İrfan Ünver Nasrattınoğlu

Orta Asya Türklüğünün Büyük Şairi Ali Şîr Nevaî

İrfan Ünver Nasrattınoğlu

Tam adı Nizamüddin Ali Şîr Nevaî olan Türk Dünyasının büyük şahsiyetlerinden, Şair Ali Şîr Nevaî  9 Şubat 1441 tarihinde bugün Afganistan Cumhuriyeti sınırları içerisinde bulunan Herat kentinde dünyaya geldi. O dönemde Herat Timurlu Devletine bağlı idi ve en önemli kültürel ve entelektüel merkezlerinin başında geliyordu. 

Ali Şîr Nevaî'nin ailesi Çağatay sülalesindendi ve yüksek rütbeli bir sınıftan olarak "emir" unvanını taşıyordu. Babası Siyabettin "Küçük" adı ile biliniyordu. O zamanlar  Timur'un oğlu  Şahruh Mirza Timurlu Devleti'nin Horasan eyaletinin valisi olup 1405'te Timur'un ölümünden 1447'ye kadar Timur devletinin batısını bağımsız olarak Herat'tan yönetmekte idi. 

Siyabettin "Şahruh"un Devlethane denen sarayında onun hükümdarlık alanında yüksek bir devlet idarecisi idi. Bir dönem için Siyabettin bu devletin önemli şehirlerinden biri olan Sebzevar şehrinin valiliğini yapmıştı. Ali Şîr Nevaî'nin annesi de Şahruh'un sarayında şehzadelerine mürebbiyelik yapıyordu.

Çocuk yaşlarda babası vefat eden Ali Şîr Nevaî Horasan valiliği de yapan Timur’un torunu "Ebül-Kasım Babür Mirza bin Baysüngör Beg" vesayetine geçerek onun yanında yetişti. Bu saray eğitiminde Ali Şîr Nevaî sonradan Horasan'da Timurlu Devleti hükümdarı olan Hüseyin Baykara ile beraber yetiştirildi. Fakat 1447'de Şahruh'un ölümünden hemen sonra Herat’ta anarşik olaylar meydana geldi ve bu nedenle Hüseyin Baykara, Baysungur Beg ile birlikte Ali Şir de Meşhed'e kaçmak zorunda kaldılar. Ertesi yıl Meşhed'de Baysüngör Beg öldü. Hüseyin Baykara ile Ali Şîr Nevaî'nin de yolları ayrıldı!. Hüseyin Baykara kendini devletin sultanı ilan etti. Nevaî önce Herat'ta sonra Semerkand'da Nızamiye medresesinde Müderrisliğe başladı.

Bu arada Herat, Timurlu Devleti'nin Semerkand Hükümdarı ve Şahruh'un torunu olan Ebu Sa'id Mirza'nın eline geçti. Hüseyin Baykara bir müddet hapiste yattıktan sonra annesinin aracılığı ile Herat'ı Ebu Said Mirza adına yönetmeye başladı. 1469'da Ebu Said Mirza Karabağ Muharebesi'nde isyancı Uzun Hasan komutasındaki Akkoyunlular'a yenilip Timurlu Devleti hükümdarı tarafından idam edilince Timurlu Devleti çöktü.

Sonraki aşamada Hüseyin Baykara Horasan Sultanı oldu..Akkoyunlular ve Ebu Said Mirza'nin oğulları ile savaşa girdi ve 1470 yılının güzünde bunları ayrı ayrı yenerek Herat'ta hükümdarlığını pekiştirdi. 1470'te Ali Şîr Nevaî Semarkand'daki görevinden ayrılıp Herat'a gitti ve Sultan Hüseyin Baykara’nın emri altında devlet idareciliği görevine başladı.

Hüseyin Baykara'nın Herat'taki Sultanlığı 1506'ya kadar sürdü. 1471'de "vezir" unvanı verilen Ali Şîr Nevaî 3 Ocak 1501'de vefat etti. Bu büyük fikir ve devlet idamı, yaşamı boyunca evlenmedi ve yanında bir cariye olmadı. Herat’ta defnedilen Neva’nin doğal olarak çocuğu da yoktu. Ali Şir Nevai, hayatının son dönemlerinde Herat'ta Sultan Hüseyin Baykara yanında vezir, yüksek devlet idarecisi ve danışman olarak görev yapmıştı. Bu dönemde Büyük Horasan bölgesinde büyük imar işleri yapmıştı. Bu bölgede 370 kadar cami, medrese, kütüphane, hastane, kervansaray ile eğitim, vakıf ve hayır işleri için kullanılan binalara finansman sağlamış; onları restore ettirmiş veya yeniden yaptırmıştı. Sırf Herat şehrinde 40 kervansaray, 17 cami, 10 büyük konak, 9 hamam, 9 köprü ve 20 havuz yaptırdığı belgelenmiştir. Bu eserler arasında en önemlileri 13. yüzyılda ünlü mutasavvıf olan şair Ferîduddin Attâr için kuzey-doğu İran'da Nişabur şehrinde tasarımını yaptırıp ve bina edilmesini sağladığı türbe ve Herat'ta bulunan "Halasiya Medresesi" binasıdır.

