Büyük ölçüde Türkmen kökenli Türkler’le meskûn bulunan Afyonkarahisar’da doğup büyüyenler; millî ve manevî değerlerine bağlı olarak yetişirler. Türklük ve Bayrak, her bir Afyonkarahisarlı için, vazgeçilmez kavramlardır. Ali Bey de, bu duygular ile beslenmiş; yaşamı süresince bu kavramlara bağlı kalmıştır.
Gazetemizin kurucusu, kardeşim, merhum Şükrü Küçükkürt da ben de yıllar önce onun için “en büyük Afyonkarahisarlı” demiş ve öyle yazmıştık. Çünkü o öyledir…Neden mi öyledir? Buyurun, onun gerçek özgeçmişini okuyunuz…
Ali Bey, Şerifoğlu Ahmet Ağa ile Fatma Hanımın oğlu olarak, 1878 yılında Afyonkarahisar’da dünyaya geldi. Daha çocukluk yıllarında görülen liderlik vasıflarından dolayı arkadaşları O’na “Ali Vezir” veya “Vezir Ali” dediler.
Ali Bey, gerçek anlamda Türk Milliyetçisidir. Çünkü Atatürk’ün daima yanında bulunmuş ve O’nun düşüncelerini ve ne yapmak istediğini anlamıştır. O aynı zamanda Allah’ın birliğine inanan bir mü’mindir…
O’nun Halkevleri döneminin ünlü Taşpınar Dergisi’nde yayımlanan “Türk Millî Mefkûresi” başlıklı yazı dizisini ve “Türk Milliyetçiliği” adlı bir kitabının bulunduğunu, bugünkü kuşaklar pek bilmezler! Taşpınar’da ve başka yayımorganlarında çıkan yazıları; çeşitli yerlerde ve özellikle T.B.M.M.’nde yaptığı konuşmaların ana teması Büyük Atatürk’ün tanımladığı Türk Milliyetçiliği üzerine kuruludur.
1878 yılında doğan Ali Bey, 1885’de Rüşdiye tahsiline başladı. İlk ve Ortaokul tahsilini doğduğu şehirde tamamladı. 1895’de Harp Okuluna girdi 1898’de Teğmen rütbesiyle Orduya katıldı. O dönemin askerleri, cepheden cepheye koştukları için, evlenip yuva kurabilmeleri ya mümkün olmamış ya da bu konuda biraz geç kalmışlardır. Ali Bey de Malta sürgününden kısa bir süre önce, İstanbullu Âli Beyin kızı, 1903 doğumlu Mefharet Hanımla evlendi. 17 yaşında evlenen Mefharet Hanım, daha 20 yaşında iken, 1923’de tek varlıkları olan İstiklâl hanımı dünyaya getirdi. İstiklâl Hanım, 21 Ekim 1948 tarihinde, yakın siyasi tarihimizin mümtaz şahsiyetlerinden birisi olan Emin Paksüt’le evlendi. İstiklâl-Emin Paksüt çiftinin de 19 Ekim 1949 tarihinde Gülbün, 03 Kasım 1953 de Osman adlı iki çocukları dünyaya geldi.Çeşitli ülkelerde diplomasinin çeşitli kademelerinde ve Büyükelçi olarak görev yapan Osman Paksüt, Anayasa Mahkemesi üyesi ve Başkan Yardımcısı olarak görev yaptı. Osman Paksüt’ün Sinan adlı bir oğlu ve Sinem adlı bir kızı bulunmaktadır.
***
Ali Bey, daha sonraki aşamada 172.Piyade Alayı Komutanıdır ve görev yeri Ayvalık Cephesidir…28 Mayıs 1919 Tarihinde batılı ülkelerin şımarık evlâdı olan Yunanistan, Ayvalık sahiline asker çıkarmaktadır! İstanbul’daki Osmanlı yönetimi “bırakın çıksınlar”diye kesin emir vermiş olmasına rağmen, Ali Bey “ateş” emri vererek, düşmana karşı durur…
***
Ali Bey, 12 Ocak 1920’de açılan 18 Mart 1920’de çalışmaları durdurulan ve nihayet 11 Nisan 1920’de Padişah buyruğu ile feshedilen son Osmanlı Mebusan Meclisi’nde Mustafa Hulusi ve Ömer Lütfü Beylerle birlikte Afyonkarahisar Mebusudur. O arada, Türk Tarihi için bir yüz karası olan Mondros Mütarekesi imzalanmış; İstanbul yabancı kuvvetler tarafından işgal edilmiştir. İşgalci İngiliz askerleri, Türk Milliyetçilerini teker teker yakalayıp, Malta Adası’na sürgüne göndermektedir. Ali Bey de, İstanbul’da Köprü üzerinde yakalanarak Esat Paşa, Müşir Şakir Paşazade Arapkirli Cevat Paşa ve Yakup Şevki Paşa ile birlikte, aynı vapur içerisinde Malta’ya gönderilenler arasındadır.
