Erdoğan Emre

Zafer Müzesi Açılırken

Erdoğan Emre

Çok şükür 15 yıl önce kapatılıp restorasyon için ihaleye çıkarılan tarihi müze binamız, inşaat tarihinin (1915) 107.ci Büyük Zafer’in (1922) 102. yılında ve kutsal Ağustos ayında tekrar hizmete açılıyor.
Bu günlere gelinceye kadar çok maceralı bir hayat geçiren tarihi bina, önce belediye hizmetinde idi; henüz 5- 6 yaşında iken (26-29 Agustos 1922) Mustafa Kemal, Fevzi Çakmak, İsmet İnönü paşaları birkaç günlüğüne misafir etti, gece yarısı Tevfik Bıyıklıoğlu’nun dikkati sayesinde Atatürk’ün emriyle Mareşal Çakmak ve İnönü uyandırıldı; Büyük Zafer’in kararı bu binanın sağ köşesindeki odada alındı ve derhal Dumlupınar’a hareket ettiler; bina tekrar belediyeye bırakıldı. Ta ki 1939’da yeni belediye binası açılıncaya kadar bu bina 24 sene Afyonkarahisar Belediyesi olarak hizmet verdi. Sonra 8-9 yıl Doğumevi Hastanesi oldu, Maarif müdürlüğü, PTT Baş Müdürlüğü, Emniyet Müdürlüğü’ne ve son olarak Başkomutan Milli Park Müdürlüğü’ne tahsis edildi.
Milli Park Müdürlüğü’ne geçmesi ve tapusunun çıkarılmasında ben de bulundum. O günlerin Başkomutan Tarihi Milli Park müdürü Hilmi Gürdal bu bina için seferber oldu; dış cepheyi kum püskürtme metoduyla temizleyip nurlandırdı, Arkeoloji Müzesi müdürümüz merhum Ahmet Topbaş’ın da yardımıyla tüm binayı tarihi atmosferine uygun şekilde yeniden canlandırdılar. Kurtuluş Savaşı’nın geçtiği ve Başkomutan Tarihi Milli Park coğrafi alanını gösteren 1/25000 ölçekli dev maketi yaptırdı. İki ayrı ressama savaş meydanını tasvir eden büyük tablolar hazırlattı. (Afyon Lisesi Resim öğretmeni Ertuğrul Saraç ve Merkez Ortaokulu resim öğretmeni Ali Beka Özkan)
Böylece üst kat tam bir müze olurken alt kat Milli Park Müdürlüğü personeline ayrıldı. Mesai saatleri içinde isteyen vatandaş ana kapıdan girip üst kattaki müzeyi serbestce gezebiliyordu. Önce güçlendirme yapılacak ve bina orijinal haline çevrilecek, (ortada boşluk olacak) eski haline çevrilmesi lazım; sonra da, bu bina çürük, duvarlarında çatlak var, etrafına bodrum yapılıyor (belediye otopark yaptırdı), çatlaklar tehlike arz ediyor, güçlendirilmesi gerekir denildi ve bina boşaltıldı. Yıllarca pencereleri açık ve perişan vaziyette terk edilmiş halde kaldı. Bir ara taşları numaralandırılıp başka bir yerde tekrar monte edilmesi konuşulur oldu. Sonra da CİMER’e tahsis edileceği rivayeti çıktı.


Tamiratlar sırasında çatısı sökülüp açıldı beton plakları kırılarak tabiat şartlarına teslim edildi. Bina sağlam olmalı ki her şeye dayandı, teslim olmadı. 2 katlı standart bir yığma yapının nasıl güçlendirileceğini 60 yıllık bir mimar olarak hala anlamış değilim; taşıyıcı duvarlara beton mu şırınga edildi? çatlaklar yapıştırıldı mı? Temel’in altına kazıklar mı çakıldı? Yoksa yeni sömeller mi döküldü? Velev ki hepsi yapıldı hangi teknik ile sonuçtan emin olabiliyorsunuz? Bugün çelik konstrüksiyon ile sağlanan ortası boşluklu asma kat niteliğindeki büyük tadilat için gömülen tonlarca ağırlığın, mevcut zemine ve etrafına ne problemler getireceği hesaplandı mı? Daha da önemlisi yapılan asma kattaki putrellerin taşıyacağı maksimum 500 kilogram/m2 yük için 10-15 misli daha sağlam demir malzeme kullanılması müteahhitin kazanması için miydi? Bir deprem vukuunda bu asma katı taşıyan stabil demir çerçeveler ile yığma binanın duvarları müşterek çalışabilecek mi? yoksa birbiriyle tokuşarak kendi kendini yıkacaklar mı?
Bir şekilde binayı kurtardık ve yeniden kazandık diyelim; Burası 100 yıl önceki anıları canlandıran bir müze olarak binası ve içindeki objelerle bir bütün olması gerekirken kapı kollarından pencere ispanyoletlerine, zemin kaplamasından duvar sıvası ve renklerine, perdelerine, avizelerine, koltuk, sandalye ve masalarına kadar yeni yapılmış 2024 model objelerle kaplıyken ben nasıl 1920- 22 şartlarını hayal edebilirim? Hangi ruh haliyle o günleri yaşayabilirim? 70 yaşın üstündekiler bunu belki becerebilirken, yükselen yeni nesil nasıl yapacak? Bütün bunlara cevap verecek bir üst akıl düşünemiyorum. O yıllara ait saydığım bu malzemelerin bir kısmı sanırım Dumlupınar’daki müzenin deposuna gönderilmişti, maketler ve büyük tablolar?
Bu eşsiz müzenin içinde ve çevresinde 26-30 Ağustos’ta kullanılan top-tüfek, kağnılar, mermi kovanları, yunan postalları, dünyanın her tarafından gönderilmiş konserve tenekeleri, kahve fincanları, kasaturalar, mataralar ve binlerce objenin sergilenmesi lazımdır diye düşünüyorum. Ayrıca binanın önemli günlerde içten ve dıştan uygun biçimde aydınlatılması da gerekir tabii ki. Bu fikirlerimi yetkili mimara açıklamıştım, sanırım dikkate alınacaktır.
Son olarak binayı şu duruma getirip bugünün gençliğine teslim eden yetkililere sonsuz teşekkürlerimi arz ediyor, son zaferimizi kutluyorum.

Yazarın Diğer Yazıları