            Ali Şir Nevai’nin Çağatay Edebiyatının oluşmasında büyük rolü vardır. Çeşitli konularda yazılmış 30'a yakın eseri bulunmaktadır. Eserlerinden bazıları şunlardır: Çağatayca Divan(5 cilt), Farsça Divan (5 cilt), 40 Hadis) ve Muhakemet'ül Lugateyn (İki dilin karşılaştırılması)'dır. 15. yüzyılda Çağataycanın klasik bir yazı dili olarak kimlik kazanmasında Ali Şir Nevai'nin önemi bilinmektedir. Nevai öncesinde ve Nevai'nin çağında, Timurlular devletinde Türkçe yazan sanatçılar azdır. Nevai, Türkçeyi edebi dil olarak kullanmayan, Farsça yazan çağdaşlarına çatar. Çağdaşlarının Farsçanın karşısında edebi dil olarak Türkçeyi yetersiz görmelerini eleştirir; eğer emek verilirse Türkçenin de Farsça kadar, hatta daha fazla anlatım inceliklerine sahip olduğunun görüleceğini belirtir. 

Farsça'nın resmi dil olduğu, Türk aydınlarının bu dille eser vermeyi hüner kabul ettiği bir zamanda Nevai, Çağatayca'nın Farsçadan üstün bir dil olduğunu savunmuştur. Bunu da eserleri ile kanıtlamış ve kendinden sonrakileri bu yolda eserler vermeye teşvik etmiştir.

***

Unesco 1991 yılında üç büyük Türk şairinin, anılması kararı aldı ve bunu dünyaya ilan etti. Bunlardan Yunus Emre, gerektiği şekilde ele alındı ve çok yönlü etkinlikler ve yayınlar yapıldı. Genceli Nizami ise, yeterince anılamadığı gibi, Azerbaycan’da yapılması tasarlanan törenler de gerçekleşemedi. Yunus Emre 750., Nizami 850. Yıllarını idrak ederken, Alişir Nevai’nin de 550. Doğum yıldönümü kutlandı. Bu münasebetle, Özbekistan’ın başkenti Taşkent’te düzenlenen büyük anma toplantısına çağrılı olmama rağmen, gidemedim. Keza Afganistan’da da bir toplantı yapılmış, bu toplantıya Dr.Mehmet Önder’le birlikte davet edilmiş, ama seyahat için gerekli finans kaynağı bulamadığımız için katılabilme olanağını bulamamıştık.

            Yunus Emre için yoğun törenler düzenlenirken, Alişir Nevai ve Genceli Nizami’nin ihmal edilmiş olması, Türkiye  için ayıp olmuştur!...Gerçi bir iki cılız toplantılar yapıldı ama,bunlar elbette yeterli değildi.

            Alişir Nevai, Mevlâna Celaleddin Rumi ve Genceli Nizami gibi, Farsça yazmış olmasına rağmen, bir Türk şairidir. Özbekler Nevai’nin Özbek olduğunu iddia ederken, Uygurlar da onun, Uygur Türklerinden olduğunu savunuyorlar. Tabii bu arada, İranlılar ve Afganlar da ona sahip çıkıyorlar. Ama kim ne derse desin, hangi boya mensup olursa olsun, Alişir Nevai bir Türk şairidir ve o bütün Türk Milletinin malıdır…

            Çağatay Türkçesinin öncüsü olan Nevai’nin en önemli eserlerinden birisi olan “Hamse” (1484) de, klasik İran Edebiyatının, Ferhat İle Şirin, Leyla ile Mecnun gibi  mesnevi konularını, kendine özgü biçimde işleyip, özgün değerlere ulaştıran Nevai, ilk Türk Şûara Tezkiresi olan, “Mecalisü’n-Nefais” (Güzelliklerin Toplantısı) adlı eserinde (1471), 15.yüzyıl İran ve Çağatay şairleri hakkında bilgiler verdi. “Mizan’ül-Evzan” (Vezinlerin Ölçüsü) adlı eserinde Türk nazım ve musiki şekillerini tanıttı. “Muhakemetü’l-Lugateyn” (İki Dilin Muhakemesi) adlı eserinde ise (1498), Türk dilinin, Fars dilinden daha zengin olduğunu ortaya koydu. Türkçe şiirlerini 4, Farsça şiirlerini de ayrı bir divanda toplayan Nevai, sayısı 30’u aşan eserlerinde, bilinçli bir dil Türkçülüğü ile, Çağatay Türkçesi’ni, Farsça’dan hiç de geri kalmayan bir kültür dili yapmaya gayret etti. 

