İrfan Ünver Nasrattınoğlu

Fener Rum Partiğini Kim Susturacak?

İrfan Ünver Nasrattınoğlu

Genel olarak bütün dinlere, peygamberlere ve onların tebliğ ettikleri kitaplarda yazılı olan bilgilere saygı duyarım. Zira daha çocuk yaşlarda ezberlediğimiz “Amentü Duası” içeriğini bilirim. Dolayısiyle Ülkemizde yaşayan Ortodoks, Katolik ve sair Hristiyan inançlarıyla yaşayan insanlara da kötü gözle bakmam. Ancak, bir papaz var ki, o adamın yüzünü dahi görmek istemiyorum. Türkiye’de göz bebeklerimizden birisi olan bir adada doğmuş olan bu zat, T.C. Pasaportu ile gittiği ülkelerde,Türkiye aleyhinde konuşmalar yapmakta, faaliyette bulunmaktadır. Bu zat, İstanbul’daki Fener Rum Fatriği Patrik Bartholomeos’dur. Bu zatı sevmememin sebebi, benim Ülkemde, Vatikan örneği ve Devlet kurmaya çalışması, bunun için büyük çaba harcamasıdır.
           Hristiyanlığın geneli bağlamında "ekümenizm" siyaseti aşan olumlu bir gelişmeyi ifade ederken, Fener Rum Patrikhanesi bağlamında "ekümenik" unvanının ısrarla kullanılması ise olumsuz bir gelişilmeyi ifade etmektedir, zira bu ısrarın arkasında Patrikhanenin kendisini "Doğu Ortodoksluğunun Vatikan’ına” dönüştürme yönünde pervasız bir hırs yatmaktadır.

Roma Katolik Kilisesinin ruhani önderi ve Vatikan devlet başkanı Papa XIV. Leo'nun Kasım 2025'te Türkiye'ye yaptığı ziyaret olumlu bir atmosferde gerçekleşmiş, ancak ardından 2025 yılında ve bu yılda Dünya genelinde yaşanan çeşitli jeopolitik gelişmelerle birlikte küresel manşetlerin gölgesinde kalmıştır. Papa, Türkiye'yi ziyaret eden bir devlet başkanından bekleneceği üzere ilk olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve diğer üst düzey yöneticilerimizle görüşmüştür. Papa ardından ziyaretinin asıl amacı olan Birinci İznik Konsili’nin 1700’üncü yıldönümünü anma vesilesiyle Türkiye'nin çeşitli Hristiyan topluluklarının dini liderleriyle bir araya gelmiştir. 

Birinci İznik Konsili Hristiyanlık tarihinde son derece önemli bir yere sahiptir, zira 1700 yıl önce Nikaia (İznik)’da dönemin Hristiyan önderleri Bizans İmparatoru I. Konstantin'in himayesinde bir araya gelmişler, zıtlaşan Hristiyan öğretilerini tartışmışlar ve bir uzlaşıya varmışlardır. Konsil sonrasında ortaya çıkan "İznik İnancı” yüzyıllar boyunca ana akım Hristiyanlığın ilahiyatını şekillendiren, Hristiyan ortodoksluğunun temel bir ifadesi haline gelmiştir. Bu nedenle Birinci İznik Konsili, Hristiyanlar arasında “dayanışma ve birliği teşvik eden” anlamına gelen "ekümenik" sıfatıyla anılmaktadır.

Ekümenizm, Hristiyan dünyasında on yıllardır süregelen istikrarlı bir akım olmuştur. Papa XIV. Leo'nun selefi olan Papa Fransuva’nın ekümenizme yönelik sarsılmaz bir inancı vardı. Papa Fransuva, “Hristiyanlığın günümüz dünyasının sorunları ve kötülükleri ile baş edemeyen, parçalanmış bir durum içerisinde” olduğunu düşünüyordu ve “can havliyle (tercihen Roma Katolik Kilisesi’nin manevi önderliği altında) dünyanın dört bir yanındaki Katolik, Ortodoks ve Protestan Hristiyanları bir araya getirmenin yollarını” aramıştı. Görünüşe bakılacak olursa Papa XIV. Leo selefinin bu konudaki mirasını sürdürmekte kararlıdır, zira Türkiye ziyareti sırasında Hristiyan önderlerle yaptığı tüm görüşmelerde ekümenizm ana tema olmuştur. Örneğin tarihçilerin Birinci İznik Konsili’nin gerçekleştiği yer olduğunu tahmin ettikleri Aziz Neophytos Bazilikası’nın arkeolojik kazı alanının yakınında düzenlenen dua ayini esnasında XIV. Leo şunları ifade etmiştir:

