Lokman Özkul

105 SANİYE

Lokman Özkul

6 Şubat Pazartesi günü toplam 105 saniye süren 2 deprem, maddi ve manevi çok büyük sarsıntılara neden oldu. İlki 7.7 büyüklüğünde olan ve 60 saniye süren Pazarcık merkezli deprem insanlarımızı uykuda yakaladı ve binlerce canımız bu dünyadan dar’ül bekaya irtihal etti. İkincisi Elbistan merkezli, yaklaşık 45 saniye süren 7.6 şiddetindeki deprem daha büyük bir darbe vurdu, sağlam binaları da aldı götürdü, soğuktan evlerine giren insanlarımız da maalesef bu dünyadan ahirete göçtü, bir kısmı yaralı olarak kurtuldu, bir kısmı sağ salim olarak kurtulabildiler yanlız arkada çok büyük bir enkaz kaldı. Her şeyden önemlisi can kayıpları, on binlerce insanımız o depremler sonucunda toplamda 105 saniyede iki Dünya arası yer değiştirdiler. Acımız büyük tarifi imkansız, depremle ilgili yeni hikayeler duydukça acımız gitgide katlanıyor. Rabbim tekrarını göstermesin bizleri milletimizi doğal afetlerden muhafaza buyursun. Evet 90 saniye insanların hayatında neleri değiştirebiliyor. Normalde çok süreden saymayacağımız bir 60 saniye ve bir de 45 saniye ülkemizin altını üstüne getirdi, özellikle Güney ve Güneydoğu bölgemizde. Bütün Türkiye olarak bizler de yaralıyız çünkü asrın felaketiyle karşı karşıya kaldık. Bu depremlerin yıkıcı etkisi o kadar büyüktü ki, gerçek değerler uzman ifadeleri ile dokuz dokuz buçuk şiddetinde olduğunu gösteriyor. Depremlerin bilimsel yönü olmasıyla birlikte ilahi bir tarafı da vardır. Elbette ki yer altındaki fay hatları, onların kırılması ve depreme neden olması jeoloji ve jeofizik biliminin konusu. Lakin Yüce Allah bir şeye ol demeden olmaz. O (c.c.) istemezse yaprak bile kımıldamaz. Kula düşen burada tedbirdir. Kul işini en güzel şekilde yapacak, hileden hurdadan kaçınacak, işini tastamam yaptıktan sonra sonucu Allah’a bırakacak. Allah’ın takdiri hangi yönde gerçekleşirse kul buna rıza gösterecek. Ancak biz görevimizi yapmaz, işimizi ihmal edersek, sonuçları da istediğimiz şekilde olmaz. Dünyada ki bütün insanlar Allah’ın kuludur. Allah çalışan kullarını sever ve onların çalışmalarını ödüllendirir. Türk insanı da Allah’ın kulu, Malezyalı ve Japon da Allah’ın kulu. Kullar arasında demek ki yanlış yapılan bazı işler var. Bu bahsettiğim ülkelerde şiddetli depremler daha az hasarla savuşturulurken, biz de neden bu kadar büyük yıkımlar oluyor, her birimiz bunu tek tek sorgulamalıyız. Biz nerede hata yaptık, nerede yanlış yaptık diyerek kendimizi bir muhasebeden geçirmeliyiz. İşlerimizi doğru dürüst yapmalı, denetim görevlileri bihakkın denetimlerini yapmalılar ve kimseye iltimas geçmemeliler. Deprem gibi.. doğal afetler, insanlara aynı zamanda acziyetini hatırlatıyor. Bakın önce 60 saniye, arkasından da 45 saniye her şeyi alt üst etti. Gece zengin yatan gündüzünde herhangi bir mal varlığı kalmadığını gördü. Depremzede bir abimiz çorba dağıtırken şöyle diyordu: “3 dairem ve sıfır arabam gitti, bunların hiçbir önemi yok. Yalnız eşim çocuklarım ve diğer yakınlarım bu dünyadan göçtüler şu anda anadan doğma gibiyim, metanetli olmaya çalışıyorum ağlamaktan gözyaşlarım kurudu, ağlamak ne kazandıracak bana. Burada insanlara yemek dağıtarak faydalı olmaya çalışıyorum’’. Bu hayat imtihan dünyası, insanlar hayatlarının sonuna kadar bir takım sınavlardan geçiyorlar. Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de “Andolsun, Biz sizi; biraz korkuyla (doğal ve sosyal afetler ve düşman saldırılarıyla), açlık (ve kıtlıkla) ve bir parça da mallardan, canlardan ve semerat (ürün ve evlatlar)dan noksanlaştırmakla (hastalık ve sakatlıkla) imtihan edeceğiz. (Tedbirli ve temkinli hareket ederek) Sabır (sükûnet ve teslimiyet) gösterenleri müjdele (ki, sadece onlar sevaba ve başarıya erişeceklerdir) Bakara 155. Her insanın imtihanı farklı, onun için insan Allah katında acziyetini anlayıp oma göre bir hayat sürmesi gerekiyor. İsyandan uzak, sabrederek ve elinden gelen bütün gücü göstererek bu imtihan dünyasından başarıyla ebedi aleme gitmelidir. Kaçınılmaz son herkes içindir, imtihanların en ağır kısmına tabi olan da Efendimiz (s.a.v.) olmuştur. Yunus, Eyyub, İbrahim, Yakub, Yusuf, Musa.. Peygamberler de çok ağır sınavlardan geçmişlerdir. İnsan kibre kapılmadan, acziyetini anlayarak ve Rabbin rızasına uygun bir hayat sürerek dünyada o şekilde yaşamalıdır. Kur’an-ı Kerim’den bir duayla yazımızı tamamlayalım: “Rabbimiz unutur veya hata edersek bizi sorumlu tutup yargılama, Rabbimiz bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme, bize kaldıramayacağımız sorumluluklar taşıtma. Bizi affet, bizi bağışla ve bize merhamet et. Zira sığınacağımız (Mevla) yegâne kapı sensin, gerçekleri inkâr edenlere karşı bize yardım et.” (Bakara 286)

Yazarın Diğer Yazıları