İrfan Ünver Nasrattınoğlu

Afyon Kalesi

İrfan Ünver Nasrattınoğlu

Biz doğma büyüme Afyonlular olarak, bu arkeolog-tarihçi-yazar Ahmet Semih Tulay’ın hakkını nasıl ödeyeceğiz? Bazı kuruluşlar, onu Türkiye çapındaki çalışmalarını değerlendiriyorlar ama, ilimizi yöneten ve yönlendirenler, bu çok değerli insanımız için ne yaptılar veya yapacaklar bilmiyorum. Hatta, Kocatepe Üniversitemizin bilginleri, Tulay’ın eserleri ve çalışmaları hakkında, Rektörlük katına Tulay hakkında herhangi bir öneri yaptı mı, bilmiyorum…Haa yanlış anlaşılmasın, parasal bir ödül falan kastetmiyorum. Ama ne demek istediğimi de açıkça beyan etmeliyim…Başka bir Ülkede, hatta Ülkemizin, Üniversitesi olan başka bir kentinde yaşayıp da böylesine önemli çalışmalar yapan Tulay’a, en azından bir “Fahri Doktora” verirlerdi…

Rektörler ve ona en yakın olan akademisyenler, günlük gazeteleri ve dergileri okumaya vakit bulamazlar. Yayımlanan kitapları falan da göremezler. Bu nedenle yazımda onları kast etmiyorum; ama en azından dekanlar, dekan yardımcıları, bölüm başkanları ve uzman hocalar, yaşadıkları çevrede yapılan yayınları görmeli, okumalı ve okuduklarından etkilendiklerinde, Bölüm Başkanı ve Rektöre ulaşarak, onu etkileyen yazarın bir şekilde ödüllendirilmesi için teklif yapmalıdır.

Yıl geçmiyor ki, Semih Tulay cephesinden yeni bir kitap gelmesin!...O’nun birbirinden değerli eserlerinin sayısı 30’e geçti. Bunlardan birisi ve elimden hiç bırakmadığım kitabı “Cumhuriyetin 100.Yılına Armağan: AFYON KALESİ” adlı kitaptır.

Kendimi bildiğim günden itibaren ben Kale’yi gördüm, Kale ile yaşadım ve son yıllarda sürekli rüyalarıma giren Afyon Kalesi, tarihi, kültürel, sosyal, sanatsal ve coğrafi bakımdan olağanüstü bir olay, Tanrı’nın bahşettiği bir doğa harikasıdır. Doğup büyüdüğüm Çavuşbaş Mahallesi Küçük Olucak Sokağındaki evimizden çıkıp, on-onbeş adım atıp, sol yanıma baktığımda Kale’yi görür, onanla selamlaşırdım. Herkes merdivenlerinden yürüyerek Kale’ye çıkarken, Yaştaşlarımla biz de, arka cephesinden zaman zaman tırmanarak Kale’ye çıkardık. 

Kuşkusuz Kalemiz ile ilgili olarak çok kalemeri yazılar ve şiirler yazıp yayımladılar. Ben de her vesileyle yazdım, tekrar yazdım, tekrar yazdım…Ama bu kez, artık benden daha fazla Afyonkarahisarlı olduğuna inandığım Semih Tulay bir gazete veya dergi yazısı yazmak yerine, dört başı mamur bir kitap yayımladı. Bu kitapta, Kale’miz ile ilgili merak edilebilecek tüm bilgiler yer almaktadır.

Bu kitabın tanıtımı hakkındaki yazımda ben, “İçindekiler”i sunmakla yetineceğim:

*Sunu-Önsöz-Kısaltmalar

*Kale Genel Bilgiler

*Afyon Kalesinin Konumu

*Jeolojik Durum

*Tarihçe

*Afyon Kalesi’ndeki Yapılar

I. İç Kale – Yukarı Kale

    a.Kapı

    b.Frig Eserleri

        -Kybele Tapınağı

        -Bizans Çeşmesi

   c. Su Sarnıçları Ve Öteki Eserler

   d. Surlar

   e. Kale Mescidi ve Öteki Eserler

   f. Kız Kulesi – Gözetleme Kulesi

II.Orta Kale

   a. Frig Kalıntıları

   b. Surlar

   c. Merdivenler

III.Aşağı Kela İle İlgili Yapılar

   a. Kale Dibi Mescidi

   b. Sultan Alaaddin-Hisarardı Medresesi

   c. Hisarardı Medrese Çeşmesi

   d. Kale Çeşmesi

   e. Kale Kilisesi

Değerli Arkeolog-Yazar A.Semih Tulay, bu başlık altında, Kele’nin hemen hemen bütün özelliklerini anlatmaktadır. Ayrıca, eserin öteki sayfalarında da yine doğrudan Kale’yi ve Afyonkarahisar’ımızı ilgilendiren şu konuları da ayrı başlıklar altında anlatmaktadır.

*Gezginlerin kaleminden Afyon Kalesi

*Kale ile ilgili söylenceler ve inanışlar

*Türkülerde Afyon Kalesi (Notalarıyla)

*Manilerde Afyon Kalesi

*Şiirlerle Afyon Kalesi

*Eski Basında Afyon Kalesi

*Afyon kalesi ile ilgili tablolar

*Üzerinde Kale baskısı olan para-kıymetli kağıt

*Posta Kartı ve Kale temalı logolar

Doğal olarak yazar bir son söz de yazmış, özet bir kaynakça vermiş ve bir de özgeçmişini yayımlamış. Afyonkarahisar Belediyesi tarafından basılmış olan bu kitabın tekrar tekrar basılarak şehrimizde gazete ve dergi satışlarının yapıldığı bayilerde bulundurulmasında yarar vardır. Zira şehrimizden taransit geçen veya konaklayan kişilerin böyle bir kitabı batın alacaklarına inanırım. Örneğin ben nereye gidersem giderim, öncelikle o kent ile ilgili böylesi kitapları görünce hemen satın alırım.

Değerli dostum, Ahmet Semih Tulay’a, böylesine değerli bir eseri literatürümüze kazandırdığı için şükran duygularımı sunarken, şu dizelerle yazıyı noktalamak istiyorum…

 

Kızaran kayalar zevkle heceler

“Bahtım altun tahtım”destanı denir

Arzuyla yüklenen kal’e geceler

Devlerin şatosu gibi yükselir

Fatma Süzme

Bu ne kale? Bu ne sihirli yapı?

Gökten yere bir armağan gibidir.

Cennete buradan mı açılır perde?

Kaya değil, duyan bir can gibidir.

Halide Nusret Zorlutuna

Yazarın Diğer Yazıları