmak şart, lütfen bunu önemseyin; ondan kurtulmadan olmaz! Zümer-65 “Şirk varsa ibadetleriniz boşa gider.” buyuruyor. Şirk varsa! Şirk olan yaşantı vehmin zulmetidir, bu ayette altı çizilen şirk vehmin zulmeti yaşantısıdır. Bu yaşantıdaysanız bütün ibadetleriniz boşa gider. Bunu çok önemseyip “Ben bu vehmin zulmetinden kurtulmaya adayım, bendeki zulmet dosyaları olan Sol Dosyaları yani İz Düşüm Dosyaları’nı fonksiyonsuz yapacağım” demek ve gereken mücadeleye başlamak gerekiyor. Bunu dediğiniz an Nefs-i Levvame’ye girersiniz, nefsi levvameye girmekle birlikte şirkin getirdiği sakıncalar tüm ibadetler için kalkar.
"Orucun sevabını ben veririm" hadis-i kudsisini yeni anladım gibi. Demek ki oruç, o ilmî suretlerin bile yandığı, kelimelerin bittiği bir yere götürüyor bizi. Rabbim bizleri örtücü ilahın oruç diye tuttuğu açlıktan sıyırıp; "Eşhedü en La ilahe illallahül Ehadüs Samedülleziy lem yelid ve lem yülde ve lem yekün lehü küfüven ehad." şehadetiyle hakiki oruçlu kullarından eyle lütfen.
Hocam, geldiğimiz noktada bende oluşan bir fikir de şöyle; sanki nefs-i levvameye girilince iş çok kolaymış gibi gözüküyor, gerçekten öyle mi?
Evet ama nefs-i levvameye girmek hem çok kolay hem çok zor! İnsanca tarif edince “kolay veya zor” denebilir ama gerçek şu ki, Allah diledi mi kolaydır. Mesela bu konuları anlattığımız kitapçıklarımızı ısrarla, sabırla, gayretle okuyanlar ya da söyleşileri ve video kayıtlarını saatler boyu oturup dinleyenlere bakın, bu kolay bir iş mi? Bunları normal birine önerin; okumaz ve dinlemez! Bu konuları okuyor, dinliyor olmak Allah’ın önemli bir lütfudur. Kolaylaştırmış ki bu mülakatı yapabiliyoruz, okuyabiliyoruz.
Hocam, anladık ki; var görünen halinden daha fazlası olduğunu idrak edebilmesi inanan için vehmin zulmetinden, kendini beden sanıştan kurtuluşa açılan bir kapı. Yani Elif’in sadece beden mülkünden ibaret olduğunu düşünürsem, kendimi iyi hissetmek için daha güzel olmalıyım der, daha uzun yaşamak için sağlıklı olmalıyım düşüncesine mahkûm yaşarım. Hayatı bu yolda harcar giderim. Ancak “var görünen” halimden daha fazlası olduğumu bilir ve bunun farkında yaşarsam bedenimin bu dünyada bana arkadaş olduğunu, bana hizmet ettiğini ve ölümle birlikte onu bırakacağımı bilirim. Bunu bilince bedenime elbette yine ama Allah’ın bana emaneti bir arkadaş olarak çok önem veririm. Onu Allah yolunda, Allah’ın razı olduğu idrakla kullanırım. Mesele bedenden kurtulmak değil, asıl sıyrılmamız gereken müstakilen varım ve muhtarım zannı! Bu zannla yaşamak vehmin zulmeti idrakıyla yaşamaktır; nefsin şerri benlikle yaşamaktır ki hepsinin özeti; ilahlık hissiyatıyla yaşamaktır. İlahlık hissiyatıyla yaşayan kişi kendisini Allah’ın dışında ve gerçekten var olan bir varlık sanır, diğer bir deyişle kendisini var görünen hali zanneder, kendisini bedenden ibaret düşünüp bu bedende müstakil güç, kuvvet, mülk sahibi olduğunu zanneder, bu hisleri besleyecek davranışlarla yaşar. Bu davranışları zulmani benlikle ve nefsin şerriyle yapar. Zulmani benlikten kurtulmaya çalışan ise var görünen halini değil kendini hissetme duygusunu önemser, oruçla onu ve onun Samediyet nurunu yaşamaya taliptir.
“Kestiğiniz kurbanların kanı Allah’a ulaşmaz” ayetini açlık, toklukla ilişkilendirmeniz, onların Allah’a ulaşmıyor oluşu çok etkiledi beni. Biz sanıyorduz ki, tuttuğumuz oruçla yani açlıkla Rabbimiz bizden razı olacak. Ama fark ediyoruz ki, Rabbimiz bizden örtücü ilahın tuttuğu orucu istemiyor. Örtücü ilahlıktan sıyrılmış veya sıyrılma telaşına girmiş olarak “Eşhedü en La ilahe illallahül Ehadüs Samedülleziy lem yelid ve lem yûled ve lem yekün lehû küfüven ehad” şahadetine talip oruç tutmamızı Rabbim seviyor ve istiyor. Demek ki Rabbimiz bizden örtücü ilahın tuttuğu "performans" orucunu değil, kulun ihlaslı salih ameli olan orucu istiyor. İnşallah bizler de "İhlas Suresi"nin hakikatiyle Ehad-Samed olan Allah’a gerçek Billahi kulluk bilinciyle oruçlu oluruz.
Böyle bir oruç için şartın nefs-i levvameye girmek olduğunu da öğrendik elhamdülillah. Nefs-i levvame ise Allah’a Billahi anlamda iman ile yani Allah’ın dışı algısını reddetmekle başlıyor. O halde kendimizi deli gibi sorgulamalıyız: Ben bu salatı ikame derken, bu orucu tutarken, bu zekâtı verirken, bu işi yaparken nefs-i levvame idrakında mıyım, o idraka uygun yaşama telaşında mıyım? Deli gibi bu telaşta olmak gerekiyor; çünkü Allah yolunun delisi olunmadan veli olunmaz.
Ramazan ayı ve oruç ibadetinin hakikati, hedefi konulu bu tefekkür söyleşilerimizin hayrlı, kolay, güzel ve geri dönüşsüz idrak ve yaşantının kapısını açması dualarımla…