Öte yandan Büyük Atatürk, Samsun’a çıkmış; daha sonra Erzurum ve Sivas Kongrelerini toplayıp, Ankara’ya gelmiş ve Büyük Millet Meclisi’ni açmıştır. Bu Meclisin girişimleriyle, Malta sürgünlerinin serbest bırakılmaları sağlanmış ve Ali Bey de 11 Mart 1922 Tarihinde Yurda dönerek, T.B.M.M.’nde, Afyonkarahisar Milletvekili olarak yerini almıştır.
***
Ali Bey, Albay rütbesiyle emekliye ayrılır ve asker kimliğinden uzaklaşıp, bütünüyle siyasete ve sivil olarak devlet hizmetine soyunur…
Meclise girer girmez çok önemli görevler üstlenmiştir. Bu görevlerden birisi, Kâzım Karabekir, Ziya Gökalp, İsmail Canbolat, Yusuf Akçura, Ahmet Ağaoğlu ve Celâl Bayar’la birlikte oluşturulan Anayasa Komisyonu üyeliğidir. Yani, yeni Türk Devletinin ilk Anayasasının hazırlanmasında O’nun da payı vardır.
Cumhuriyet Halk Fırkası (Partisi)’nın kuruluşu ve bu Partinin tüzüğünün hazırlanması aşamasında da önemli işlevler üstlenir ve uzun yıllar bu Partinin “Grup Reisliğini” (bugünkü deyimiyle Grup Başkan Vekilliğini) ve Genel Sekreter Yardımcılığını yapar…
Ali Çetinkaya, 1946 Genel Seçimlerine kadar, Afyonkarahisar Milletvekili olarak, TBMM’nde bulundu ve son derece önemli görevleri ifa etti.
Demokrat Parti (DP)’nin başındaki Celal Bayar, Ali Beyin yakın arkadaşıydı. Seçim ortamına girildiği günlerde, CHP’liler akın akın DP’ye geçerlerken, o kendisine yapılan tekliflere şöyle cevap veriyordu:
– Ben siyasete CHP’de başladım; bu partinin tüzüğünü ben hazırladım; yıllarca grubun reisliğini yaptım. Ben ölünceye kadar CHP’nde kalacağım.
Ne yazık ki, Afyonkarahisar, 1946 seçimlerinde yeni kurulan DP listesindeki adayları TBMM’ne gönderirken, ömrünü memlekete, millete ve Afyonkarahisar’a adamış olan Ali Çetinkaya’yı Milletvekili yapmadı!…
Ali Beyi, Libya’da tanıyan Atatürk, 16 Şubat 1934 Tarihinde O’nun, İsmet İnönü Hükümetinde Nafia (Bayındırlık) Bakanı olmasını sağlamış; bu görev Celal Bayar ve Refik Saydam Hükümetlerinde de devam etmiştir.
1939 yılında, Muhabere ve Münakalat (Ulaştırma) Bakanlığı kurulunca, Ali Bey, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Ulaştırma Bakanı olmuştur. O dönemde Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlıkları, en çok yatırımların yapıldığı, en fazla paranın harcandığı bakanlıklar olup Yüce Atatürk’ün dürüstlüğüne en güvendiği Ali Beyi, önce Bayındırlık, sonra Ulaştırma Bakanlığının başına getirmiş olmasının iyi değerlendirilmesi gerektiği kanısındayız. Yurdumuzun demir ağlarla örülmesinde; yabancı şirketlerin millileştirilmesinde Atatürk’ten sonra en büyük pay, Ali Bey’indir.
***
Koca bir İmparatorluk yıkılmış; Avrupa’nın emperyalist ülkeleri, atmaca gibi gözlerini Anadolu toprakları üzerine dikmişler ve kendi aralarında parselleyip paylaşmak istemişlerdir. Dıştaki düşmanlar bir yana, içeride de bir sürü düşman vardır; kimi Padişahlığın ve Halifeliğin devamını ister; kimi başka devletlerin himayesine girilmesinden yanadır!… Öte yandan, uzayıp giden savaşlar yüzünden, bir kısım gençler, askerlik yapmaktan imtina ederek, kaçmışlar ve giderek asker kaçaklarının sayılarında artışlar görülmüştür.