“Bu Hristolojik iman ikrarı, Hristiyanların tam birliğe doğru yaptıkları yolculukta asli öneme sahiptir. Ekümenik bağlamda da şunu söyleyebiliriz: ‘Biz Hristiyanlar sayıca çok olsak da tek Mesih'te hep beraberiz’. Dolayısıyla böylesine derin bir bağla zaten birbirimize bağlı olduğumuzun bilinciyle, Kutsal Ruh'un rehberliğinde ve karşılıklı sevgi ve diyalog içinde, İsa Mesih'te vahyedilen Tanrı’nın Sözüne daha da derin bir bağlılığa doğru olan yolculuğumuza devam edebiliriz. Bu şekilde, ne yazık ki hala var olan bölünmelerin ayıbını aşmaya ve Rab İsa'nın dua ettiği ve uğruna hayatını feda ettiği birlik arzusunu beslemeye hepimiz davet ediliyoruz ”

"Bugün, şiddet ve çatışmadan muzdarip olan tüm insanlık uzlaşma için feryat etmektedir. İsa Mesih'e inanan tüm müminler arasında tam bir birliktelik arzusu, her zaman tüm insanlar arasında kardeşlik arayışıyla birlikte gelir. İznik İnancıyla ‘tek Tanrı'ya, yani Baba'ya’ olan imanımızı ilan ediyoruz.”

Dünya genelindeki Hristiyanların mezhepsel farklılıkları konusunda uzlaşıya varmak için çaba harcamaları son derece normal ve hatta övgüye değerdir. Ancak ekümenizm arayışının siyasetle kesişmesi ve bunun bir devletin egemenlik haklarının ihlaline yol açması sorun teşkil etmektedir. Bunun somut örneği Papa XIV. Leo'nun Türkiye ziyareti esnasında, 29 Kasım 2025'te XIV. Leo ile Fener (İstanbul) Rum Patrikhanesi ruhani önderi Patrik Bartholomeos’un imzaladığı “Ortak Bildiri” adlı belgedir. Ortak Bildiri esasen dini içerikli olsa da söz konusu belgede Patrik Bartholomeos’a açıkça "Ekümenik Patrik", kilisesini de "Ekümenik Patriklik" olarak atıf yapılmaktadır. Oysa bu sınıflandırma hem Türk yetkililer hem de akademisyenler tarafından, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu belgesi olan 1923 Lozan Barış Antlaşması’nın lafzına ve ruhuna aykırı olduğu gerekçesiyle sayısız kez ve kesinkes reddedilmiştir. Söz konusu antlaşmaya göre Fener Rum Patrikhanesi “Türkiye'deki Ortodoks Rum vatandaşlarının dini ihtiyaçlarını karşılamakla görevlidir ve hem yurt içinde hem de yurt dışında tüm siyasi faaliyetlerden uzak durmak zorundadır”.

Ayrıca Büyük Atatürk döneminde çıkarılmış olan bir yasa ile bu Patrikhanenin Türkiye dışına çıkarılmış olması gerekir. Zira Türkiye bir “Türk Ortodoks Patrikhanesi” vardır ve eğer bir Ekümeniklik konusu gündeme gelirse, öncelikle, Türk Ortodoks Patrikhanesi Ekümenik olmalıdır.

Hristiyanlığın geneli bağlamında "ekümenizm" siyaseti aşan olumlu bir gelişmeyi ifade ederken, Fener Rum Patrikhanesi bağlamında "ekümenik" unvanının ısrarla kullanılması ise olumsuz bir gelişilmeyi ifade etmektedir, zira bu ısrarın arkasında Patrikhanenin kendisini "Doğu Ortodoksluğunun Vatikan’ına” dönüştürme yönünde pervasız bir hırs yatmaktadır. Böyle bir oluşum Türkiye’de devlet içinde bir devlet anlamına gelecek, bu ise hem Lozan Antlaşması’nı hem de Türkiye’nin devlet egemenliğini ihlal etmiş olacaktır. Patrikhanenin tarih boyunca saldırgan bir Yunan milliyetçiliğiyle harmanlanmış olması ve geçmişte dış müdahale girişimlerine aracılık etmiş olması nedeniyle, Türk devleti Patrikhanenin ülkedeki varlığına sırf Ortodoks Rum kökenli vatandaşlarına duyduğu saygı ve uluslararası siyasi dengeler nedeniyle müsamaha göstermektedir. Ne yazık ki Patrik Bartholomeos, ekümenik iddiasının tanınmasını sağlamak uğruna hem kendisini ve hem de kilisesini Türk devletinden ve kamuoyundan her geçen yıl daha da uzaklaştırmakta ısrar etmektedir.

Dikkatlice hesaplanmış bir dış politika yürütmesiyle tanınan Vatikan’ın devlet başkanı olan Papa XIV. Leo'nun Türkiye'nin bu konudaki hassasiyetlerinden bihaber olması mümkün değildir. Dolayısıyla Papa XIV. Leo’nun Türk hassasiyetlerinden haberdar olduğu, ancak Patrik Bartholomeos’u memnun etmek ve Fener Rum Patrikhanesi’ni Roma Katolik Kilisesi'ne yakınlaştırmak adına bunları göz ardı etmeyi tercih ettiği sonucuna varılmalıdır. Ve artık Rum Patriğine bir dur denilmeli ve durdurulmalıdır!...

Yazarın Diğer Yazıları