Lokman Özkul

EHLİYET VE LİYAKAT

Lokman Özkul

“Allah size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Doğrusu Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor. (Nisa 58) Ayet-i Kerimeden de anlaşılacağı üzere, birisine bir görev verirken, o insanın bu konuya ehliyeti var mı, layık mı diyerek bakılmalı ve ona göre değerlendirmeler yapılmalıdır. Ehliyet liyakat nedir, önce onu tarif edelim:
Ehliyet; bir kişinin bir emaneti, bir görev ve sorumluluğu üstlenebilecek yeterli niteliklere sahip olma durumunu, bilgi ve becerisiyle o görev ve sorumluluğa uygunluk ve yeterliliğini ifade eder. Liyakat ise; insanın üstlenilecek görevi hak etmesi, ona layık olmasıyla ilgili bir özelliği belirtir.
Birisine bir emanet veya görev verirken, ehliyet ve liyakat özelliklerine bakılmalıdır. Hamili kart yakinimdir düşüncesi rafa kalkmalıdır. Benim adamım, yakınım.. diyerek, layık olanlar es geçilerek kul hakkına girilmemeli ve görev de hak etmeyenlere verilmemelidir. Aile kuruluşunda, şirketinde dahi olsa, o aile fertleri içerisinde en layık olan kim veya kimselerse onlar tercih edilmelidir. Ailelerde dahi ayrımcılık yapıldığından dolayı çok güçlü kuruluşların bile daha sonra battığına, iflas ettiğine şahit olduk. İnsanlar da görev talep ederken o göreve layık olup olmadıklarını sorgulamalılar, nitelik gerektiren görevlerde, ne iş olsa yaparım diyerek, nitelikli insanların önüne geçmeye çalışmamalılar.
Her liyakatli, ehliyetli değil; her ehliyetli de liyakatli değildir. Bir insan, liyakat sahibiyse, ehliyet sahibi olup olmadığına bakılır. Liyakat sahibiyse, ehliyet sahibi olduğu da tespit edilirse, görev ona teklif edilir. Ehliyet sahibi, ama liyakat sahibi olmayan kişiye asla emanet yani görev teslim edilemez. Teslim edilirse ne olur? İşler doğru dürüst yürümez, beklenen verim elde edilemez ve en önemlisi de, birçok insanın hakkı yenmiş olur. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Medine Site Devleti Başkanlığı yaptığı dönemde de, ordu komutanlığı yaptığı dönemde de, ehliyet ve liyakat ölçülerine göre hareket etmiş, hak etmeyen kimseye görev vermemiştir. Yakınlarına devlet görevi veya ordu komutanlığı vermemiş, tebaasından diğer layık olanlardan tercih etmiştir. Ondan dolayıdır ki; İslam tarihinin ve insanlık tarihinin en güzel dönemi olan Asr-ı Saadet’i yaşatmıştır. Dört Halife döneminden sonra Emevilerle birlikte, önemli görevler kendi yakınlarına, hak etmeyenlere verilmiş, Yezid gibi saltanat ürünü insanlar! ortaya çıkmış ve Kerbela gibi insanlık tarihinin en acı olaylarından birini yaşatmış Müslümanları da bölmüştür. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “İş, ehli olmayan kişilere verildiğinde, kıyameti bekle, kıyametin kopması pek yakındır.” (Buhârî, İlim, 2) diyerek konunun ne kadar önemli olduğunu vurgulamıştır. İmam Gazali’ye atfedilen bir sözde şöyle denir: “Layık olmadan makam sahibi olanlar astlarını ısırıp üstlerine kuyruk sallarlar. Hasbelkader hak etmeden bir görev, makam.. sahibi olmuşlardır, güç bende diyerek, altlarında bulunan insanları ezerler, insanlık dışı hareketlerde bulunurlar, üstlerine gelince de yalakalığın en alasını yaparlar. Ayet, hadis ve özlü sözlerden anladığımıza göre bu insanlar, insanların en fenalarıdır.
En önemli makam insanlık makamıdır diyerek, rahmetli Doğan Cüceloğlu’nun şu sözüyle yazımızı tamamlayalım: “Makam, mevki, rütbe, ünvan ; bunların hepsi cekettir. Ceketi asar bir yere gideriz. Arkamızda sadece insanlığımız kalır..’’

Yazarın Diğer Yazıları