İşte böyle bir ortamda, Ülkede huzuru ve Milli Birliği sağlamak için İstiklâl Mahkemeleri kurulur. Ali Bey de Ankara’da çalışma yapacak olan mahkemenin başkanıdır; ünlü “Üç Ali’ler Mahkemesi”. Yani Kel Ali (Bey), Kılıç Ali ve Necip Ali… Bu mahkemenin Başkanı Ali Çetinkaya, Savcısı Necip Ali, Üyeler ise Kılıç Ali (Galatasaray’ın unutulmaz futbolcularından Gündüz Kılıç ve Gazeteci-Yazar Altemur Kılıç’ın babaları) ve Reşit Galip Beylerdir.
Atatürk, Ali Bey’e, her zaman son derece güvenmiş ve O’na, halledilmesi en zor görevleri vermiştir. Çünkü O, son derece dürüst, namuslu, haysiyetli, şerefli bir insandır.
Bu mahkeme, sonraları yazılıp çizilenlerin aksine, son derece dürüst yargılama yapmış; TBMM’nin ittifakla aldığı kararla takdirname kazanmıştır.Yıllarca İstiklal Mahkemeleri ile ilgili bilimsel araştırmalar ve yayımlanan tezlerle, mahkemelerin yararlı hizmetlerde bulunmuş olduğu belgelenmiştir.
***
Kahraman bir asker olan Ali Bey, sivil hayata geçince de ülkemiz ve milletimiz için büyük işler başarmıştır. Bu yüzden onun adı, Yurdumuzun çeşitli yörelerinde de bazı yerlere verilmiştir. Benim saptayabildiğim yer adları şunlardır:
Ali Çetinkaya Caddesi (Antalya)
Ali Çetinkaya Kız Meslek Lisesi (Afyonkarahisar)
Ali Çetinkaya Caddesi (Afyonkarahisar)
Ali Çetinkaya Caddesi (Silivri)
Ali Çetinkaya Gar (Afyonkarahisar)
Ali Çetinkaya İlkokulu (Dikili)
Ali Çetinkaya Müzesi (Balıkesir-Burhaniye-Karaağaç Köyü)
Ali Vezir Çeşmesi (Afyonkarahisar)
Çetinkaya Çeşmesi (Kop Dağı)
Çetinkaya Köprüsü (Bafra)
Çetinkaya Tren İstasyonu
Çetinkaya Caddesi (Alsancak-İzmir)
***
Bugün Afyonkarahisar Merkezinde görülen tüm görkemli yapılar, Ali Çetinkaya’nın kazandırdığı binalardır. Gar binasından çıkınız; önünüzde uzanan düzenli yol; İstasyon caddesindeki, mimari ve estetik güzelliği olan yapılar; Lise , Kız Meslek Lisesi, Eski Belediye, PTT, Utku Anıtı, Anıt Park vb. Ali Bey’in şehrimize kazandırdığı binalardır. Hıdırlığın ağaçlandırılması da o dönemin eseridir.
Aslında Ali Çetinkaya, Afyonkarahisar’a yaptığı büyük hizmetlerden daha fazlasını Ülkemiz ve özellikle de Başkent Ankara için yapmıştır. Örneğin; Ankara Tren İstasyonu. Gar Binası, Gar Gazinosu ve çevresi – Devlet Demiryolları Genel Müdürlüğü binası – Pendik Tren İstasyonu – Haydarpaşa-Adapazı demiryolu hattının alt yapısının yenilenmesi – Lokomotif sayısının 1000’e çıkarılması- Demiryolları inşaatı Filyos-Diyarbakır yönüne doğru ilerlerken; Erzurum demiryolu inşaatına başlanılması – Bataklık halindeki alan üzerinde Gençlik Parkı’nı inşa ettirerek, Başkent’e görkemli bir park kazandırılması – Çubuk Barajı inşaatının tamamlanarak hizmete açılması – Devlet Su İşleri Teşkilâtının kurulması – Etimesgut’taki Radyo istasyonunun kurulması – Hava Yolları Teşkilatına çeki düzen verilip, tarifeli seferlerin başlatılması
***
Ali Çetinkaya, 1946 seçimlerinde seçilmeyince, siyasi hayatını noktaladı ve İstanbul’ un Kalamış semtindeki mütevazi evinde, inzivaya çekildi. Önce askerlik, sonra siyaset ve devlet adamlığı sorumlulukları, O’nu bir hayli yormuş, yıpratmıştı. Nihayet, 21 Şubat 1949 akşamı saat 22.30’da 71 yıllık yaşamı sona erdi.
O’nu çok seven Ayvalık halkı, na’şının Ayvalık’a defnedilmesi için büyük çaba harcadı ise de; Afyonkarahisar baskısı daha üstün geldi ve burada yapılan görkemli bir törenle Asri Mezarlığa defnedildi. Daha sonra kabri bir anıt mezar haline getirildi. Ne var ki onun anıt mezarı bugün çok kötü durumdadır!…