            Alişir Nevai’nin, Türkiye’de yayımlanan eserlerinden bazıları şunlardır:

1. Muhakemetü’l-Lugateyn (Hazl.Veled Çelebi, 1900)

2. Muhakemetü’l-Lugateyn (Hazl.İshak Refet Işıtman, 1941)

3. Ali Şir Nevai Külliyatı (4 Cilt, Hzl.Agah Sırrı Levent)

*1. Cilt, Hayatı Sanatı ve Kişiliği, 1965

*2. Cilt, Divanlar (4 Türkçe) 1 Farsça Divan,1966

*3. Cilt, Hamse, 1967

*4. Cilt, Öteki 17 Eseri, 1968

4. Hazâyinü'l-Maânî (Dört Divan): Nevai'nin tüm Türkçe şiirlerini topladığı eser.

5. Garâibü's-Sıgar (Küçüklük Gariplikleri - Çocukluk dönemi)

6. Nevâdirü'ş-Şebâb (Gençlik Müstesnalıkları - Gençlik dönemi)

7. Bedâyiü'l-Vasat (Orta Yaş Güzellikleri - Orta yaş dönemi)

8. Fevâidü'l-Kiber (Yaşlılık Faydaları - Yaşlılık dönemi)

9. Seb'a-i Seyyâre (Yedi Gezegen): Mesnevi tarzında, Türkçenin edebi gücü… 

10. Leyla vü Mecnun: Aşk hikayesini Türkçe ile yeniden yorumladığı ünlü mesnevi. 

11. Ferhad ü Şirin: Türk diliyle yazılmış en başarılı aşk mesnevilerinden biridir. 

 

            UNESCO kararı ile, bu büyük şairimizin dünya çapında ele alınması üzerine, onunla ilgili küçük de olsa bir kitap yayımlamayı çok arzu etmiştim. Ancak, bu hususta bana destek verebilecek olan kimi dostlarım, kıllarını kıpırdatmayınca, tek başına bu büyük işin üstesinden gelemeyeceğimi anlayıp vaz geçmiştim. Ne yazık ki bu düşüncemi, bir türlü eyleme dönüştüremedim ve arzu ettiğim kitabı yayınlayamadım!...

            Büyük şairimizin ölüm tarihi 1 Mart 1501. Geçtiğimiz yıllarda, doğumu gibi, ölümünün de yuvarlak yıldönümleri oldu. Maalesef bu yıldönümlerinde de, onun hatırasına uygun bir etkinlik yapılmadı.

                        Aşağıda büyük şair Ali Şir Nevaî dizelerinden oluşan iki şiir sunuyorum…

 

Bağrıma, ey ayrılık dikeni! her zaman saplanma
Ey gönül! Yüz eziyet gelse; göze başkasını alma.


Bin bela yüzlense ey can! Yardan ayrılma.
Olsa yüz bin canım al ey hicran! Lakin kılma,
           Yarımı benden cüda, yahut beni ondan cüda.

 

                                               GAZEL

Anca kim Şîrîn ü Leylîden senin hüsnün füzûn

Mende hem Ferhâd ü Mecnûndan füzûn aşk ü cünûn

 

Gam imes çün hâk-i râhından taparmın cân ısı

Gerçi mühlik gam yüki kaddimni eyleptür nigûn

 

Zülfün allında füsûnger gözlerin her kûşeden

Kûyi ol müşkîn yılan kaydına eylerler füsûn

 

Yağdırıp nâvek bozuk gönlüm imâret eyledin

Gûyiyâ pulpuş edip koydun ana her yan sütûn

 

Leblerin hecrinde giryân gözlerimin kanları

Katreî ger tamsa bir deryânı eyler la’l-gûn

 

Vasl eyyâmıda hoş tut zerrelerni ey kuyâş

Kim bu günlerni begâyet kıska eyler çerh-i dûn

 

Başım üzre firkatin taşını görsen diyesin

Nokta zâhir eylemiş gûyâ Nevâyî üzre nûn

Yazarın Diğer Yazıları